Bildiri Koleksiyonu | Psikoloji Bölümü

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 15 / 15
  • Yayın
    Sağlık davranış modelleri kapsamında Covid-19: bütünleşik davranış modeli açısından fiziksel mesafe davranışı bataryasının geçerlik ve güvenirliği
    (Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Ünver, Buket; Temeloğlu Şen, Esin; Gücin, Nuray Öner
    Bu çalışmada, Covid-19 pandemisi döneminde toplum sağlığının korunması adına önerilen ve sağlık davranışları arasında en önde gelen fiziksel mesafelenme davranışının klinik sağlık psikolojisi modelleri perspektifinden incelenmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, fiziksel mesafe davranışını incelemek için tutum, öznel normlar, öz-yeterlik gibi çeşitli yapıları içeren kapsamlı bir sağlık davranışı modeli olan Bütünleşik Davranış Modeli'ni (BDM) uygulayarak farklı ölçeklerden oluşan Pandemi Dönemi Fiziksel Mesafelenme Bataryası (FMB) geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışma kapsamında, BDM’nin her bir ölçeğine ilişkin toplam 109 madde havuzu oluşturulmuş, pilot çalışmada (n=100) ilk madde analizi gerçekleştirilmiş ve gerekli düzenlemeler yapılarak batarya, esas çalışma için hazır hale getirilmiştir. Sonrasında 322 katılımcıyla (yaş: 36.48; %72 kadın) yürütülen Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) 39 maddelik nihai bir batarya ile sonuçlanmıştır. AFA’ya göre faktör yapıları oluşturulduktan bataryanın daha sonra 472 kişi (yaş: 36,99; %74,4 kadın) üzerinden Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Bulgular: AFA, FMB’nin araçsal tutum, deneysel tutum, algılanan kontrol, öz yeterlilik ve bilgi ve becerileri içeren beş yapı ve 21 madde ile sonuçlandığını ortaya koymuştur. DFA sonuçları ise araçsal tutum, deneysel tutum, algılanan kontrol ve öz-yeterlik gibi 19 maddeden oluşan dört boyutlu yapıyı doğrulamıştır. Bataryada yer alan ölçümlerin Cronbach alfa değerlerinin 0.68 ile 0.85 arasında değiştiği görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Sonuçlar, fiziksel mesafe davranışının BDM’nin araçsal tutum, deneysel tutum, algılanan kontrol ve öz yeterlilik yapıları aracılığıyla değerlendirildiğini ortaya koymuştur. Çalışmada geliştirilen, güvenirliği ve geçerliği kanıtlanmış bataryanın kullanılarak fiziksel mesafelenme davranışı için önleyici müdahale programları geliştirilebileceği düşünülmüştür.
  • Yayın
    Bireylerin Covid-19’a dair tükenmişliklerinin algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları ve ebeveyn biçimleri ile ilişkisi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Erdem, Büşra; Ünver, Buket
    Dünyaya İlişkin Varsayımları Ve Ebeveyn Biçimleri İle İlişkisi Tükenmişlik kavramı özellikle endüstri ve sağlık psikolojisi çatısı altında yer almakla birlikte Covid-19 pandemisi ile birlikte tükenmişlik ve salgın hastalıklar arasındaki ilişki klinik literatürde de dikkat çekmeye başlamıştır. Mevcut çalışma kapsamında bireylerin kitlesel bir dış faktör karşısında (Covid-19 pandemisi), süreç içerisinde yaşayacakları tükenmişlikleri ile olaya dönük algıladıkları risk, anlamsal dünyaları ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisini araştırmanın, olası pandemiler ya da paylaşılan toplumsal olaylar karşısında yaşanabilecek tükenmişlik olgusuna ve komorbidite tanıların ayrımına dair bütüncül bir bakış açısı sunması beklenmektedir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut çalışmanın temel amacı bireylerin Covid-19’a dair tükenmişlikleri ile algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları (DİV) ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda, sosyodemografik değişkenler ve Covid-19’a dair değişkenlerin Covid-19 tükenmişliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın örneklem grubunu 18-65 yaş aralığında yer alan 368 