Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 32
  • Yayın
    Çağdaş sanatta ölüm kavramı
    (Işık Üniversitesi, 2015-07-31) Şanko, Lucia; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    İnsanın yaratılışından beri var olan ölüm duygusunun sanatta en çok kullanılan temalardan biri olmasının sebebi, birçok anlamda değişikliklere uğramış olsa da gücünden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır. Bu çalışmada ilk uygarlıklardan itibaren günümüz sanat akımlarına kadar olan süreç incelenmiştir. Mitoloji, ilk inanışlar, insanlığı etkilemiş temel dinler, Rönesans’la birlikte değişen resim anlayışı, Avrupa sanatı, günümüz Amerika’sında sanat ve çağdaş Türk sanatı ele alınan ana başlıklardır. Bu başlıklar doğrultusunda yapılan çalışmada dikkati çeken nokta, eserlerinde bu konulara eğilen sanatçıların, bilinmeyen ve tecrübe edilemeyen ölümü farklı inançlar ve farklı felsefi görüşler aracılığıyla ele almış olmalarıdır. Yaşamın çok boyutluluk ve renkliliğine karşın; ölümün hiçliğinin, donukluğunun ve tekdüzeliğinin farkında olan bu sanatçılar, ölümü tuvalin yüzeyine taşıyarak etkisini güçlendirmişlerdir. Ele alınan sanatçı örneklerinin ve sanat yapıtlarının sınırlı sayıda olmasının nedeni ise ölümü tüm yanlarıyla çözümlemeye çabalamanın, çalışmanın amacını ve sınırlılıklarını aşmış olmasıdır. Bu sebeple sanatçıların en çok bilinen yapıtlarına yer vermenin uygun olacağı düşünülmüş, ölüm olgusunun sanat tarihi boyunca yüzyılımıza kadar geçirdiği değişim süreci bu örneklerle ele alınmaya çalışılmıştır.
  • Yayın
    Resim kursunun cezaevindeki tutuklu ve hükümlü kadınların üzerinde yarattığı etkileri : Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
    (Işık Üniversitesi, 2019-01-16) Cığırlı, Eda; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Sanatın gelişim süreci ve insanların iç dünyasındaki değeri ilk çağlardaki insanların yapmış oldukları üretimlerden itibaren gözlemlenebilmektedir. Sanat, semboller ve imgeler ile bir araç olarak yüzyıllar boyu kullanılmış, değişen insanların ve toplulukların ifade biçimi olmuştur. Günümüzde dinamik, değişken, iyileştirici ve dışavurumcu yapısı ön plana çıkarak önem kazanmış ve önemli bir bilim dalı olan psikolojide yerini almıştır. Psikoloji, sanatın katmanlarıyla birleşerek pozitif sonuç veren sağaltım metotları geliştirmiştir. Sanatın yaygın dalı olan görsel sanatlar, psikolojinin uygulamalı alanlarında “görsel sanatlar terapisi” tanımlamasıyla bir sağaltım yöntemi olarak kullanılmaktadır. Uygulama örneklerini dünyanın dört bir yanına taşıyan ve Türkiye’de de yerini bulan bu metotlardan biri “sanatla terapi” başlığı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde toplumlar yeni hümanistik değer yapılanmalarını oluşturmakta ve sanatla terapiyi insanların öz saygınlığına, korkularına, tükenmişliğine, sevgisizliğine, hissizlik duygularına odaklayarak çalışmalarını sürdürmektedir. Korkunun güvene, öfkenin de şefkate dönüştürülebildiği bir süreçten söz edilmektedir. Bugün sanatın bu işlevi, sadece toplumsal normlarla uyumlu bir birliktelik sürdüren bireyleri kapsamamaktadır. Sanat artık bu çerçevenin dışına doğru genişleyerek, özel koşullar altında yaşayan insanlar için de bir ifade alanı yaratmaktadır. Bu tez çalışmasının örneklendirdiği gibi uzun zamandır farklılaştırılmış ve panoptikon mimari yapısı içinde hapis, nezaret altında tutma, tecrit, zorla çalıştırma, eğitim ve hastane gibi kurumların içinde yaşamakta olan insanlar için resim dersleri özgür ifade alanları olmaktadır. 