Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Diğer Yayınlar Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 97
  • Yayın
    Annelerin covid-19 korkusunun okul öncesi çocuklarda kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve kaygı davranışları üzerindeki etkisinde annenin ebeveynlik tutumunun aracı etkisinin incelenmesi
    (Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği, 2025-04-07) Şişman, Hilal; Aktan, Zekeriya Deniz
    Bu araştırma, annelerin Covid-19 korkusu ile okul öncesi çocukların kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve anksiyete/içe dönüklük davranışları arasındaki ilişkide annelerin ebeveynlik tutumlarının aracı etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma örneklemi özel ve devlet anaokuluna giden 140 okul öncesi çocuk sahibi ve Covid-19 geçirmemiş anneden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Covid-19 Korkusu Ölçeği, Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu aracılığıyla uygun örneklem yöntemi ile çevrim içi ortamda toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre otoriter ebeveynlik tutumunun ve aşırı koruyucu ebeveynlik tutumunun, annelerin Covid-19 korkusu ile çocukların anksiyete/içe dönüklük davranışları arasındaki ilişkide tam aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgular doğrultusunda, araştırma annelerin Covid-19 korkusu ile çocukların anksiyete/içe dönüklük davranışları ilişkisinin annelerin otoriter ve aşırı koruyucu ebeveynlik tutumları aracılığıyla gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Pandemi sürecinde ebeveynlik tutumlarının aracı etkisine yönelik yapılan araştırmaların kısıtlılığı göz önüne alındığında bu araştırma literatüre ve bu kapsamda klinik çerçevede tedavi planlarına katkı sağlamaktadır.
  • Yayın
    Annelerin covid-19 korkusunun, okul öncesi çocukların kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve kaygı davranışlarının ve annelerin ebeveynlik tutumunun sosyodemografik verilere göre incelenmesi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2022-10-13) Şişman, Hilal; Aktan, Zekeriya Deniz
    Giriş ve Amaç: Bu çalışmada annelerin covid-19 korkusunun, okul öncesi çocukların kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve kaygı davranışlarının ve annelerin ebeveynlik tutumunun sosyodemografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırma örneklemi özel ve devlet anaokuluna giden 140 okul öncesi çocuk sahibi ve Covid-19 geçirmemiş anneden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Covid-19 Korkusu Ölçeği, Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu aracılığıyla uygun örneklem yöntemi ile çevrim içi ortamda toplanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında sosyodemografik veriler ile yapılan analizler sonucunda Covid-19 korkusunun Covid-19 aşısı olma durumu; annelerin otoriter ebeveynlik tutumunun annenin öğrenim düzeyi; annenin izin verici ebeveynlik tutumunun babanın öğrenim düzeyi; annenin aşırı koruyucu ebeveynlik tutumunun annenin öğrenim düzeyi, annenin çalışma zamanı ve şekline göre; çocukların sosyal yetkinlik becerilerinin ise sosyoekonomik düzey değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak, öğrenim ve ekonomik düzeyin annelerin ebeveynlik tutumları ve çocukların davranışları üzerinde etkisi olduğu görülmekle birlikte pandemiyle birlikte annelerin çalışma zamanı ve şekliyle birlikte çocuklarıyla geçirdikleri zamanın ebeveynlik tutumlarına yönelik etkisi de görülmektedir. Buna ek, Covid-19 korkusunun annelerin aşıya karşı tutumlarını belirlediği sonucuna da ulaşılmaktadır. Son olarak, bu araştırma kapsamında çocukların cinsiyeti ve annelerin ebeveynlik tutumları arasında anlamlı farklılık çıkmaması kız-oğlan çocuklarına yönelik yaklaşımlarda daha dengeli bir yerde olduğumuzu düşündürmekte ve umut verici bir noktada yer almaktadır. Pandemi sürecinde ebeveynlik tutumlarının sosyodemografik değişkenlerle ilişkisine yönelik bir bakış açısı sunan bu araştırma ebeveynlik tutumları ve anne-çocuk ilişkisi kapsamındaki tedavi planlarının çerçevelenmesine katkı sağlayacaktır.
