13 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 13
Yayın Perceived self-society moral discrepancies predict depression but not anxiety(Blackwell Publishing Ltd, 2015-12) Peker, Müjde; Gündoğdu, Nurdan; Booth, Robert WilliamDiscrepancies between one's own beliefs, standards and practices and the standards expected by others are associated with increased vulnerability to depression and anxiety. Perhaps the most important personal standard is morality, one's standard of acceptable behaviour. We therefore reason that perceived discrepancies between one's own moral standards and those of society predict anxious and depressed moods. We tested this hypothesis, for the first time, in a sample of 99 female Turkish students. Moral discrepancies were assessed using an adapted moral foundations scale: participants were asked how much payment they would require to perform a series of potentially immoral acts, and how much payment they thought the average person in society would require. Participants also completed standard questionnaire measures of depression and trait anxiety. Results show that perceived self-society moral discrepancies were significantly related to depression scores, but not to anxiety scores. Furthermore, only discrepancies related to the moral dimensions of respect for ingroups and avoiding harm were related to depression. We argue that perceiving a discrepancy between one's own standards of behaviour and those of society can increase vulnerability to depression, much as other kinds of self-other discrepancies can; however, the specific moral standards which predict depression may vary with culture and the characteristics of the sample.Yayın Babaların iş ortamı ve depresyon seviyesi arasındaki ilişkide iş-aile çatışmasının rolü(Mustafa Süleyman Özcan, 2021-09-23) Akçinar Yayla, Berna; Özbek, Ebru; Yola Çetin, İremBu çalışmanın amacı, 2-6 yaşları arasında çocuğu olan evli ve eşi ve kendileri çalışan babaların, çalışma koşullarının, deneyimledikleri iş-aile çatışmasının ve algıladıkları kurumsal desteğin depresyon düzeyleri ile olan ilişkisini incelemektir. Çalışma kapsamında, hafta içi çalışma süreleri ve algılanan kurumsal destek ile depresyon arasındaki ilişkide iş-aile çatışmasının aracı rolü de araştırılmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, makro seviyedeki faktörlerden mikro seviyedeki aile içi ilişkilere kadar bireyin nasıl etkilendiğini açıklayan, yani, çevre-aile-birey ilişkisini en iyi şekilde açıklayan Ekolojik Sistemler Kuramı ve Aile Sistemleri Kuramının bir sentezi ile oluşturulmuştur. Çalışmanın örneklemi tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilmiş 2-6 yaşları arasında çocuğu olan evli ve çalışan 300 babadan oluşmaktadır. Çalışmanın verileri, babaların çalışma şartlarını, iş-aile çatışmasını, algıladıkları kurumsal desteği ve depresyon düzeylerini kendilerinin ölçekler aracılığıyla raporladığı nicel yöntemlerle elde edilmiştir. Aracı etki analizi MPLUS programında yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda (i) babaların deneyimledikleri iş-aile çatışmasının, babaların hafta içi çalışma süreleri ve depresyon düzeyleri ile pozitif, iş yerinden algıladıkları kurumsal destek ile ise negatif yönde ilişkili olduğu; (ii) çalışma saatleri ve iş-aile çatışması yüksek olan babaların depresyon belirtileri gösterme olasılığının yüksek olduğu; (iii) hafta içi çalışma süreleri ve algılanan kurumsal destek ile depresyon arasındaki ilişkide iş-aile çatışmasının aracı rolü üstlendiği bulunmuştur. Bu çalışmanın, küçük yaşta çocuğu olan, çalışan, geleneksel cinsiyet rol ve tutumlarının baskın olduğu toplumda yaşayan erkeklerin iş hayatlarına bağlı sorunlarının özetlenmesi ve iş-aile dengesinin sağlanması ve çalışma durumlarının iyileşmesi için var olması gereken unsurların tespiti açısından oldukça önemli katkıları olacağı düşünülmektedir.Yayın Kanser hastalarıyla çalışan gönüllü ve profesyonellerde özgecilik, pozitif bilişsel üçlü ve depresyon oranlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi(Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği, 2021) Nacaroğlu, Çağla; Vicdan Yücel, SaimeBu araştırmanın amacı, gönüllü çalışmanın özgecilik, depresyon ve pozitif bilişsel üçlü oranları ile ilişkisini incelemektir. Bu noktada kanser hastalarıyla gönüllü ve profesyonel olarak çalışan iki grup üzerinden özgecilik, depresyon ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş olan çalışmanın örneklemi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü’nde ‘Mavi Melekler’ adlı gruba üye 61 gönüllü kadın çalışan ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Enstitüsü’nde onkoloji hastalarıyla çalışan doktor, hemşire, hasta bakıcı, teknisyen, laborant gibi 60 profesyonel kadın çalışandan oluşmaktadır. Veriler Sosyo-demografik Bilgi Formu, Özgecilik Ölçeği (ÖÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Bilişsel Üçlü Envanteri (BÜE) kullanılarak toplanmıştır. Bulgulara göre, kanser hastalarıyla çalışan gönüllülerin, profesyonellere göre özgecilik ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının daha yüksek; depresyon oranlarının ise daha düşük olduğu görülmektedir. Profesyonel çalışan grup için yapılan Pearson korelasyon analizi ve gönüllü çalışan grup için