20. yüzyılda başlayan yeni toplum sistemi içinde bütünü gözetlemek anlamına gelen “panoptikon” sistemi, bireyleri kendi gözetiminde tutarak belirli sınırlar içinde sağaltım ve motivasyon etkinlikleri oluşturmaktadır.21. yüzyılda tüm dünyada yaygınlık kazanan bu sistemin kendi modelini, topluluklar üzerinde sessiz bir baskıyla görünür kıldığı ve bireyleri yalnızlaştırdığı, sosyologlar tarafından ifade edilmektedir. Panoptikon sisteminin yaygın olarak hapishanelerde uygulandığı bilinmektedir. Yalnızlaşan ve her an gözetlendiğini hisseden insanların davranışları böylece kontrol altına alınmaktadır. Bu ortam içinde bulunan bireylerde kişilik bozuklukları oluşabilmektedir. Panoptikon sistemi bu oluşuma karşı bir çözüm olarak sanatı ön plana çıkartmaktadır. Bu incelikli müdahale ile yapı içinde yaşamakta olan insanlara, sınırlı zaman ve alan içinde “ikincil savunma” olarak sanat üretim hakkı tanınmaktadır. Bu tez çalışması hapishane örneği üzerinden, toplumdan tecrit edilmiş insanların sanat yoluyla yeniden beceri kazanabilecekleri ve bu süreç içinde sağaltımlarını gerçekleştirebilecekleri düşüncesini referans almaktadır. Çalışma çerçevesinde Ekim 2015–Haziran 2016 tarihleri arasında Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan adli ve siyasi tutuklu ve hükümlü kadınların yaptıkları resimlerden –kursa katılımları ve üretimdeki devamlılıkları esas alınarak- oluşan bir seçki incelenmiş, atölye çalışmalarında resim yapabilirlik süreçleri ortaya konmuştur. Tez çalışması kapsamında, kurs süresince katılımcıları gözlemleme ve onlarla birebir çalışma deneyimi edinilmiştir. Bunun sonucunda beceri gelişimleri, içerisinde bulundukları kapalılık ortamında baskılanmış olan duygularının resim aracılığıyla aktarımını ortaya koymuştur. Bu aktarım süreci içerisinde ortak ifade biçimleri, sembol ve renkler kullanıldığı belirlenmiş bunun yanı sıra gruplar arasında tercihe bağlı olarak farklılaşan sanat malzemesi kullanımı olduğu tespit edilmiştir.
  • Yayın
    Bir arketip olarak gölge
    (Işık Üniversitesi, 2013-05-31) Sungurlar, Işık; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Araştırmamın temeli, gölgenin sanatsal anlamda kazandığı önem ve kullanım şekli ile insan psikolojisi üzerinde yarattığı etkileri incelemektir. İlk bölümde gölgenin genel tanımı, eski inanışlarda hangi kavramlar ile karşımıza çıktığı üzerinde durulmuştur. Ruh ile gölgenin aynı sayıldığı toplulukların bu kavramları nasıl adlandırdığı incelenirken insana ve dünyaya düalist bir bakış açısıyla yaklaşılmıştır. Bu düalite Platon ve İbn-i Arabi ile desteklenmiş, yansıma ve gölge olarak dünya düşüncesi iki düşünür etrafında irdelenmiştir. İkinci bölümde gölge kavramına psikoloji açısından bakılmış, Sigmund Freud'un rüyalara verdiği önem gölgesel anlamda araştırılmıştır. Carl Gustav Jung'un arketipleri incelenmiş ve gölge arketipi üzerinde durulmuştur. Bilinçaltı ve kolektif bilinçdışı kavramları Jung'un gölge arketipi üzerinden irdelenerek sunulmuştur. Üçüncü bölümde sanat üzerinden incelediğimiz gölgenin resmin başlangıcına kadar uzanan serüveni araştırılırken Plinius'un mitinden destek alınmıştır. Eskiçağ, Ortaçağ, Gotik, Rönesans ve Barok dönemlerinde gölgenin kullanımına örneklerle bakılmış, Caravaggio, Rembrandt ve George de La Tour üzerinde durulmuştur. Doğal gölge kullanımı Bosch ve Bruegel bağlamında incelenmiş, gölgenin sembolik kullanımı Carducho ve Poussin üzerinden irdelenmiştir. Gölgenin, kişiliğin su yüzüne çıkartılmayan yönüne Komar ve Melamid resmi doğrultusunda vurgu yapılmıştır. Metafizik resim ve Giorgio De Chirico'nun resimlerindeki gölgenin gizemli hali incelenirken, Salvador Dali ve René Magritte'in eserleri Sigmund Freud ve Michel Foucault düşünceleri ışığında irdelenmiştir. Gölgenin kurgusal yorumlanması kısa örnekler ile incelenmiş ve sinemada kullanımı Alman Dışavurumculuğu ile açıklanmıştır. Gölge oyununun kısa bir tarihsel geçmişine değinilirken, sanatçılar tarafından farklı yorumlanması incelenmiştir. Türk Resim Sanatı'nda gölge kullanımı Adnan Çoker, Balkan Naci İslimyeli ve İnci Eviner üzerinden örneklerle incelenmiş ve araştırma sonlandırılmıştır.