  • Yayın
    Ergenlerde dijital oyun bağımlılık düzeyinin çeşitli sosyodemografik özelliklere göre incelenmesi
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2022-05) Tetik, Gizem; Aktan, Zekeriya Deniz
    Günümüzde özellikle çocuk ve ergenler için büyük bir sorun haline gelen dijital oyun bağımlılığının çeşitli değişkenlerden etkilendiği bilinmektedir. Literatürdeki çalışmalar genel olarak çocuğun kişilik özellikleri, ebeveyn tutumu ve çocuğun psikososyal özelliklerinin dijital bağımlılıklar üzerindeki etkisine odaklanırken, birçok kavram gibi dijital oyun bağımlılığının da sosyodemografik özelliklerden etkilendiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı ergenlerdeki dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin, yaş, cinsiyet, okul başarısı, okul türü, algılanan sosyoekonomik düzey ve benzeri çeşitli sosyodemografik özelliklere göre ne derece farklılaştığını incelemektir. Araştırmaya 14-18 yaş aralığında olan 478 lise öğrencisi katılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacılar tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu ve Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7) kullanılmıştır. Araştırmanın analiz adımına geçildiğinde ise katılımcıların dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin sosyodemografik özelliklere göre anlamlı değişimler gösterip göstermediğini incelemek amacıyla t-Testi ve ANOVA analiz adımları uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin; cinsiyete, okul türüne, algılanan gelir düzeyine, gün içinde oynanan oyun süresine, dijital oyun aracına ve oynanan oyun türüne göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür.
  • Yayın
    9-12 yaş grubu çocukların çizdikleri resimlerle depresyon, kaygı ve özsaygı değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (IKSAD Publications, 2022-05-07) Çelik, Fatma Yağmur; Aktan, Zekeriya Deniz; Altınay, Zehra; Altınay, Fahriye
    Bu çalışmanın amacı 9-12 yaş grubu çocukların depresyon kaygı ve özsaygı gibi ruh sağlığı değişkenleri ile çocuk çizimlerinden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçları arasındaki olası ilişkileri araştırmaktır. Toplamda 120 katılımcının bulunduğu bu çalışmada, katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına Çocuk Depresyon Ölçeği, Coopersmith Özsaygı Ölçeği ve Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların çizdikleri resimlerden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçlarıyla, araştırma ölçeklerinden elde edilen puanların karşılaştırılması Pearson Korelasyon Analizi tekniğiyle yapılmıştır. Analizler sonucunda Coopersmith Özsaygı Ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk resimlerinden düşük özsaygıya dair elde edilen puanlar arasında orta düzeyde anlamlı negatif bir korelasyon (r = -.47, p < .01) olduğu görülmüştür. Kovacs Depresyon ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk çizimlerinden elde edilen depresyon ipuçları arasında orta düzeyde anlamlı (r =.80, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Envanterinin Durumluk kaygı alt boyutundan alınan puanlar ( r = .52, p < .01) ve sürekli kaygı alt boyutundan alınan puanlar ( r = .60, p < .01) ile çocuk resimlerinden elde edilen kaygı ipuçları arasında da orta düzeyde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Tüm bu verilere dayanarak çocuk resimlerinden elde edilen ipuçlarının, ruh sağlığı değerlendirmesinde anlamlı bir araç olabileceği söylenebilir.
  • Yayın
    Examination of parental emotional availability, emotion regulation difficulties and game addiction according to some sociodemographic characteristics among late adolescents
    (IKSAD Publishing House, 2021-07-20) Ülkümen, İpek; Aktan, Zekeriya Deniz; Pelletier, Petra; Coşkun, Aykan
    This study aimed to examine whether the participants' perceived parental emotional availability, emotion regulation difficulty and game addiction scores differ according to some sociodemographic characteristics among Turkish late adolescents. A sample of 537adolescents between the ages of 18-21 completed the Parental Emotional Availability Scale, Emotion Regulation Difficulty Scale, Internet Gaming Disorder Short Form, and Sociodemographic Characteristics and Data Form surveys online. Independent two samples t- test and One-Way ANOVA analyses were used to test the hypotheses of the study. Results demonstrated that age, participants’ state of education, inter-parental relationship quality, mothers’ state of education, number of siblings, type of game, playing multiplayer or individual games variables had a significant effect on maternal emotional availability scores (p <.05); participants’ state of education, inter-parental relationship quality, father’s state of education, parental marriage or separation, people living together, type of game variables had a significant effect on paternal emotional availability scores (p <.05); gender, age, inter- parental relationship quality, regular activity, financial gain from gaming variables had a significant effect on difficulty in emotion regulation scores (p <.05); and also gender, inter- parental relationship quality, daily playing time and type of game variables had a significant effect on game addiction scores (p <.05). There was no significant difference in participant scores according to other variables. The findings indicate the importance of some variables, and contribute to future research that will examine the relevant variables.