yapılan Spearman korelasyon analizi sonucunda her iki grup içerisinde özgecilik oranları arttıkça depresyon seviyelerinin azaldığı ve pozitif bilişsel üçlü oranlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre gönüllü çalışmanın depresyon oranlarındaki düşüşle ve pozitif bilişsel üçlü oranlarındaki yükselişle ilişkili bulunması, en yaygın rahatsızlıklardan biri olan depresyonla baş etme noktasında davranışsal bir öneri üreterek ve psikolojik sağlığı koruyucu bir faktör sunarak klinik anlamda kullanılabilecek bir araç sunmaktadır.Yayın Attachment to god, stressful life events, and changes in psychological distress(Springer Heidelberg, 2012-01) Ellison, Christopher G.; Bradshaw, Matt; Küyel, Nilay Behice; Marcum, Jack P.Considerable research shows that social relationships, attachments, and support systems promote emotional well-being. The present study adds to this literature by examining the connection between attachments to God and psychological distress. Analyzing longitudinal data (two waves) from a study of Presbyterian (PCUSA) elders and rank-and-file laypersons, results show that: (1) a secure attachment to God at baseline is associated with a decrease in distress over time; (2) a secure attachment to God buffers against the deleterious effects of stressful life events on distress; and (3) an anxious attachment to God exacerbates the harmful effects of stress. In these analyses, a secure attachment to God is a more robust predictor of changes in distress than many, more commonly studied variables including race, gender, SES, and church attendance. Future research should therefore replicate and extend this line of promising scholarship by examining additional outcomes such as psychiatric illness, physical health, and even mortality risk.Yayın Paraoxonase (PON1) L55M and Q192R polymorphisms in major depressive disorder and bipolar disorder(Psikofarmakoloji Derneği adına Mesut Çetin, 2017) Yıldız, Mesut; Çam Çelikel, Feryal; Ateş, Ömer; Erdoğan Taycan, Serap; Benli, İsmail; Demir, OsmanObjective: Oxidative and nitrosative stress pathways, along with immune-inflammatory response, might play an important role in the pathogenic mechanisms underlying major depressive disorder and bipolar disorder. The aim of the present study is to investigate paraoxonase 1 polymorphisms and its correlations with disease parameters in patients with major depressive disorder and bipolar disorder. Methods: PON1 L55M and Q192R single nucleotide polymorphisms were analyzed in a group consisted of 100 patients with major depressive disorder, and 100 patients with bipolar disorder and 96 healthy controls. Polymorphisms were analyzed by using polymerase chain reaction. Results: There were no statistically significant differences between groups for the existence of PON1 genotypes. Additionally, there was no association between the PON1 genotypes and disease variables in both depressed and bipolar patients. Conclusions: Evaluating the different stages of patients with mood disorders and examining the connection between PON1 polymorphisms and treatment outcomes will help us to clarify the relationship between PON1 and mood disorders.Yayın One size does not fit all in psychotherapy: Understanding depression among patients of Turkish origin in Europe(Turkish Neuropsychiatric Society, 2016-03) Balkır Neftçi, Nazlı; Barnow, SvenOver the last decades, Europe has become an immigration country hosting an estimated 56 million international immigrants. Yet, a large amount of literature suggests that migration is associated with a higher risk of common mental disorders, such as depression and anxiety. As representatives of one of the largest immigrant groups in Europe, various studies have shown that Turkish immigrants exhibit a higher prevalence of depression and anxiety disorders than do the background population. Nevertheless, it is also well demonstrated that this particular patient group is more likely to terminate treatment prematurely and displays lower rates of treatment compliance than their native counterparts. This reluctance for service utilization might be partially because of the fact that people from non-Western ethnocultural backgrounds (e.g., Turkey) often have a different notion and comprehension of mental health and illness as compared with those of the people from Western societies. Such mismatch often results in discrepancies between the needs and expectations of immigrant patients and clinicians, which attenuate the communication and effectiveness of treatment and lead to unexplained high dropout rates. To provide continued provision of culture-sensitive, high quality, evidence-based mental health care, the advancement of researches exploring such sociocultural differences between the patients’ and the clinicians’ notions of mental health must occur. In response to these problems, the current review aims to explore the interplay between culture and mental processes that associate with the etiology, maintenance, and management of depression among Turkish immigrant patients. This is to inform clinicians regarding culturespecific correlates of depression among Turkish patients to enable them to present interventions that fit the needs and expectations of this