Öğrenci Yayınları Bildiri Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 56
  • Yayın
    Annelerin covid-19 korkusunun, okul öncesi çocukların kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve kaygı davranışlarının ve annelerin ebeveynlik tutumunun sosyodemografik verilere göre incelenmesi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2022-10-13) Şişman, Hilal; Aktan, Zekeriya Deniz
    Giriş ve Amaç: Bu çalışmada annelerin covid-19 korkusunun, okul öncesi çocukların kızgınlık/saldırganlık, sosyal yetkinlik ve kaygı davranışlarının ve annelerin ebeveynlik tutumunun sosyodemografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırma örneklemi özel ve devlet anaokuluna giden 140 okul öncesi çocuk sahibi ve Covid-19 geçirmemiş anneden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Covid-19 Korkusu Ölçeği, Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu aracılığıyla uygun örneklem yöntemi ile çevrim içi ortamda toplanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında sosyodemografik veriler ile yapılan analizler sonucunda Covid-19 korkusunun Covid-19 aşısı olma durumu; annelerin otoriter ebeveynlik tutumunun annenin öğrenim düzeyi; annenin izin verici ebeveynlik tutumunun babanın öğrenim düzeyi; annenin aşırı koruyucu ebeveynlik tutumunun annenin öğrenim düzeyi, annenin çalışma zamanı ve şekline göre; çocukların sosyal yetkinlik becerilerinin ise sosyoekonomik düzey değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak, öğrenim ve ekonomik düzeyin annelerin ebeveynlik tutumları ve çocukların davranışları üzerinde etkisi olduğu görülmekle birlikte pandemiyle birlikte annelerin çalışma zamanı ve şekliyle birlikte çocuklarıyla geçirdikleri zamanın ebeveynlik tutumlarına yönelik etkisi de görülmektedir. Buna ek, Covid-19 korkusunun annelerin aşıya karşı tutumlarını belirlediği sonucuna da ulaşılmaktadır. Son olarak, bu araştırma kapsamında çocukların cinsiyeti ve annelerin ebeveynlik tutumları arasında anlamlı farklılık çıkmaması kız-oğlan çocuklarına yönelik yaklaşımlarda daha dengeli bir yerde olduğumuzu düşündürmekte ve umut verici bir noktada yer almaktadır. Pandemi sürecinde ebeveynlik tutumlarının sosyodemografik değişkenlerle ilişkisine yönelik bir bakış açısı sunan bu araştırma ebeveynlik tutumları ve anne-çocuk ilişkisi kapsamındaki tedavi planlarının çerçevelenmesine katkı sağlayacaktır.
  • Yayın
    Ergenlerde dijital oyun bağımlılık düzeyinin çeşitli sosyodemografik özelliklere göre incelenmesi
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2022-05) Tetik, Gizem; Aktan, Zekeriya Deniz
    Günümüzde özellikle çocuk ve ergenler için büyük bir sorun haline gelen dijital oyun bağımlılığının çeşitli değişkenlerden etkilendiği bilinmektedir. Literatürdeki çalışmalar genel olarak çocuğun kişilik özellikleri, ebeveyn tutumu ve çocuğun psikososyal özelliklerinin dijital bağımlılıklar üzerindeki etkisine odaklanırken, birçok kavram gibi dijital oyun bağımlılığının da sosyodemografik özelliklerden etkilendiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı ergenlerdeki dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin, yaş, cinsiyet, okul başarısı, okul türü, algılanan sosyoekonomik düzey ve benzeri çeşitli sosyodemografik özelliklere göre ne derece farklılaştığını incelemektir. Araştırmaya 14-18 yaş aralığında olan 478 lise öğrencisi katılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacılar tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu ve Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7) kullanılmıştır. Araştırmanın analiz adımına geçildiğinde ise katılımcıların dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin sosyodemografik özelliklere göre anlamlı değişimler gösterip göstermediğini incelemek amacıyla t-Testi ve ANOVA analiz adımları uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin; cinsiyete, okul türüne, algılanan gelir düzeyine, gün içinde oynanan oyun süresine, dijital oyun aracına ve oynanan oyun türüne göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür.