  • Yayın
    Ergenlerde akılcı olmayan inançların, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
    (IKSAD Publications, 2020-10-30) Deniz, Adem; Aktan, Zekeriya Deniz; Meriçli, Filiz; Movlyanov, Atabek
    Bu çalışmanın amacı, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyi değişkenlerinin akılcı olmayan inançlar ile olası ilişkilerine odaklanarak, söz konusu ilişkiyi yordayıcılık hipotezleri üzerinden analiz etmektir. 87 erkek 64 kız öğrenci olmak üzere toplam 151 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-15 yaş arası ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyal kaygı, benlik saygısı ve akılcı olmayan inanç düzeyleri gibi ruhsal belirtilerini değerlendirmek için sırasıyla; Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri(CSEI) ve Ergenler için Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Araştırma hipotezlerinin incelenebilmesi için SPSS programı kullanılmış ve değişkenler arası ilişkiler ve bunlara bağlı geliştirilen yordayıcılık hipotezleri çoklu regresyon modellemeleri üzerinden incelenmiştir. Araştırmanın analiz adımından elde edilen bulgular incelendiğinde ise katılımcıların benlik saygısı düzeylerinin, akılcı olmayan inanç düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür (p<.05). Diğer yandan, sosyal kaygı düzeyinin akılcı olmayan inançlar üzerindeki yordayıcı etkisi ile sosyal kaygının benlik saygısı ile birlikte gerçekleştirdikleri etkileşimin akılcı olmayan inançlar üzerindeki ortak etkisinin anlamlı birer yordayıcı olmadıkları görülmüştür (p>.05). Diğer değişkenler ile alt ölçekleri arasında da anlamlı olan başka ilişkilere rastlanmamıştır.
  • Yayın
    Economic dynamics of air pollution in Türkiye and Pakistan: an empirical assessment of the Environmental Kuznets Curve and pollution-led growth
    (IGI Global, 2026) Taşbaşı, Aslı; Akhtar, Maham
    Türkiye and Pakistan, despite differing levels of economic development, face similar macroeconomic challenges such as income inequality, inflation and debt. Both countries also experience environmental pressures from industrialization and rapid urbanization, with air pollution emerging as a critical concern affecting economic productivity and sustainable development. This study conducts a comparative analysis of air pollution in Türkiye and Pakistan from 1980 to 2023, using the Autoregressive Distributed Lag (ARDL) bounds testing approach to examine the short and long run relationships between air pollution, urbanization, industrialization, energy consumption and macroeconomic policies. The analysis tests the Environmental Kuznets Curve (EKC) for Türkiye and the pollution-led growth hypothesis for Pakistan. Findings reject the EKC for Türkiye but confirm pollution-led growth in Pakistan, offering insights for effective environmental regulation and sustainable development strategies.
  • Yayın
    From policy to practice: a sector-agnostic operational framework for post-quantum cryptography transition
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2026-03-02) Birgin, Berat; Çeliktaş, Barış
    The pace of quantum computing development necessitates not only the adoption of post-quantum cryptographic algorithms, but also the establishment of an executable and auditable institutional transition process. Although guidance documents published by the National Institute of Standards and Technology (NIST) and roadmaps proposed by the Post-Quantum Cryptography Coalition (PQCC) articulate strategic objectives, they largely remain procedural constructs lacking a concrete operational execution model. This paper presents an industry-neutral operational framework that translates policy-level post-quantum cryptography (PQC) guidance into deterministic, proof-producing process flows encompassing cryptographic asset discovery, classification, risk modeling, algorithm selection, deployment, monitoring, and governance enforcement. Central to the framework is a deterministic Quantum Risk Scoring (QRS) function, calibrated using the Analytical Hierarchy Process (AHP), which enables reproducible asset prioritization and policy-driven enforcement decisions. Framework executability is further strengthened through cryptography-aware continuous integration/continuous deployment (CI/CD) validation gates and downgrade protection mechanisms, ensuring the generation of verifiable and immutable audit artifacts. A scenario-based operational validation, implemented using open-source toolchains, demonstrates the framework’s operability, auditability, and governance alignment without relying on empirical cryptographic performance benchmarks, confirming that PQC transition can be operationalized as a verifiable lifecycle process bridging policy guidance with enforceable technical actions. Rather than introducing new cryptographic primitives, this work formalizes PQC transition as an operational systems-engineering problem centered on governance-enforced execution and lifecycle verifiability.