particular patient group.Yayın Der zusammenhang zwischen selbstkonzept und psychischer belastung bei Türkischen und Deutschen frauen mit depression: implikationen für die psychotherapeutische arbeit mit Türkischen Migranten(Georg Thieme Verlag KG, 2013-04) Balkır Neftçi, Nazlı; Arens, Elisabeth A.; Wolff, Carolin; Barnow, SvenAnliegen: Die Untersuchung kultureller Unterschiede im Zusammenhang zwischen Selbstkonzept und psychischer Belastung. Methode: Insgesamt wurden 56 türkische und deutsche stationäre Patientinnen mit Depression untersucht. Ergebnisse: Bei türkischen Frauen war ein interdependentes Selbstkonzept mit einer niedrigeren, bei deutschen Frauen mit einer höheren psychischen Belastung assoziiert. Schlussfolgerung: In der psychotherapeutischen Arbeit mit türkischen Migranten spielen kulturell bedingte Unterschiede im Selbstkonzept eine wichtige Rolle für die Ableitung von Therapiezielen und Interventionen.Yayın Ergenlerde premenstrüel sendrom ile ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişki(Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2019-05-21) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Aktan, Zekeriya DenizPremenstrüel sendrom, 15-18 yaşlar arasındaki genç kızların sıklıkla karşılaştığı psikolojik ve fizyolojik bir rahatsızlıktır. Bu çalışmanın amacı premenstrüel sendromun yaşam kalitesi, öfke ve depresyon düzeyi ile ilişkisinin araştırılmasıdır. 156 kız lise öğrencisinin katılımı ile mevcut okul ortamında yapılan araştırmada, Sosyodemografik Form, Premenstrüel Sendromu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre premenstrüel sendromu düzeyi arttıkça, depresyon ve öfke düzeyi anlamlı olarak artmakta ancak yaşam kalitesi düşmektedir. Ayrıca yaşam kalitesi ve premenstrüel sendromu arasındaki ilişki depresyonun ve öfkenin kısmi aracı etkisi ayrı ayrı değerlendirildiğinde anlamlı bulunmuştur. Depresyon ile premenstrüel sendromu bağıntısında öfkenin bağıntı üzerinde anlamlı bir kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak premenstrüel sendromu olan bireylerin tedavisinde, öncelikle depresyon, öfke ve yaşam kalitesi boyutlarının kontrol edilmesi ve söz konusu değişkenler arası ilişkiler gözardı edilmemelidir.Yayın Ethnic identification, discrimination, and mental and physical health among Syrian refugees: The moderating role of identity needs(Wiley, 2017-12) Çelebi, Elif; Verkuyten, Maykel; Bağcı Hemşinlioğlu, Sabahat ÇiğdemUsing a risk and resilience framework and motivated identity construction theory, we investigated the moderating role of identity needs in the association between social identification and perceived discrimination with mental and physical health among a sample of Syrian refugees (N = 361) in Turkey. Results showed that there were two clusters of interrelated identity needs, namely, belonging (belonging, continuity, and esteem) and efficacy (efficacy, meaningfulness, and distinctiveness). Higher perceived ethnic discrimination was found to be associated with poorer mental and physical health but not for respondents who derived a sense of efficacy from their Syrian identity. Higher Syrian identification was associated with lower depression and anxiety but more strongly for refugees who derived a sense of belonging and continuity from their Syrian identity. The findings indicate that investigating the motivational aspects of identity formation is important for understanding when discrimination and group identification undermine or rather contribute to the well-being and health of refugees. These findings are discussed in relation to the growing research on social identities and health.Yayın Görüntülü görüşme ile yabancı dilde semptom-odaklı bilişsel davranışçı psikoterapi uygulaması: bir olgu sunumu(ODTÜ Psikoloji Bölümü, 2021) Akyunus, MirayPratik veya zorunlu gerekçeler dolayısıyla psikoterapi uygulamalarının yabancı dilde ve/veya çevrimiçi internet aracılığı ile sunulması yaygınlaşmaktadır. Bu vaka çalışması her iki koşulda bilişsel davranışçı terapinin (BDT) uygulanmasına bir örnek niteliğindedir. Türkiye’nin küçük şehirlerinden birinde yaşamakta olan İngiliz bir danışan, depresyon ve kaygı belirtileri şikayetleri ile, semptomlardan kurtulma ve işlevselliğini artırma amaçlı olarak bilişsel-davranışçı yaklaşımla çalışan bir psikoterapiste İngilizce psikoterapi için başvurmuştur. Vakanın geçmiş çözümlenmemiş travmaları bulunmakla beraber, kendi talebi ve en yüksek yararının gözetilmesi çerçevesinde semptom-odaklı BDT yürütülmüştür. Sunulan bu vaka örneğinde, terapötik ittifakın çevrimiçi terapi uygulamasında geleneksel terapilere benzer şekilde kurulabilmesi, BDT tekniklerinin bu ortamda uygulanmaya uygun olması ve danışanın terapiye uyumu tedavinin etkinliğine katkıda bulunmuştur. Bu vaka çalışması, görüntülü görüşme ile ve yabancı dilde olmakla birlikte, BDT yaklaşımına yatkın danışanlarla, yapılandırılmış bir yaklaşımla çalışmanın semptom-odaklı tedavilerde etkinliğini ortaya koyması açısından önemlidir. Diğer taraftan, intihar riski gibi kriz durumlarının ele alınmasının ve yıkıcı travmatik yaşantılar gibi hassasiyeti yüksek meselelerin çalışılmasındaki güçlükler ise, geleneksel olmayan bu psikoterapi ortam ve koşullarının sınırlılıklarını ortaya koymuştur.