  • Yayın
    9-12 yaş grubu çocukların çizdikleri resimlerle depresyon, kaygı ve özsaygı değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (IKSAD Publications, 2022-05-07) Çelik, Fatma Yağmur; Aktan, Zekeriya Deniz; Altınay, Zehra; Altınay, Fahriye
    Bu çalışmanın amacı 9-12 yaş grubu çocukların depresyon kaygı ve özsaygı gibi ruh sağlığı değişkenleri ile çocuk çizimlerinden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçları arasındaki olası ilişkileri araştırmaktır. Toplamda 120 katılımcının bulunduğu bu çalışmada, katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına Çocuk Depresyon Ölçeği, Coopersmith Özsaygı Ölçeği ve Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların çizdikleri resimlerden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçlarıyla, araştırma ölçeklerinden elde edilen puanların karşılaştırılması Pearson Korelasyon Analizi tekniğiyle yapılmıştır. Analizler sonucunda Coopersmith Özsaygı Ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk resimlerinden düşük özsaygıya dair elde edilen puanlar arasında orta düzeyde anlamlı negatif bir korelasyon (r = -.47, p < .01) olduğu görülmüştür. Kovacs Depresyon ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk çizimlerinden elde edilen depresyon ipuçları arasında orta düzeyde anlamlı (r =.80, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Envanterinin Durumluk kaygı alt boyutundan alınan puanlar ( r = .52, p < .01) ve sürekli kaygı alt boyutundan alınan puanlar ( r = .60, p < .01) ile çocuk resimlerinden elde edilen kaygı ipuçları arasında da orta düzeyde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Tüm bu verilere dayanarak çocuk resimlerinden elde edilen ipuçlarının, ruh sağlığı değerlendirmesinde anlamlı bir araç olabileceği söylenebilir.
  • Yayın
    Examination of parental emotional availability, emotion regulation difficulties and game addiction according to some sociodemographic characteristics among late adolescents
    (IKSAD Publishing House, 2021-07-20) Ülkümen, İpek; Aktan, Zekeriya Deniz; Pelletier, Petra; Coşkun, Aykan
    This study aimed to examine whether the participants' perceived parental emotional availability, emotion regulation difficulty and game addiction scores differ according to some sociodemographic characteristics among Turkish late adolescents. A sample of 537adolescents between the ages of 18-21 completed the Parental Emotional Availability Scale, Emotion Regulation Difficulty Scale, Internet Gaming Disorder Short Form, and Sociodemographic Characteristics and Data Form surveys online. Independent two samples t- test and One-Way ANOVA analyses were used to test the hypotheses of the study. Results demonstrated that age, participants’ state of education, inter-parental relationship quality, mothers’ state of education, number of siblings, type of game, playing multiplayer or individual games variables had a significant effect on maternal emotional availability scores (p <.05); participants’ state of education, inter-parental relationship quality, father’s state of education, parental marriage or separation, people living together, type of game variables had a significant effect on paternal emotional availability scores (p <.05); gender, age, inter- parental relationship quality, regular activity, financial gain from gaming variables had a significant effect on difficulty in emotion regulation scores (p <.05); and also gender, inter- parental relationship quality, daily playing time and type of game variables had a significant effect on game addiction scores (p <.05). There was no significant difference in participant scores according to other variables. The findings indicate the importance of some variables, and contribute to future research that will examine the relevant variables.
  • Yayın
    Ergenlerde akılcı olmayan inançların, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
    (IKSAD Publications, 2020-10-30) Deniz, Adem; Aktan, Zekeriya Deniz; Meriçli, Filiz; Movlyanov, Atabek
    Bu çalışmanın amacı, benlik saygısı ve sosyal kaygı düzeyi değişkenlerinin akılcı olmayan inançlar ile olası ilişkilerine odaklanarak, söz konusu ilişkiyi yordayıcılık hipotezleri üzerinden analiz etmektir. 87 erkek 64 kız öğrenci olmak üzere toplam 151 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-15 yaş arası ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyal kaygı, benlik saygısı ve akılcı olmayan inanç düzeyleri gibi ruhsal belirtilerini değerlendirmek için sırasıyla; Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri(CSEI) ve Ergenler için Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ) kullanılmıştır. Araştırma hipotezlerinin incelenebilmesi için SPSS programı kullanılmış ve değişkenler arası ilişkiler ve bunlara bağlı geliştirilen yordayıcılık hipotezleri çoklu regresyon modellemeleri üzerinden incelenmiştir. Araştırmanın analiz adımından elde edilen bulgular incelendiğinde ise katılımcıların benlik saygısı düzeylerinin, akılcı olmayan inanç düzeyleri üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür (p<.05). Diğer yandan, sosyal kaygı düzeyinin akılcı olmayan inançlar üzerindeki yordayıcı etkisi ile sosyal kaygının benlik saygısı ile birlikte gerçekleştirdikleri etkileşimin akılcı olmayan inançlar üzerindeki ortak etkisinin anlamlı birer yordayıcı olmadıkları görülmüştür (p>.05). Diğer değişkenler ile alt ölçekleri arasında da anlamlı olan başka ilişkilere rastlanmamıştır.