  • Yayın
    API güvenlik testi araçlarının karşılaştırmalı analizi: özellikler, yetenekler ve performans değerlendirmesi
    (BIDGE Publications, 2023-05-24) Çarkçıoğlu, Onur; Çeliktaş, Barış; Çoğun, Hikmet Yeter; Parlar, İshak; Üzmuş, Hasan
    Uygulama programlama arayüzleri (API'ler), diğer uygulamalar arasındaki iletişimi kolaylaştıran bileşenlerdir. API'ler, modern web uygulamalarının ayrılmaz bir parçasıdır ve uygulamaların birbirleriyle iletişim kurması ve veri alışverişi yapması için bir araç sağlar. Web uygulamaları ve kullandıkları API'ler, kötü niyetli bilgisayar korsanları için hem çekici hem de kolay erişilebilir hedeflerdir. Bu nedenle, bu uygulamanın güvenliğini sağlamak ve verilerin bütünlüğünü ve gizliliğini korumak çok önemlidir. API servisleri, kullanılabilecek birçok araç için güvenlik testlerine sahiptir. Bu uygulamalardan bazıları ücretsiz olarak kullanılabilen açık kaynak kodlu projelerken, bazıları ise güvenlik odaklı firmaların sunduğu ticari çözümlerdir. Bu bölümde, Postman, Burp Suite, OWASP ZAP, JSON Web Token Toolkit, Security Code Scan, araştırma sırasında kullanılan araçlardan ve bu çalışma sırasında gerçekleştirilen testlerden bazılarıdır. API servislerinin güvenlik testi için kullanılabilecek birçok araç bulunmaktadır. Bu uygulamalardan bazıları ücretsiz olarak kullanılabilen açık kaynak kodlu projelerken bazıları da güvenlik odaklı kuruluşların sunduğu ticari çözümlerdir. Bu bölümde, araştırma sırasında kullanılan araçların detaylı analizleri ve testleri yapılacak olup API testleri açısından avantajlı ve dezavantajları yanları ortaya konnacaktır. Böylece daha güvenli Web uygulamaları ve API geliştirme süreçlerine olumlu katkı sağlanması amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Comparative analysis of supervised, unsupervised, semi-supervised, and reinforcement learning methods for data loss prevention
    (BIDGE Publications, 2023-05-24) Vural, Ahmet; Çeliktaş, Barış; Çoğun, Hikmet Yeter; Parlar, İshak; Üzmuş, Hasan
    Veri Kaybını Önleme (DLP), veri kaybını, hassas verilerin güvenli olmayan veya uygun olmayan bir şekilde paylaşılmasını, transferini veya kullanılmasını engelleyen bir güvenlik çözümüdür. DLP ayrıca Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) ve diğer düzenleyici gereklilikler gibi düzenlemelere uyum sağlamamıza yardımcı olmaktadır. DLP'nin temel amacı hassas verilerin sızmasını önlemek ve böylece veri sahiplerinin itibarlarını korumak, maliyetleri azaltmak ve iş sürekliliğini sağlamaktır. DLP, veri sızmasını engellemek veya önceden belirlenmiş veri sınıflandırma politikaları kullanarak olayları kaydetmek için bir dizi kural kullanan bir uygulamadır. Bu etiketler genellikle bir program tarafından tanımlanan bilgilere dayalı olarak oluşturmakta ve uygulamaktadır. Bu çalışmamız, DLP sistemlerinde denetimli, denetimsiz, yarı denetimli ve takviyeli öğrenme yöntemlerinin kullanımına odaklanmakta olup, veri sınıflandırması için makine öğrenme algoritmaları aracılığıyla verilerin işlenmesi ve kullanılmasıyla veri ihlallerini ve ihlallerini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızda, makine öğrenme yöntemlerinin yeteneklerine dayalı olarak en uygun seçenekler değerlendirilecektir. Çalışmanın bulguları, denetimli öğrenme yöntemlerinin karşılaştırmalı analizinin DLP için en etkili yaklaşım olduğunu önermektedir, ancak yarı denetimli ve güçlendirme öğrenme yöntemleri sınırlı etiketli veri olduğunda kullanışlı olabilmektedir. Çalışma ayrıca makine öğrenme algoritmaları kullanarak otomatik olarak DLP prensiplerinin oluşturulmasının faydalarını içermektedir. El ile hazırlanan sınıflandırmaların otomatikleştirilmesiyle, sistemin daha verimli olması ve yanlış pozitif değerlerin en aza indirilmesi beklenmektedir. Özetle, bu çalışma kullanıcıların veri işleme standartları veya alışkanlıklarını makine öğrenmeyle birleştirerek bu etiketlerin ve verilerin DLP kurallarında kullanılmasını mümkün kılmaktadır. El ile yapılan manuel sınıflandırma, makine