  • Yayın
    Sanatta yeni figürasyon olgusu ve yeni dışavurumcu resim anlayışı
    (Işık Üniversitesi, 2012-06-04) Zeki, Semih; Akdeniz, Halil; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Bu tezin temel amacı, sanatta Yeni Figürasyonun ortaya çıkışı, bunu hazırlayan sanat oluşumları, Yeni Dışavurumculuğa zemin hazırlayan Dışavurumcu sanatın, resimsel bağlamda oluşum süreçlerini ortaya koymaktır. İlk bölümde öncelikle Dışavurumcu Sanatın ortaya çıkışını, 1950 öncesindeki Amerika ve Avrupa’daki sanat oluşumlarını, sonraki bölümde ise Soyut Dışavurumculuk ve buna karşı gelişen Pop Art’tan başlayarak, Foto(Hiper) Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik hareketleri ele alınmıştır. Daha sonraki bölümlerde ise Yeni Dışavurumcu Sanatın Almanya, İtalya ve Amerika üçgenindeki öne çıkan sanatçıları, son bölümde de Postmodernizm ve resimde yeni dönem ile beraber Yeni Figürasyon ve Yeni Dışavurumcu Sanat’ın Türkiye’deki yansıması irdelenmiştir.
  • Yayın
    Edward Hopper ile günümüzde ruhunu kaybeden insanlara bakış
    (Işık Üniversitesi, 2018-08-31) Fazla, Pınar; Tandırlı, Emre; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Ressam Edward Hopper'ın sanatı ile günümüzde soyutlanma yaşayan bireylerin yaşamları arasındaki benzerlik ortaya konmuştur. Günümüzdeki bireylerin yaşamlarındaki soyutlanma, ruhsal yönden incelenmiştir. Günümüzdeki bireylerin yaşadığı soyutlanma ve ruhsuzlaşmanın nedenleri incelenmiştir. Bu soyutlanma ve ruhsuzlaşma sorunundan kaynaklanan yalnızlaşma olgusu olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır. Ruhsal rahatsızlıkların nasıl ortaya çıktığı, geçmişte ve günümüzde bu hastalıklara nasıl tedaviler uygulandığı ve bireylerin yaşamakta olduğu soyutlanma, yalnızlık ve ruhsuzlaşma sorununun nereye varabileceği araştırılmıştır. Bu sorunların ortadan kalkması yahut en aza indirgenmesi için, bireylerin, ailelerin, eğitimcilerin ve sanatın neler yapması gerektiği konusunda farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Horoz imgesinin plastik sanatlara yansıması: Türkiye’de erken cumhuriyet döneminden günümüze çağdaşı batı sanatıyla bir karşılaştırma
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-18) Özkan, Fatma Aysun; Şarlak, Evangelia; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    İnsanoğlunun bilinmezlerle dolu çevresini algılamak ve anlamak için, görmeye başladığı andan itibaren duyumsadığı nesneleri önce imgeleştirdiği, sonra bu imgeleri sembollere dönüştürdüğü bilinmektedir. İlkel insanların mağara duvarlarında tasarladıkları ilk resimler korktukları varlıklara karşı sığındıkları doğa üstü güçler için geliştirdikleri ritüellerin sembolleri ve onları diğer insanlara anlatmak için kullandıkları görsel iletişim araçları olmuşlardır. İnsanoğlunun imgeleri sembolleştirerek gerçekleştirdiği bu oluşum, kültürel bir sürecin parçası olan sanatsal etkinlik olarak kabul edilmektedir. Bu etkinlik bir ritüelin parçası olsa da kullanılan semboller sanatçısından başlayarak, yaşadığı toplumun