  • Yayın
    API güvenlik testi araçlarının karşılaştırmalı analizi: özellikler, yetenekler ve performans değerlendirmesi
    (BIDGE Publications, 2023-05-24) Çarkçıoğlu, Onur; Çeliktaş, Barış; Çoğun, Hikmet Yeter; Parlar, İshak; Üzmuş, Hasan
    Uygulama programlama arayüzleri (API'ler), diğer uygulamalar arasındaki iletişimi kolaylaştıran bileşenlerdir. API'ler, modern web uygulamalarının ayrılmaz bir parçasıdır ve uygulamaların birbirleriyle iletişim kurması ve veri alışverişi yapması için bir araç sağlar. Web uygulamaları ve kullandıkları API'ler, kötü niyetli bilgisayar korsanları için hem çekici hem de kolay erişilebilir hedeflerdir. Bu nedenle, bu uygulamanın güvenliğini sağlamak ve verilerin bütünlüğünü ve gizliliğini korumak çok önemlidir. API servisleri, kullanılabilecek birçok araç için güvenlik testlerine sahiptir. Bu uygulamalardan bazıları ücretsiz olarak kullanılabilen açık kaynak kodlu projelerken, bazıları ise güvenlik odaklı firmaların sunduğu ticari çözümlerdir. Bu bölümde, Postman, Burp Suite, OWASP ZAP, JSON Web Token Toolkit, Security Code Scan, araştırma sırasında kullanılan araçlardan ve bu çalışma sırasında gerçekleştirilen testlerden bazılarıdır. API servislerinin güvenlik testi için kullanılabilecek birçok araç bulunmaktadır. Bu uygulamalardan bazıları ücretsiz olarak kullanılabilen açık kaynak kodlu projelerken bazıları da güvenlik odaklı kuruluşların sunduğu ticari çözümlerdir. Bu bölümde, araştırma sırasında kullanılan araçların detaylı analizleri ve testleri yapılacak olup API testleri açısından avantajlı ve dezavantajları yanları ortaya konnacaktır. Böylece daha güvenli Web uygulamaları ve API geliştirme süreçlerine olumlu katkı sağlanması amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Comparative analysis of supervised, unsupervised, semi-supervised, and reinforcement learning methods for data loss prevention
    (BIDGE Publications, 2023-05-24) Vural, Ahmet; Çeliktaş, Barış; Çoğun, Hikmet Yeter; Parlar, İshak; Üzmuş, Hasan
    Veri Kaybını Önleme (DLP), veri kaybını, hassas verilerin güvenli olmayan veya uygun olmayan bir şekilde paylaşılmasını, transferini veya kullanılmasını engelleyen bir güvenlik çözümüdür. DLP ayrıca Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) ve diğer düzenleyici gereklilikler gibi düzenlemelere uyum sağlamamıza yardımcı olmaktadır. DLP'nin temel amacı hassas verilerin sızmasını önlemek ve böylece veri sahiplerinin itibarlarını korumak, maliyetleri azaltmak ve iş sürekliliğini sağlamaktır. DLP, veri sızmasını engellemek veya önceden belirlenmiş veri sınıflandırma politikaları kullanarak olayları kaydetmek için bir dizi kural kullanan bir uygulamadır. Bu etiketler genellikle bir program tarafından tanımlanan bilgilere dayalı olarak oluşturmakta ve uygulamaktadır. Bu çalışmamız, DLP sistemlerinde denetimli, denetimsiz, yarı denetimli ve takviyeli öğrenme yöntemlerinin kullanımına odaklanmakta olup, veri sınıflandırması için makine öğrenme algoritmaları aracılığıyla verilerin işlenmesi ve kullanılmasıyla veri ihlallerini ve ihlallerini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızda, makine öğrenme yöntemlerinin yeteneklerine dayalı olarak en uygun seçenekler değerlendirilecektir. Çalışmanın bulguları, denetimli öğrenme yöntemlerinin karşılaştırmalı analizinin DLP için en etkili yaklaşım olduğunu önermektedir, ancak yarı denetimli ve güçlendirme öğrenme yöntemleri sınırlı etiketli veri olduğunda kullanışlı olabilmektedir. Çalışma ayrıca makine öğrenme algoritmaları kullanarak otomatik olarak DLP prensiplerinin oluşturulmasının faydalarını içermektedir. El ile hazırlanan sınıflandırmaların otomatikleştirilmesiyle, sistemin daha verimli olması ve yanlış pozitif değerlerin en aza indirilmesi beklenmektedir. Özetle, bu çalışma kullanıcıların veri işleme standartları veya alışkanlıklarını makine öğrenmeyle birleştirerek bu etiketlerin ve verilerin DLP kurallarında kullanılmasını mümkün kılmaktadır. El ile yapılan manuel sınıflandırma, makine öğrenme ile otomatikleştirilebilir, bu da daha iyi kontrollerin yapılmasına olanak sağlamaktadır. Makine öğrenme ve DLP aynı anda kullanıldığında, veri sınıflandırması hatalı olmadan gerçekleştirilecek ve yanlış pozitif alarm sayısı azalacaktır. Dosyaların yapısı ve içeriği kullanıcı alışkanlıklarına göre doğru bir şekilde belirlenecek, ilgili kuralların doğruluğu ve güvenilirliği sağlanacaktır. Kullanıcılar belirli algoritmalar aracılığıyla izlenecek, dosya içeriğinde en sık kullanılan veriler raporlanabilecek ve bunun şirket riski olarak kabul edilebilir olup olmadığı belirlenebilecektir. Sonuç olarak, kurum ve kuruluşlar, veri koruma politikalarını daha verimli ve kullanılabilir hale getirebilecek ve veri kaybı riskini azaltabilecek ve düzenlemelere tabi kişisel verileri kontrol altına alabilecektir.