öğrenme ile otomatikleştirilebilir, bu da daha iyi kontrollerin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Makine öğrenme ve DLP aynı anda kullanıldığında, veri sınıflandırması hatalı olmadan gerçekleştirilecek ve yanlış pozitif alarm sayısı azalacaktır. Dosyaların yapısı ve içeriği kullanıcı alışkanlıklarına göre doğru bir şekilde belirlenecek, ilgili kuralların doğruluğu ve güvenilirliği sağlanacaktır. Kullanıcılar belirli algoritmalar aracılığıyla izlenecek, dosya içeriğinde en sık kullanılan veriler raporlanabilecek ve bunun şirket riski olarak kabul edilebilir olup olmadığı belirlenebilecektir. Sonuç olarak, kurum ve kuruluşlar, veri koruma politikalarını daha verimli ve kullanılabilir hale getirebilecek ve veri kaybı riskini azaltabilecek ve düzenlemelere tabi kişisel verileri kontrol altına alabilecektir.
  • Yayın
    Self-supervised learning of 3D structure from 2D OCT slices for retinal disease diagnosis on UK biobank scans
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Nazlı, Muhammet Serdar; Turkan, Yasemin; Tek, Faik Boray
    This study presents a self-supervised learning framework for retinal disease classification using Optical Coherence Tomography (OCT) scans. To balance the contextual richness of 3D volumes with the computational efficiency of 2D architectures, we introduce a quasi-3D input generation strategy. Each input is constructed by stacking three OCT slices, sampled from channel-specific Gaussian distributions centered on the volume midplane, and arranged in a standard three-channel 2D format compatible with existing pre-trained models. These quasi-3D images are used to pre-train a Vision Transformer (ViT-Base) via a Masked Autoencoder (MAE) with a shared masking pattern, encouraging the model to reconstruct masked regions by encoding anatomical continuity across slices. Pre-training is conducted on 10,000 unlabeled OCT volumes from the UK Biobank. The encoder is then fine-tuned on the OCTA-500 dataset for three-class and four-class retinal disease classification tasks, including macular degeneration and diabetic retinopathy. The model achieves 92.57% accuracy on the three-class task, matching the performance of RETFound while using over 150 times less pre-training data and a smaller backbone.
  • Yayın
    Retinal disease classification from bimodal OCT and OCTA using a CNN-ViT hybrid architecture
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Aydın, Ömer Faruk; Tek, Faik Boray; Turkan, Yasemin
    Retinal diseases are the leading cause of vision impairment and blindness worldwide. Early and accurate diagnosis is critical for effective treatment, and recent advances in imaging technologies such as Optical Coherence Tomography (OCT) and OCT Angiography (OCTA), have enabled detailed visualization of the retinal structure and vasculature. By leveraging these modalities, this study proposes an advanced deep learning architecture called MultiModalNet for automated multi-class retinal disease classification. MultiModalNet employs a dual-branch design, where OCTA projection maps are processed through a ResNet101 encoder, and cross-sectional slices from the OCT volume (B-scans) are analyzed using a Vision Transformer (ViT-Large). The extracted features from both branches were fused and passed through the fully connected layers for the final classification. Evaluated on the 3-class OCTA-500 dataset, which includes Age-related Macular Degeneration (AMD), Diabetic Retinopathy (DR), and Normal cases, the proposed model achieved state-of-the-art classification accuracy of 94.59 percent, significantly o utperforming single-modality baselines. This result highlights the effectiveness of integrating vascular and structural information to improve the diagnostic performance. The findings suggest that hybrid multi-modal deep learning approaches can play a transformative role in computer-aided ophthalmology, enhancing both clinical decision-making and screening workflows.