sosyolojik-psikolojikekonomik yapısı, tarihi, inançları doğrultusunda önemli birer mesaj niteliği taşımaktadırlar. Hayvanlar içinde kanatlılar familyasında bulunan horoz, evcilleştirildiği düşünülen MÖ 2000’lerden itibaren yüklendiği sembolik anlamlarla dinsel-büyüsel, fonksiyonel ya da sanatsal ifade aracı olarak insanoğlunun üretimlerinde önemli bir imge halini almıştır. Yapılan araştırmalarla besin maddesi olarak kullanılmadan önce güneşin doğuşunu haber verici mistik yönü, mücadeleden vaz geçmeyen cesur karakteri ve savaşçılığı horozun kültürlere, coğrafyalara, inançlara göre değişen veya evrenselleşen sembolik karşılıklar yüklenmesi sonucunu doğurmuştur. Mitolojik karakterler, dinsel figürler ve doğa güçleriyle özdeşleştirilen horoz imgesi, kaya kabartmalarından itibaren, duvar resimlerinde, dini tasvirlerde, dokumalarda, seramiklerde, mimaride, resim ve heykellerde sanatsal ifade unsuru olarak kullanılmıştır. Horoz imgesinin, Türkiye’de erken Cumhuriyet döneminden itibaren ve eş zamanlı olarak Batı’da günümüze kadar geçen zaman aralığında plastik sanatlara yansıma yönünün incelenerek karşılaştırıldığı bu çalışmada doküman analizine dayalı veri toplama tekniği kullanılmıştır. Yapılan geniş literatür taraması ile imgenin tarihsel, inançsal, ideolojik, kültürel ve coğrafi farklıklar bağlamında değişen, çeşitlenen veya değişmeyip evrenselleşen sembolik karşılıklarının tespiti sağlanmış ve bu kültürel mirasın sonraki dönemlerdeki sanatsal yorumlara yansıma biçimleri irdelenmiştir. Böylece seçilen yapıtlar ekseninde sembolün kavramsal ve/veya plastik anlamıyla kullanılıp kullanılmadığı sebep-sonuç ilişkileri bağlamında incelenip yorumlanmıştır.
  • Yayın
    Yazı-resim geleneğinin Alevi-Bektaşi sanatındaki örnekleri ve günümüz sanatına yansımaları
    (Işık Üniversitesi, 2018-06-05) Günana, Meryem; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Bu yüksek lisans çalışmasında, insanlığın resimden yazıya, yazıdan resme nasıl gelişim gösterdiği tarihsel süreç içerisinde verilmiştir. Kadim Anadolu topraklarında varlığını günümüze kadar getirebilmiş olan Alevi- Bektaşi inançlarının, kendilerini ifade etmek için kullandıkları yazı-resim sanatının vahdet-i vücûd düşüncesi üzerine inşa edilmesi, tasavvufi sembolizm içinde ne anlam barındırdıkları anlatılmaya çalışılmıştır. Alevi- Bektaşi inancının heteredox ve sekretizm problemine açıklık getirilerek, tarihsel süreç içerisinde birbirleri ile olan irtibatlarına değinilmiştir. Tekke sanatı olarak da ifade edilen yazı-resim örneklerinin anlam derinliklerine inilerek, bu konuda eserler üretmiş çağımız sanatçılarından Erol Akyavaş, Balkan Naci İslimyeli, Murat Morova’nın eserlerinden örnekler verilmiştir. Tezin amacı, üzerinde fazla araştırma yapılmamış olan Alevi- Bektaşi inancında ki yazı-resim sanatının heteredox inancı taşımadığı ve piktogram olmadığı; vahdet-i vücûd düşüncesinden kaynaklanan, tasavvuf sembolizmini en iyi şekilde anlatan tekke anatı yazı-resim örneklerinin Alevi- Bektaşi kaynaklarıyla açıklamaktır.