  • Yayın
    Cryogenic PLL for quantum computing at 130nm by using ring VCO for 5GHz application
    (IEEE, 2025-11-29) Yüce, Mirza; Köprü, Ramazan
    With the continuous acceleration of modern wireless communication techniques and processors, the amount of transmitted and processed data has significantly increased, making Phase-Locked Loops (PLLs) more critical than ever. Today, PLLs are integrated as essential building blocks in numerous commercial electronic products and integrated circuits, placing them at the center of a highly competitive research domain. However, the emergence of advanced computational platforms, particularly for quantum technologies, has introduced new operational requirements for PLLs. Among these, cryogenic PLLs designed to operate at extremely low temperatures have gained increasing importance. In this work, a complete schematic based transistor-level cryogenic PLL is designed and simulated using the 130 nm SkyWater CMOS technology in the NGSPICE environment. Conventional MOSFET models are adapted to cryogenic operation to capture the low-temperature device behavior accurately. A threestage pseudo-differential Voltage-Controlled Oscillator (VCO) architecture is implemented, achieving stable oscillation at around 5 GHz with an output amplitude of 1.8V. The results demonstrate the feasibility of reliable highfrequency PLL operation under cryogenic conditions, which is crucial for integration with quantum computing readout and control systems.
  • Yayın
    Self-supervised learning of 3D structure from 2D OCT slices for retinal disease diagnosis on UK biobank scans
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Nazlı, Muhammet Serdar; Turkan, Yasemin; Tek, Faik Boray
    This study presents a self-supervised learning framework for retinal disease classification using Optical Coherence Tomography (OCT) scans. To balance the contextual richness of 3D volumes with the computational efficiency of 2D architectures, we introduce a quasi-3D input generation strategy. Each input is constructed by stacking three OCT slices, sampled from channel-specific Gaussian distributions centered on the volume midplane, and arranged in a standard three-channel 2D format compatible with existing pre-trained models. These quasi-3D images are used to pre-train a Vision Transformer (ViT-Base) via a Masked Autoencoder (MAE) with a shared masking pattern, encouraging the model to reconstruct masked regions by encoding anatomical continuity across slices. Pre-training is conducted on 10,000 unlabeled OCT volumes from the UK Biobank. The encoder is then fine-tuned on the OCTA-500 dataset for three-class and four-class retinal disease classification tasks, including macular degeneration and diabetic retinopathy. The model achieves 92.57% accuracy on the three-class task, matching the performance of RETFound while using over 150 times less pre-training data and a smaller backbone.
  • Yayın
    Retinal disease classification from bimodal OCT and OCTA using a CNN-ViT hybrid architecture
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Aydın, Ömer Faruk; Tek, Faik Boray; Turkan, Yasemin
    Retinal diseases are the leading cause of vision impairment and blindness worldwide. Early and accurate diagnosis is critical for effective treatment, and recent advances in imaging technologies such as Optical Coherence Tomography (OCT) and OCT Angiography (OCTA), have enabled detailed visualization of the retinal structure and vasculature. By leveraging these modalities, this study proposes an advanced deep learning architecture called MultiModalNet for automated multi-class retinal disease classification. MultiModalNet employs a dual-branch design, where OCTA projection maps are processed through a ResNet101 encoder, and cross-sectional slices from the OCT volume (B-scans) are analyzed using a Vision Transformer (ViT-Large). The extracted features from both branches were fused and passed through the fully connected layers for the final classification. Evaluated on the 3-class OCTA-500 dataset, which includes Age-related Macular Degeneration (AMD), Diabetic Retinopathy (DR), and Normal cases, the proposed model achieved state-of-the-art classification accuracy of 94.59 percent, significantly o utperforming single-modality baselines. This result highlights the effectiveness of integrating vascular and structural information to improve the diagnostic performance. The findings suggest that hybrid multi-modal deep learning approaches can play a transformative role in computer-aided ophthalmology, enhancing both clinical decision-making and screening workflows.