  • Yayın
    Secure and interpretable dyslexia detection using homomorphic encryption and SHAP-based explanations
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-10-25) Harb, Mhd Raja Abou; Çeliktaş, Barış; Eroğlu, Günet
    Protecting sensitive healthcare data during machine learning inference is critical, particularly in cloud-based environments. This study addresses the privacy and interpretability challenges in dyslexia detection using Quantitative EEG (QEEG) data. We propose a privacy-preserving framework utilizing Homomorphic Encryption (HE) to securely perform inference with an Artificial Neural Network (ANN). Due to the incompatibility of non-linear activation functions with encrypted arithmetic, we employ a dedicated approximation strategy. To ensure model interpretability without compromising privacy, SHapley Additive exPlanations (SHAP) are computed homomorphically and decrypted client-side. Experimental evaluations demonstrate that the encrypted inference achieves an accuracy of 90.03% and an AUC of 0.8218, reflecting only minor performance degradation compared to plaintext inference. SHAP value comparisons (Spearman correlation = 0.59) validate the reliability of the encrypted explanations. These results confirm that integrating privacy-preserving and explainable AI approaches is feasible for secure, ethical, and compliant healthcare deployments.
  • Yayın
    Privacy-preserving cyber threat intelligence: a framework combining private information retrieval, federated learning, and differential privacy
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Çamalan, Emre; Çeliktaş, Barış
    Threat Intelligence Platforms (TIPs) are essential for sharing indicators of compromise (IoCs), but querying them can leak sensitive organizational data. We propose a privacy-preserving framework that combines Private Information Retrieval (PIR), Federated Learning (FL), and Differential Privacy (DP) to mitigate this risk. Our approach addresses both content-level and metadata-level privacy concerns while supporting collaborative learning across organizations. It ensures that sensitive query patterns remain hidden, local threat data never leaves organizational boundaries, and model updates are protected against inference attacks. The framework integrates with existing TIPs such as MISP and OpenCTI, requiring minimal operational changes. We implement a prototype using a simulated Abuse IP dataset and evaluate it on latency, accuracy, and communication overhead. The system supports private queries in under 300 ms and maintains over 95% model accuracy under DP noise. These results indicate that strong privacy can be achieved with minimal performance trade-offs, making the approach viable for real-world CTI environments.
  • Yayın
    Cross-layer ransomware detection framework for SDN using HMM, LSTM, and Bayesian inference
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-08-28) Serter, Cemal Emre; Çeliktaş, Barış
    Ransomware continues to pose a serious threat to endpoint computers as well as network systems, especially in Software Defined Networks (SDN) environments where programmability and centralized control offer novel attack surfaces. In this paper, a cross-layer detection model for ransomware is introduced that integrates host-based behavioral modeling using Hidden Markov Models (HMM), anomaly detection at flow level using Long Short-Term Memory (LSTM) networks, and probabilistic fusion through Bayesian inference. By correlating host and SDN layer anomalies, the system enhances early-stage detection and reduces false positives. A variational Bayesian approximation technique is utilized for decision score stabilization under ambiguous conditions. The model is evaluated with new ransomware datasets and obtains a range between 97.5%-99.92% F1-score across three benchmark datasets with less than 50 ms latency for detection. The hybrid framework gives a promising direction for real-time threat detection in resilient programmable networks.
  • Yayın
    A multi-criteria evaluation of cybersecurity incident management frameworks: integrating AHP, CMMI and SWOT
    (Karyay Karadeniz Yayımcılık Ve Organizasyon Ticaret Limited Şirketi, 2026-01-15) Ağar, Hasan Çağlar; Çeliktaş, Barış
    With the growing complexity and frequency of cybersecurity incidents, the selection of an appropriate incident management framework has emerged as a strategic imperative and a nontrivial decision-making problem for organizations operating across diverse sectors. This study presents a multi-dimensional evaluation of four globally recognized frameworks and standards—ISO 27035, NIST 800-61, ITIL v4, and PCI DSS—to determine their effectiveness across 10 rigorously selected key performance parameters. The initial stage of the study involved the identification of 20 preliminary parameters through expert input and literature synthesis. These were then evaluated by 70 cybersecurity professionals using a hybrid decision-making model combining Likert scale scoring, standard deviation filtering, CV score, Z-score normalization and the Analytic Hierarchy Process (AHP) for pairwise comparisons. The top 10 key parameters were derived based on calculated priority weights. To assess each framework, we applied the Capability Maturity Model Integration (CMMI) and visualized results via radar charts and heatmaps, offering comparative insights into operational maturity. Additionally, SWOT analysis was conducted to examine strategic positioning and identify opportunities for improvement. The outcomes not only provide a practical benchmarking guide for practitioners but also introduce a replicable, evidence-based methodology for academic and industry adoption. This work offers a novel and structured lens to evaluate incident management maturity, addressing the pressing need for strategic alignment, automation integration, and adaptive resilience in cybersecurity operations.