katılımcı (yaş ort. 33.85, SS=9.75; %58:4’ü kadın, %41.6’sı erkek) oluşturmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçları Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği (COVID-19-BS), Algılanan Covid-19 Risk Ölçeği (CPRS), Dünyaya İlişkin Varsayımlar Ölçeği (DİVÖ) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) şeklindedir. Yapılan analizlere göre kadın olanların, çocuk sahibi olmayanların, düşük eğitim düzeyi ve ekonomik durumu orta-alt ve orta-üste göre düşük ya da yüksek olanların ve anne babası ile yaşayanların Covid-19 tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Öte yandan Covid-19’a dair değişkenlerden pozitif tanı alanların, fiziksel/sosyal izolasyon yaşayanların, iş yerinde ve pandemi öncesine göre daha yoğun çalışanların, Covid-19 nedeniyle yakın kaybı yaşayanların ve yakınları risk grubunda olanların Covid-19 tükenmişliklerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca yapılan korelasyon analizlerine göre Covid-19 tükenmişliği ile yaş arasında negatif yönde; algılanan Covid-19 riski ve bilişsel/duygusal alt boyutları ile pozitif yönde; DİV’in iyilik, adalet, şans ve kendilik değeri alt boyutları ve toplam DİV puanı ile negatif yönde; algılanan anne ebeveynlik biçimi ile pozitif yönde; algılanan baba ebeveynlik biçiminin ise küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici ve kötümser/endişeli alt boyutları ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Son olarak hiyerarşik regresyon analizine dahil edilen tüm değişkenlerin toplam varyansın %40.8’ini anlamlı olarak [F= 8.690, p<.001] açıkladığı görülmüştür. Sonuçlar COVID 19 tükenmişliği üzerinde sosyodemografik ve Covid-19’a bağlı özelliklerin, algılanan ebeveynlik biçimlerinin, dünyaya ilişkin varsayımların, algılanan Covid19 risk algısının ve yordayıcı gücünün önemli olabileceğini düşündürmektedir. Mevcut bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.
  • Yayın
    Bipolar bozuklukta ilaca uyum davranışının yordayıcılarının bütünleşik davranış model çerçevesinde incelenmesi
    (Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Ünver, Buket; Berk, Özlem Sertel
    Amaç: Bipolar bozuklukta (BPB) ilaç uyumsuzluğu %20-60 ranjında olup pek çok tehlikeli sonuçlara yol açabilmektedir. Bu oranın düşürülmesi için müdahale programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak müdahalelerin etkinliğinde ilaç uyum davranışının (İUD) yordayıcılarının kuramsal temellere dayalı olarak belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı BPB tanılı hastalarda İUD ve yordayıcılarını Bütünleşik Davranış Modeli (BDM) çerçevesinde değerlendirmeyi hedefleyen bir batarya geliştirmek ve geliştirilen bataryanın psikometrik özelliklerini sınamaktır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi 14’ü yatarak, 153’ü ayaktan tedavi alan 167 BPB tanılı katılımcılardan oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik ve Tıbbi Bilgi Formu, BDM Bipolar Bozukluk İlaç Uyumu Bataryası (BBİUB), Tıbbi Tedaviye Uyum Oranı Ölçeği, İlaç Uyumunu Bildirim Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinin Gözden Geçirilmiş Formu ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu kullanılarak ve ilaç uyumunun kanda ölçümü ile elde edilmiştir. Bulgular: Katılımcılarda ilaç uyum oranının yüksek olduğunu görülmekle birlikte öz bildirim sonuçlarına göre vakaların %31’i ilaçlarını aksatmaktadır. Çalışmanın sonuçları BDM’nin tüm yapılarının ölçümünü bir arada ele alan bataryanın geçerli ve güvenilir olarak uygulanabileceğine dair kanıtlar sunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışma sonucunda geliştirilen ölçüm bataryası sayesinde ilgili bozukluğa sahip kişilerde İUD’nin bireysel bileşenlerinin belirlenebilmesi ve buna yönelik ilaca uyum müdahale programlarının geliştirilmesi umulmaktadır.