  • Yayın
    Secure and interpretable dyslexia detection using homomorphic encryption and SHAP-based explanations
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-10-25) Harb, Mhd Raja Abou; Çeliktaş, Barış; Eroğlu, Günet
    Protecting sensitive healthcare data during machine learning inference is critical, particularly in cloud-based environments. This study addresses the privacy and interpretability challenges in dyslexia detection using Quantitative EEG (QEEG) data. We propose a privacy-preserving framework utilizing Homomorphic Encryption (HE) to securely perform inference with an Artificial Neural Network (ANN). Due to the incompatibility of non-linear activation functions with encrypted arithmetic, we employ a dedicated approximation strategy. To ensure model interpretability without compromising privacy, SHapley Additive exPlanations (SHAP) are computed homomorphically and decrypted client-side. Experimental evaluations demonstrate that the encrypted inference achieves an accuracy of 90.03% and an AUC of 0.8218, reflecting only minor performance degradation compared to plaintext inference. SHAP value comparisons (Spearman correlation = 0.59) validate the reliability of the encrypted explanations. These results confirm that integrating privacy-preserving and explainable AI approaches is feasible for secure, ethical, and compliant healthcare deployments.
  • Yayın
    Privacy-preserving cyber threat intelligence: a framework combining private information retrieval, federated learning, and differential privacy
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-09-21) Çamalan, Emre; Çeliktaş, Barış
    Threat Intelligence Platforms (TIPs) are essential for sharing indicators of compromise (IoCs), but querying them can leak sensitive organizational data. We propose a privacy-preserving framework that combines Private Information Retrieval (PIR), Federated Learning (FL), and Differential Privacy (DP) to mitigate this risk. Our approach addresses both content-level and metadata-level privacy concerns while supporting collaborative learning across organizations. It ensures that sensitive query patterns remain hidden, local threat data never leaves organizational boundaries, and model updates are protected against inference attacks. The framework integrates with existing TIPs such as MISP and OpenCTI, requiring minimal operational changes. We implement a prototype using a simulated Abuse IP dataset and evaluate it on latency, accuracy, and communication overhead. The system supports private queries in under 300 ms and maintains over 95% model accuracy under DP noise. These results indicate that strong privacy can be achieved with minimal performance trade-offs, making the approach viable for real-world CTI environments.
  • Yayın
    Cross-layer ransomware detection framework for SDN using HMM, LSTM, and Bayesian inference
    (Institute of Electrical and Electronics Engineers Inc., 2025-08-28) Serter, Cemal Emre; Çeliktaş, Barış
    Ransomware continues to pose a serious threat to endpoint computers as well as network systems, especially in Software Defined Networks (SDN) environments where programmability and centralized control offer novel attack surfaces. In this paper, a cross-layer detection model for ransomware is introduced that integrates host-based behavioral modeling using Hidden Markov Models (HMM), anomaly detection at flow level using Long Short-Term Memory (LSTM) networks, and probabilistic fusion through Bayesian inference. By correlating host and SDN layer anomalies, the system enhances early-stage detection and reduces false positives. A variational Bayesian approximation technique is utilized for decision score stabilization under ambiguous conditions. The model is evaluated with new ransomware datasets and obtains a range between 97.5%-99.92% F1-score across three benchmark datasets with less than 50 ms latency for detection. The hybrid framework gives a promising direction for real-time threat detection in resilient programmable networks.