  • Yayın
    Psychometric properties of the emotional self-efficacy and prosocial behavior scales among Nigerian youths: a cross-cultural validation study
    (Genç Bilge Yayıncılık, 2026-01-06) Akaiso, Emmanuel
    This study examined the psychometric properties of the Emotional Self-Efficacy and Prosocial Behavior scales, originally developed in Italy, among Nigerian youths residing in urban and semi-urban contexts. A total of 108 participants completed measures assessing empathic ability, problem-solving, and interpersonal communication, alongside the Prosocial Tendencies Measure, which captures helping behaviors across anonymous, public, and emotionally salient situations. The findings demonstrated acceptable internal consistency across all scales, indicating satisfactory reliability within this cultural context. Descriptive analyses showed generally low levels of empathic and problem-solving selfefficacy, while interpersonal communication self-efficacy ranged from low to high. Correlational analyses revealed that empathic, problem-solving, and interpersonal communication self-efficacy were positively associated with prosocial behaviors, particularly in emotionally demanding contexts. Additionally, empathic and problemsolving self-efficacy were positively related to public prosocial actions. Overall, the findings provide preliminary evidence supporting the cross-cultural applicability of these instruments among Nigerian youths and highlight culturally relevant patterns in selfefficacy and prosocial functioning. The study contributes to the limited literature on psychological resources and prosocial development in Sub-Saharan Africa. Future research should employ larger and more diverse samples and explore the roles of resilience, personality traits, and value orientations in shaping prosocial behavior.
  • Yayın
    The mediating effect of self compassion in the relationship between job stress and burnout levels among employees
    (SAGE Publications Inc., 2026-02-13) Günay, Ezgi; Ünver, Buket; Yılmaz, Simay
    Objective: This study investigates the role of self-compassion as a mediator in the relationship between job stress and burnout among employees. While job stress is widely recognized as a critical factor leading to burnout, it has been suggested that self-compassion may be associated with a reduction in these negative effects. Method: Participants were 429 actively employed adults living in Turkey (50.6% female). The data were gathered using an online administration of standardized psychological scales, that is, Job Stressor Appraisal Scale, Copenhagen Burnout Scale, and Self-Compassion Scale. Four dimensions of work stress “Role and Workload, Role Inadequacy, Organizational Rules & Practices, and Subordinate Relations” are taken into consideration in the volumetric model. Path analysis with bootstrapping (5,000 resamples) was implemented using Mplus statistical software, with gender, economic condition, and way of working during COVID-19 as covariates. Findings: The model fit was acceptable in path analysis. Role and workload and role inadequacy had a significant direct impact on burnout. Self-compassion had a significant mediating impact on the relationship between role and workload and burnout and the relationship between role inadequacy and burnout. Conversely, for organizational rules and practices and subordinate relations, both direct and mediating effects were non-significant. The model accounted for 21% and 52% for variance in self-compassion and burnout, respectively. Conclusion: This study emphasises the mediating role of self-compassion in the effect of job stressors on burnout. These findings suggest that interventions promoting self-compassion in the workplace may be effective in reducing employee burnout.
  • Yayın
    Witnessing the end, supporting the living: A qualitative study of palliative caregiving in end-of-life patients in Türkiye
    (Cambridge University Press, 2026-02-11) Sert Yurdakul, Selin; Erbay Erşen, Merve; Özel, Dilara
    Objectives. Palliative care seeks to enhance the quality of life for individuals with serious illnesses and their families by addressing physical, emotional, and psychological needs. This phenomenological study examines the lived experiences of 8 caregivers in palliative care settings in Türkiye, focusing on the challenges they face, the coping mechanisms they employ, and their reflections on the caregiving role. Special emphasis is given to both psychological and somatic signs of stress, along with the possible advantages of body-oriented resilience techniques. Methods. Using a phenomenological qualitative design, semi-structured interviews were conducted with 8 caregivers providing care to relatives in a hospital-based palliative care unit. Data were collected between February and April 2023 and analyzed through conventional content analysis. Results. Four central themes emerged from inductive coding: harmony in healing, navigating difficulties, resilience in palliative care, and reflections on the finite. The findings reveal a dual reality: palliative caregivers derive meaning and satisfaction from compassionate connections, high-quality clinical care, and peer support, yet they also endure significant burdens, including emotional strain, physical exhaustion, disrupted daily routines, and shifting relational dynamics. Anticipatory grief and chronic stress responses were prevalent, frequently manifesting in both psychological and somatic forms (e.g., sleep disturbances, muscle tension, and autonomic arousal). Despite these challenges, palliative caregivers employed spiritual beliefs, peer interactions, and self-care routines as resilience strategies. Significance of results. The mind–body challenges identified in the study emphasize the need for interventions that focus on self-regulation and resilience, including body-oriented approaches that strengthen internal resources, regulate stress responses, and encourage adaptability. Incorporating such approaches into group-based settings may improve mutual support and enhance both individual and relational well-being. The study highlights the importance of comprehensive, caregiver-centered support systems to reduce burden and improve the overall quality of palliative care.