  • Yayın
    The mediating role of difficulties in positive and negative emotion regulation in the relationship between early maladaptive schemas and cyber dating violence
    (European Association for Behavioural and Cognitive Therapies (EABCT), 2023-10-07) Ünver, Buket; İnce, Elif Hazal
    Introduction: Cyber dating violence includes all kinds of words, attitudes and behaviors that individuals use against their partners in order to harm the partner in the digital environment. In the present study, it was aimed to examine the mediating role of difficulties in positive emotion regulation and negative emotion regulation in the relationship between early maladaptive schemas and cyber dating violence. Method: The sample of the study consists of 298 individuals between the ages of 18-30 who are in a romantic relationship or have had a romantic relationship in the last 1 year. The data of the research was collected through Demographic Information Form, Cyber Dating Abuse Questionnaire, Young Schema Questionnaire-Short Form, Difficulty in Emotion Regulation Scale-Short Form and Multidimensional Measure of Difficulties in the Regulation of Positive Emotions. Results: Pearson Correlation Analysis was used to determine the relationship between early maladaptive schemas, difficulty in positive emotion regulation, negative emotion regulation and applied and exposed cyber dating violence. As a result of the statistical analyzes, significant relationships were found between four schema areas, disconnection&rejection, impaired autonomy and performance, other-directedness, overvigilance&inhibition, and the digital dating violence both applied and exposed. Mediation analysis revealed that difficulty in positive emotion regulation had a partial mediator role in digital dating violence applied and exposed to four schema domains. In addition, a partial mediating role of difficulty in regulating negative emotion was found between the areas of disconnection&rejection and others-directedness schema areas and the digital dating violence exposed. Dissusion: Individuals with an early life in an unhappy family develop schemas that cause them to turn to strategies such as fear, suppression and sabotage instead of feeling guilty for experiencing and enjoying positive emotions. At this point, the sabotage can be seen as the person being exposed to cyberbullying and/or being a cyberbully. The fact that digital dating violence seen in romantic relationships occurs especially through positive emotion regulation strategies reveals a need for how a positive emotion can be regulated especially in the adolescence and emerging adulthood group. Conclusion: The association of early maladaptive schemas and emotion regulation difficulties with digital dating violence suggests that clinicians may be effective in developing interventions for emotion regulation skills. In particular, in terms of regulation of positive emotions, impulse control, goal-oriented behavior, ability to activate emotional strategies, acceptance of emotions and regulation of targetoriented emotions and behaviors will be important therapeutic targets. Finally, awareness of cyber dating violence, cyberbullying and/or being a cyberbully that can be seen in adolescence and emerging adulthood group should be increased and people should be aware of their possible victimization.
  • Yayın
    The mediator role of schema modes in the relationship between parentification and co-dependency
    (European Association for Behavioural and Cognitive Therapies (EABCT), 2023-10-07) Ünver, Buket; Önürme, Beyza; Bayram Kuzgun, Tubanur; Köse Karaca, Bahar; Kahveci, Ceyhun
    Introduction: The disruption of the hierarchy between the parent and the child obscures the role of the child in the family. Parentification is characterized by the child taking emotional and/or instrumental responsibilities and caring for parents and siblings. Therefore, lead to significant difficulties in the child's development of a self, and these difficulties may be reflected in the child's romantic relationships in adulthood in the form of difficulties in thinking independently. This situation is conceptualized as codependency and is defined as excessive focus on others, assuming full responsibility, and low selfesteem. It is hoped that discovering the roles of schema modes, which are defined as emotional and behavioral states that emerge suddenly when people are hypersensitive, in these relationship styles will be a significant guide, especially in therapy sessions. Therefore, the main purpose of this study is to determine which schema modes mediate the relationship between parentification and co-dependence. Method: The research was conducted with 355 participants aged 18-69 years. The Sociodemographic Form, Parentification Inventory, Co-Dependency Assessment Scale, and Schema Mode Scale-Short Form were used in the study. Process Macro analysis Model 4 developed by Hayes (2013) was used to test the mediating role of schema modes between parentification and co-dependency. Results: According to the results of the analysis, the level of co-dependency is higher in women. Eight different mediator effect models were tested, including child modes, coping modes, parent modes, and healthy adult mode, between parent-focused parentification and sibling-focused parentification and codependency. The mediating role of the angry child mode, self-aggrandiser mode, and demanding parent mode was found between parent-focused parentification and co-dependency. In addition, the mediating role of the punitive and demanding parent mode was found between sibling-focused parentification and co-dependency. Discussion: It is noteworthy that the same mediating effect between both parent-focused and siblingfocused parentification and co-dependency is the demanding parent mode. The demanding parent mode, which prioritizes the needs of others, predicts co-dependency and shows the mode that should be studied first in treatment. The attention is drawn to the mediating variable between the punitive parenting mode, characterized by self-blaming aspects in individuals who assumed the responsibility of caring for their sibling during childhood, and perfectionism, which is co-dependency. Similarly, it is observed that the self-aggrandiser mode compensates for the emotional deprivation caused by parentification. These modes, which develop in root family interaction, mediate similar imbalances in adult roles. The prominence of the angry child and self-aggrandiser mode suggests that these individuals can be evaluated especially in terms of narcissism in studies and/or therapy sessions that examine the relationship between parentification and co-dependency. Conclusion: The schema modes come from the experiences of their root families and continue actively in the adulthood romantic relationships of individuals who take responsibilities that are not suitable for their developmental level in their childhood. It is thought that this study will enable individuals who experience parentification to define their unhealthy roles and explore their relational problems and will provide a new perspective on the predictor of childhood experiences on adulthood.
  • Yayın
    Covid-19 tanısı almış ve almamış bireylerde salgının ruh sağlığı üzerindeki çok boyutlu etkileri: nitel bir çalışma
    (ISCYA Publishing House, 2021-08-22) Karaköse, Selin; Akçinar, Berna; Çelik, Hazal
    Bu araştırmanın amacı COVID-19 tanısı almış ve almamış bireylerde salgının ruh sağlığı üzerindeki etkisini incelemektir. Nitel araştırma yöntemi kullanılan bu çalışma, TÜBİTAK 1001 (Proje No: 120K421, Sözleşme tarihi: 24.06.2020) projesi kapsamında yürütülen nicel projeye katılarak, bu katılım sırasında gönüllü olarak mülakat görüşmesine katılmak istediğini aktaran katılımcılar ile tesadüfi yöntemle seçilmiş gönüllü olarak katılmayı kabul eden 19 COVID-19 tanısı almış (16 kadın, 3 erkek) ve 20 COVID-19 tanısı almamış (12 kadın, 8 erkek) toplam 39 kişilik bir alt örneklemden oluşmaktadır. Derinlemesine mülakat yöntemi kullanılan bu çalışmada, COVID-19 tanısı örneklem için yaş ortalaması 32.84 (SS=12.13), COVID-19 tanısı almamış örneklem için ise 34.35 (SS=9.43)’tir. COVID-19 tanısı almış ve almamış örneklem grubunda hastalığın etkilerine yönetlik atıflarda farklılık olduğu, COVID19 tanısı almış bireylerde ‘psikolojik etkiler’ temasının en sık tekrarlanan tema olduğu ve bunu ‘fiziksel zorlukları’ alt temasının izlediği görülürken, COVID-19 tanısı almamış örneklem grubunda ‘fiziksel zorluklar’ en yüksek sıklığı gösteren alt tema olduğu bulunmuştur. Öte yandan salgının etkileri değerlendirildiğinde, her iki örneklem grubunda ‘sosyal olarak kısıtlanma’ teması ortak olarak görülürken, COVID-19 tanısı almış bireylerde bunu ‘ekonomik zarar’ ve ‘psikolojik olarak zorlanma’ teması izlemiştir. COVID-19 tanısı almamış bireylerde ise bu iki temanın aksine ‘destek mekanizmaları’ ve ‘online deneyimler’ teması yer almıştır. Her iki örneklem grubu ile yürütülen nitel çalışmada, farklılaşan alt temalar ve alt temaların sıklığı bireylerin de deneyimlerinin anlaşılmasına olanak tanımıştır. Özellikle COVID-19 tanısı almış ve almamış bireyler için pandeminin etkileri ana teması altında farklılaşan alt tema sıklıkları, müdahaleye yönelik sosyal politikalar oluşturulması açısından da önemli bilgiler sunmaktadır.