  • Yayın
    Bireylerin Covid-19’a dair tükenmişliklerinin algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları ve ebeveyn biçimleri ile ilişkisi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Erdem, Büşra; Ünver, Buket
    Dünyaya İlişkin Varsayımları Ve Ebeveyn Biçimleri İle İlişkisi Tükenmişlik kavramı özellikle endüstri ve sağlık psikolojisi çatısı altında yer almakla birlikte Covid-19 pandemisi ile birlikte tükenmişlik ve salgın hastalıklar arasındaki ilişki klinik literatürde de dikkat çekmeye başlamıştır. Mevcut çalışma kapsamında bireylerin kitlesel bir dış faktör karşısında (Covid-19 pandemisi), süreç içerisinde yaşayacakları tükenmişlikleri ile olaya dönük algıladıkları risk, anlamsal dünyaları ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisini araştırmanın, olası pandemiler ya da paylaşılan toplumsal olaylar karşısında yaşanabilecek tükenmişlik olgusuna ve komorbidite tanıların ayrımına dair bütüncül bir bakış açısı sunması beklenmektedir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut çalışmanın temel amacı bireylerin Covid-19’a dair tükenmişlikleri ile algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları (DİV) ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda, sosyodemografik değişkenler ve Covid-19’a dair değişkenlerin Covid-19 tükenmişliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın örneklem grubunu 18-65 yaş aralığında yer alan 368 katılımcı (yaş ort. 33.85, SS=9.75; %58:4’ü kadın, %41.6’sı erkek) oluşturmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçları Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği (COVID-19-BS), Algılanan Covid-19 Risk Ölçeği (CPRS), Dünyaya İlişkin Varsayımlar Ölçeği (DİVÖ) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) şeklindedir. Yapılan analizlere göre kadın olanların, çocuk sahibi olmayanların, düşük eğitim düzeyi ve ekonomik durumu orta-alt ve orta-üste göre düşük ya da yüksek olanların ve anne babası ile yaşayanların Covid-19 tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Öte yandan Covid-19’a dair değişkenlerden pozitif tanı alanların, fiziksel/sosyal izolasyon yaşayanların, iş yerinde ve pandemi öncesine göre daha yoğun çalışanların, Covid-19 nedeniyle yakın kaybı yaşayanların ve yakınları risk grubunda olanların Covid-19 tükenmişliklerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca yapılan korelasyon analizlerine göre Covid-19 tükenmişliği ile yaş arasında negatif yönde; algılanan Covid-19 riski ve bilişsel/duygusal alt boyutları ile pozitif yönde; DİV’in iyilik, adalet, şans ve kendilik değeri alt boyutları ve toplam DİV puanı ile negatif yönde; algılanan anne ebeveynlik biçimi ile pozitif yönde; algılanan baba ebeveynlik biçiminin ise küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici ve kötümser/endişeli alt boyutları ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Son olarak hiyerarşik regresyon analizine dahil edilen tüm değişkenlerin toplam varyansın %40.8’ini anlamlı olarak [F= 8.690, p<.001] açıkladığı görülmüştür. Sonuçlar COVID 19 tükenmişliği üzerinde sosyodemografik ve Covid-19’a bağlı özelliklerin, algılanan ebeveynlik biçimlerinin, dünyaya ilişkin varsayımların, algılanan Covid19 risk algısının ve yordayıcı gücünün önemli olabileceğini düşündürmektedir. Mevcut bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.
  • Yayın
    The mediating role of difficulties in positive and negative emotion regulation in the relationship between early maladaptive schemas and cyber dating violence
    (European Association for Behavioural and Cognitive Therapies (EABCT), 2023-10-07) Ünver, Buket; İnce, Elif Hazal
    Introduction: Cyber dating violence includes all kinds of words, attitudes and behaviors that individuals use against their partners in order to harm the partner in the digital environment. In the present study, it was aimed to examine the mediating role of difficulties in positive emotion regulation and negative emotion regulation in the relationship between early maladaptive schemas and cyber dating violence. Method: The sample of the study consists of 298 individuals between the ages of 18-30 who are in a romantic relationship or have had a romantic relationship in the last 1 year. The data of the research was collected through Demographic Information Form, Cyber Dating Abuse Questionnaire, Young Schema Questionnaire-Short Form, Difficulty in Emotion Regulation Scale-Short Form and Multidimensional Measure of Difficulties in the Regulation of Positive Emotions. Results: Pearson Correlation Analysis was used to determine the relationship between early maladaptive schemas, difficulty in positive emotion regulation, negative emotion regulation and applied and exposed cyber dating violence. As a result of the statistical analyzes, significant relationships were found between four schema areas, disconnection&rejection, impaired autonomy and performance, other-directedness, overvigilance&inhibition, and the digital dating violence both applied and exposed. Mediation analysis revealed that difficulty in positive emotion regulation had a partial mediator role in digital dating violence applied and exposed to four schema domains. In addition, a partial mediating role of difficulty in regulating negative emotion was found between the areas of disconnection&rejection and others-directedness schema areas and the digital dating violence exposed. Dissusion: Individuals with an early life in an unhappy family develop schemas that cause them to turn to strategies such as fear, suppression and sabotage instead of feeling guilty for experiencing and enjoying positive emotions. At this point, the sabotage can be seen as the person being exposed to cyberbullying and/or being a cyberbully. The fact that digital dating violence seen in romantic relationships occurs especially through positive emotion regulation strategies reveals a need for how a positive emotion can be regulated especially in the adolescence and emerging adulthood group. Conclusion: The association of early maladaptive schemas and emotion regulation difficulties with digital dating violence suggests that clinicians may be effective in developing interventions for emotion regulation skills. In particular, in terms of regulation of positive emotions, impulse control, goal-oriented behavior, ability to activate emotional strategies, acceptance of emotions and regulation of targetoriented emotions and behaviors will be important therapeutic targets. Finally, awareness of cyber dating violence, cyberbullying and/or being a cyberbully that can be seen in adolescence and emerging adulthood group should be increased and people should be aware of their possible victimization.