  • Yayın
    Anselm Kiefer; sanatının anlam ve biçimlendirme kaynakları
    (Işık Üniversitesi, 2015-05-14) Koç, Ekin; Bozdoğan, Seyyit; Pelvanoğlu, Burcu; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Bu tezin temel amacı, günümüz sanatının önemli isimlerden biri olan Anselm Kiefer’in sanatının çözümlenmesi, kullandığı özel tema ve materyallerinin anlamlarının ortaya koyulmasıdır. Yapıtlarda rastlanan temaların, sanatçının kimliği ve özel yaşamı ile ilgisi, kullandığı çok çeşitli materyallerin uygulanma biçimleri ve yapıtların resimsel çözümlemeleri de bu anlamda araştırmaya dahil edilmiştir. Bu anlamda sanatçının yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini etkileyerek sanatını şekillendiren kavramlar, anılar ve imgeler, yapıtların görselleri ve çözümlemeleri ile beraber ilk bölümde ele alınmış, ikinci bölümde sanatçının olgunluk dönemine kadar sanatının gelişim süreci ve kendisini etkileyen temalar üzerinde durulmuş ve araştırma sanatçının olgunluk dönemiyle beraber, günümüzde ilgilendiği temalar, gerçekleştirdiği çalışmalar ve çalışma alanları incelenerek sonlandırılmıştır.
  • Yayın
    Şamanizmin günümüz sanatına yansımaları
    (Işık Üniversitesi, 2015-07-31) Tanpolat, Nihal; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    İçinde yaşadığımız dünyada her şey doğanın bir parçasıdır. İlkel insan, kendi imgesini oluştururken tamamen doğal malzemelerle, doğal alanlarda hareket etmiştir. Doğa bir anlamda sanatçının sözlüğüdür. Sanat insanın yeryüzünde var olabilme nedeni, dayanak noktası, yol göstericisi olmuştur. Sanat özünde bir büyüdür. Bu yüzyılda gelişen avangart sanat kavramları ise sanatçıya ilkel kültürlerde olduğu gibi bir şaman değeri yüklemiştir. Şamanizm’in etkileri, batı sanatında olduğu gibi çağdaş Türk sanatçılarının eserlerine yansımıştır.
  • Yayın
    Gerçeküstücü resmin yapılanmasında bilinçdışının rolü
    (Işık Üniversitesi, 2014-09-12) Büyükkaya, İnan Tanju; Bozdoğan, Seyyit; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Gerçeküstücülük, zihnin tasarladığı görüntüleri aşarak bu görsel imgelerin gerçekteki iş görme yetilerini tanımlamanın ötesine geçme amacındadır. Gerçeküstücülük için gözün fizyolojik işlevinin bir önemi yoktur. Asıl önemli olan imgelem ve iç dünyaya bakabilme becerisidir. Böyle bir iç görüye ancak, mantığın ve realitenin reddi ile ulaşıla bilinir. Gerçeküstücüler, yaratım sürecinde akıl ve mantığa bağlı kalmadan hareket etmeyi arzu ederler, bunun için de düşlerden, içgüdüsel davranışı uyarıcı dürtülerden, özellikle de bilinçdışı dünyasının kolay anlaşılamayan fakat Öz’ü barındıran doğasından coşkulu devinimlerle faydalanmaya çabalarlar. Bilinçdışını incelemeye almak ve bilinçdışı kuram ışığında hareket etmek aklın normal işlevinin dışına çıkmaya ve gerçeküstücülerin karşı çıktığı gelişmiş uygarlık düzeyini çözümleyerek yıkmaya olanak sağlamaktadır. Bu mana da, gerçeküstücülüğün ve özellikle gerçeküstücü resmin edinimleri, akımın teknik buluşlarından daha çok sanatı yeni bir zihinsel anlayışla kavrama açısından önemlidir. Bu yeni kavrama modelini bilinçdışı kuram onlara sunmuştur. Hazırlanmış olan bu tezin temel amacı da gerçeküstücü resmin yapılanmasında bilinçdışı kuramın rolünü, önemini ve fonksiyonunu belirleyebilmektir.