  • Yayın
    Bireylerin Covid-19’a dair tükenmişliklerinin algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları ve ebeveyn biçimleri ile ilişkisi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Erdem, Büşra; Ünver, Buket
    Dünyaya İlişkin Varsayımları Ve Ebeveyn Biçimleri İle İlişkisi Tükenmişlik kavramı özellikle endüstri ve sağlık psikolojisi çatısı altında yer almakla birlikte Covid-19 pandemisi ile birlikte tükenmişlik ve salgın hastalıklar arasındaki ilişki klinik literatürde de dikkat çekmeye başlamıştır. Mevcut çalışma kapsamında bireylerin kitlesel bir dış faktör karşısında (Covid-19 pandemisi), süreç içerisinde yaşayacakları tükenmişlikleri ile olaya dönük algıladıkları risk, anlamsal dünyaları ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisini araştırmanın, olası pandemiler ya da paylaşılan toplumsal olaylar karşısında yaşanabilecek tükenmişlik olgusuna ve komorbidite tanıların ayrımına dair bütüncül bir bakış açısı sunması beklenmektedir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut çalışmanın temel amacı bireylerin Covid-19’a dair tükenmişlikleri ile algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları (DİV) ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda, sosyodemografik değişkenler ve Covid-19’a dair değişkenlerin Covid-19 tükenmişliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın örneklem grubunu 18-65 yaş aralığında yer alan 368 katılımcı (yaş ort. 33.85, SS=9.75; %58:4’ü kadın, %41.6’sı erkek) oluşturmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçları Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği (COVID-19-BS), Algılanan Covid-19 Risk Ölçeği (CPRS), Dünyaya İlişkin Varsayımlar Ölçeği (DİVÖ) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) şeklindedir. Yapılan analizlere göre kadın olanların, çocuk sahibi olmayanların, düşük eğitim düzeyi ve ekonomik durumu orta-alt ve orta-üste göre düşük ya da yüksek olanların ve anne babası ile yaşayanların Covid-19 tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Öte yandan Covid-19’a dair değişkenlerden pozitif tanı alanların, fiziksel/sosyal izolasyon yaşayanların, iş yerinde ve pandemi öncesine göre daha yoğun çalışanların, Covid-19 nedeniyle yakın kaybı yaşayanların ve yakınları risk grubunda olanların Covid-19 tükenmişliklerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca yapılan korelasyon analizlerine göre Covid-19 tükenmişliği ile yaş arasında negatif yönde; algılanan Covid-19 riski ve bilişsel/duygusal alt boyutları ile pozitif yönde; DİV’in iyilik, adalet, şans ve kendilik değeri alt boyutları ve toplam DİV puanı ile negatif yönde; algılanan anne ebeveynlik biçimi ile pozitif yönde; algılanan baba ebeveynlik biçiminin ise küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici ve kötümser/endişeli alt boyutları ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Son olarak hiyerarşik regresyon analizine dahil edilen tüm değişkenlerin toplam varyansın %40.8’ini anlamlı olarak [F= 8.690, p<.001] açıkladığı görülmüştür. Sonuçlar COVID 19 tükenmişliği üzerinde sosyodemografik ve Covid-19’a bağlı özelliklerin, algılanan ebeveynlik biçimlerinin, dünyaya ilişkin varsayımların, algılanan Covid19 risk algısının ve yordayıcı gücünün önemli olabileceğini düşündürmektedir. Mevcut bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.