  • Yayın
    The mediator role of schema modes in the relationship between parentification and co-dependency
    (European Association for Behavioural and Cognitive Therapies (EABCT), 2023-10-07) Ünver, Buket; Önürme, Beyza; Bayram Kuzgun, Tubanur; Köse Karaca, Bahar; Kahveci, Ceyhun
    Introduction: The disruption of the hierarchy between the parent and the child obscures the role of the child in the family. Parentification is characterized by the child taking emotional and/or instrumental responsibilities and caring for parents and siblings. Therefore, lead to significant difficulties in the child's development of a self, and these difficulties may be reflected in the child's romantic relationships in adulthood in the form of difficulties in thinking independently. This situation is conceptualized as codependency and is defined as excessive focus on others, assuming full responsibility, and low selfesteem. It is hoped that discovering the roles of schema modes, which are defined as emotional and behavioral states that emerge suddenly when people are hypersensitive, in these relationship styles will be a significant guide, especially in therapy sessions. Therefore, the main purpose of this study is to determine which schema modes mediate the relationship between parentification and co-dependence. Method: The research was conducted with 355 participants aged 18-69 years. The Sociodemographic Form, Parentification Inventory, Co-Dependency Assessment Scale, and Schema Mode Scale-Short Form were used in the study. Process Macro analysis Model 4 developed by Hayes (2013) was used to test the mediating role of schema modes between parentification and co-dependency. Results: According to the results of the analysis, the level of co-dependency is higher in women. Eight different mediator effect models were tested, including child modes, coping modes, parent modes, and healthy adult mode, between parent-focused parentification and sibling-focused parentification and codependency. The mediating role of the angry child mode, self-aggrandiser mode, and demanding parent mode was found between parent-focused parentification and co-dependency. In addition, the mediating role of the punitive and demanding parent mode was found between sibling-focused parentification and co-dependency. Discussion: It is noteworthy that the same mediating effect between both parent-focused and siblingfocused parentification and co-dependency is the demanding parent mode. The demanding parent mode, which prioritizes the needs of others, predicts co-dependency and shows the mode that should be studied first in treatment. The attention is drawn to the mediating variable between the punitive parenting mode, characterized by self-blaming aspects in individuals who assumed the responsibility of caring for their sibling during childhood, and perfectionism, which is co-dependency. Similarly, it is observed that the self-aggrandiser mode compensates for the emotional deprivation caused by parentification. These modes, which develop in root family interaction, mediate similar imbalances in adult roles. The prominence of the angry child and self-aggrandiser mode suggests that these individuals can be evaluated especially in terms of narcissism in studies and/or therapy sessions that examine the relationship between parentification and co-dependency. Conclusion: The schema modes come from the experiences of their root families and continue actively in the adulthood romantic relationships of individuals who take responsibilities that are not suitable for their developmental level in their childhood. It is thought that this study will enable individuals who experience parentification to define their unhealthy roles and explore their relational problems and will provide a new perspective on the predictor of childhood experiences on adulthood.
  • Yayın
    Impact of vaccines on the COVID-19 pandemic in Turkey
    (2022-06-01) Yelmenoğlu, Elif Deniz; Elmas, Dilara
    COVID-19 (coronavirus disease-2019 pandemic continues to threaten public health and this situation is raising great concern all over the world. With the development of different vaccines, it was aimed to end the epidemic and increase community immunity in the past years. The research reduced public anxiety but the extent of the impact of vaccines in the pandemic is should be under investigation. Because the degree of availability of the COVID-19 vaccines was differing both nationally and globally. This makes it important to investigate how effective vaccination is on the epidemic. The main aim of this study is to investigate the possible recovery impact of vaccination on the COVID-19 pandemic in Turkey. In addition, the rates of severe disease during the first 3 doses of vaccination were also examined in this study. The analyses are conducted based on Spearman, Kendall and Pearson's correlation by using the data of the Ministry of Health of the Republic of Turkey. The obtained results showed that there are strong correlations between vaccination and recovery.