  • Yayın
    Covid-19 tanısı almış ve almamış bireylerde obsesif-kompulsif belirtiler ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği, 2021-09) Karaköse, Selin; Akçinar Yayla, Berna; Şen, Ezgi
    [No abstract available]
  • Yayın
    Kişiler arası problemler ile cinsel işlev ve cinsel doyumun ilişkisi
    (Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneği, 2021) Üzülmez, Duygu Rabia; Akyunus, Miray
    [No abstract available]
  • TÜBİTAK 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı tarafından desteklenmiştir.
  • Yayın
    Influences of gender, political and religious orientation of intuition based moral decision making process
    (Routledge Journals, Taylor & Francis, 2016-07) Piyale, Zeynep Ecem; Tepe, Beyza; Şirin, Selçuk; Rogers-Sirin, Lauren
    [No abstract available]
  • Yayın
    Programlamaya giriş dersi öğrencilerinin öz yeterlilik algıları ve derse yönelik tutumlarının cinsiyet ve eğitim diline göre incelenmesi
    (IEEE, 2017-10-31) Deveci, Ezgi; Aydın, Damla; Benli, Kristin Surpuhi; Tek, Faik Boray
    Bu araştırmanın amacı F.M.V. Işık Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin genel öz-yeterlilik algılarının ve Programlamaya Giriş(CSE101) dersine yönelik tutumlarının; cinsiyet ve eğitim aldıkları programın diline (Türkçe-İngilizce) göre incelenmesidir. Araştırmaya 40 kadın ve 74 erkek olmak üzere toplam 114 üniversite öğrencisi katılmıştır. Öğrencilerin öz yeterlilik algılarını ölçmek için Genel Öz Yeterlilik ölçeği kullanılmış, ders sonucunu (başarı ve başarısızlık) değerlendirmeleri için açık uçlu sorular sorulmuş ve yaş, cinsiyet gibi temel demografik bilgileri alınmıştır. Açık uçlu sorular niteliksel (kalitatif) analiz yöntemi ile incelenmiştir. Yapılan niceliksel analiz sonucunda öğrencilerin genel öz-yeterlilik puanları ile genel not ortalaması arasında anlamlı, CSE101 dersi dönem sonu not ortalaması arasında ise anlamsız bir ili ki olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca öğrencilerin öz-yeterlilik puanlarının cinsiyete ve eğitim aldıkları dile göre (Türkçe-İngilizce) değişmediği görülmüştür. Öğrencilerin motivasyon puanları da eğitim aldıkları dile göre farklılaşmamaktadır. Niteliksel analiz bulgularına göre ise öğrencilerin verdiği cevapların yüzde sıklık değerlerinin cinsiyetleri açısından değiştiği görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları özellikle öğrencilerin derse yönelik tutumlarında cinsiyet açısından bir farklılık olduğunu göstermesi ile mühendislik programlama eğitiminde öğrenci başarısını yordayan değişkenlerin tespit edilmesi sürecine katkı sağlaması beklenmektedir.
  • Yayın
    Weight as a predictor of perceived discrimination
    (Springer, 2014-08-26) Deveci, Ezgi; Tekeş, Burcu
    [No abstract available]
  • Yayın
    A health status and quality of life assessments among morbid and super morbid obese patients seeking bariatric surgery
    (Springer, 2014-08-26) Deveci, Ezgi; Yücel, Başak; Sertel Berk, Hanife Özlem; Barbaros, Umut; Türker, Fulya
    [No abstract available]
  • Yayın
    A descriptive study on the psychosocial characteristics of morbid obese-bariatric surgery candidates in comparison with a non-morbid obese group
    (Springer, 2013-08) Deveci, Ezgi; Yücel, Başak; Sertel Berk, Hanife Özlem
    [No abstract available]