  • Yayın
    TURSpider veri kümesinde Temsilcilerin Karışımı Tabanlı Text-to-SQL çalışması
    (IEEE, 2025) Kanburoğlu, Ali Buğra; Tek, Faik Boray
    Bu çalışma, Türkçe Text-to-SQL için geliştirilen TURSpider veri kümesi üzerindeki deneyleri ele almaktadır. TURSpider, çeşitli zorluk seviyelerine sahip SQL sorgularını içeren geniş kapsamlı bir Türkçe veri kümesidir ve bu alandaki araştırmalar için önemli bir kaynak niteliğindedir. Çalışmada, geri bildirim odaklı temsilcilerin karışımı yaklaşımının (ing. feedback driven Mixture-of-Agents - MoAF) başarımı incelenmiştir. MoAF yapısında, birden fazla büyük dil modeli (BDM) iş birligi içinde çalışarak SQL oluşturma başarımını artırmayı hedeflemektedir. Bu yapıda temsilci (ing. agent) işbirliği, modellerin birbirinden ögrenmesini ve geri bildirim mekanizmaları aracılığıyla hataların düzeltilmesini sağlamaktadır. Deney sonuçlarına göre, MoAF yaklaşımı ile %60.63 yürütme doğruluğuna ulaşılmış ve TURSpider veri kümesi üzerindeki en iyi sonuç elde edilmiştir.
  • Yayın
    Reproduction of social biases through AI: a study on AI developers' awareness on social biases
    (BIDGE Publications, 2023-12-11) Şahin, Aylin; Pandır, Müzeyyen
    Artificial Intelligence (AI) stands as an evolving and controversial force, changing the way of work in numerous sectors including education, art, finance, health, transportation, and security, also having influences over daily lives. While discussions often revolve around the technological breakthroughs and economic ramifications of AI, it is imperative to recognize and address the social impacts and consequences it carries, particularly with respect to potential social biases and discriminations that it will (re)produce or contribute to. This study explores AI developers' awareness and perspectives on gender, race and ethnicity-based biases in general, and how AI may contribute to these in particular. Surveys were conducted with 60 professionals working in different areas of AI and related issues. The findings revealed relatively informed understandings of the concepts of gender, race and ethnicity, whereas a lack of awareness among participants about prejudice. The study discusses that while considering what new technologies bring to society, it is crucial to understand how these new technologies may perpetuate existing social problems. To prevent such developments, it is crucial that those who play a role in the development of these technologies have an informed and ethical perspective towards the reproduction of social inequalities, for building more inclusive societies.
  • Yayın
    Sosyal medyanın mekân tasarımına etkisi
    (BZT Akademi Yayınevi, 2021-12) Yalgın, Beste; Özker, Serpil
    Endüstri Devrimi ile birlikte gelişen dünya düzeni içerisinde, toplumun kalıplaşmış özellikleri değişmeye başlamıştır. Sanayileşme öncesinde ürün ya da hizmetleri değerli kılan üretim kültürü, yerini tüketim kültürüne bırakmıştır. Tüketim kültürü bireylere sürekli olarak daha fazlasını istemeyi aşılayarak, tüketim eylemini bir statü göstergesi olarak dayatmıştır. Tüketim kültürü gölgesinde değişen dünyaya adapte olmak isteyen bireyler ise etkileşim kurma yeteneklerini ilerleterek, toplumda yer bulmayı hedeflemektedir. Tüketim kültürünün özünü oluşturan olgulardan biri de iletişimdir. Günümüzde, bireylerin rahatlıkla iletişim kurabildiği sosyal medya platformlarının kullanılmaya başlanması üzerine, mekân tasarım algısında da psikolojik, ekonomik, sosyal ya da kültürel değişiklikler başlamıştır. Sosyal medya platformlarında popülerleşen mekânları keşfetme arzusu duyan bireyler, mevcut ziyaretçi kitlesi tarafından paylaşılan fotoğraf, video ve yorumların etkisinde kalarak, o mekânları ziyaret etme eğilimi duymuştur. Çeşitli görsel ve işitsel ögelerin tesiri altındaki bireyler giderek içerik üretimine elverişli olan mekân tasarımlarına yönelmiştir. Mekân işletmeleri de bireylerin istek ve ihtiyaçlarını karşılayacak atmosferler oluşturmaya çalışmıştır. Bu doğrultuda araştırmada; sosyal medya platformlarının mekân tasarımı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda sosyal medya, mekân, sosyal medya ve mekân tasarımı ilişkisi irdelenmiştir. Sonuç olarak, sosyal medya platformlarının yeme-içme, turizm ve mağaza mekânlarının tasarımı çerçevesindeki etkisinin var olduğu tespit edilmiştir.