Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 3 / 3
  • Yayın
    Geç ergenlik döneminde psikolojik iyi oluşun yordayıcıları olarak romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve öz yeterlik
    (Işık Üniversitesi, 2021-01-15) Aydemir, Ece; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmanın temel amacı geç ergenlik dönemindeki bireylerde romantik ilişkilere dair akılcı olmayan inançların ve öz yeterliğin psikolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcı etkisini saptamaktır. Bunun yanında, katılımcıların romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlarının, romantik ilişkilerde öz yeterliklerinin ve psikolojik iyi oluşlarının sosyodemografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 18-24 yaş aralığında ve romantik ilişkisi olan 257 kişi katılmıştır. Veriler sosyodemografik bilgi formu, Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği, Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen verilere göre romantik ilişkilerine dair öz yeterliği yüksek olan bireylerin psikolojik iyi oluşlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sosyodemografik verilere göre yapılan analizlerde ise katılımcıların romantik ilişkilerine dair akılcı olmayan inançlarının ilişki süresine göre, romantik ilişkilere dair öz yeterliğin cinsiyet ve algılanan gelir durumuna göre, psikolojik iyi oluşun ise yaş, ilişki süresi ve algılanan gelir durumuna göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Bireylerin romantik ilişkilere dair öz yeterlik algısının yüksek olmasının psikolojik iyi oluşlarını yükselttiği bulunmuştur. Buradan hareketle psikolojik iyi oluşun yükseltilmesinde etkili olan faktörlerden birinin ortaya koyulmasıyla literatüre katkı sağlandığı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Genç ve yaşlı yetişkinlerdeki sosyal medya kullanımının psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisi
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2023-04-10) Hanbay, Yağmur Hilal; Yıldırım, Elif
    Günümüzde sosyal medya (SM), insanların birbirleriyle iletişim ve etkileşimde olmasını sağlayan uygulamalar olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte, SM’nin bazı olumsuz etkileri de gözlenmeye başlamıştır. Yapılan çalışmalar, SM kullanım sıklığının artmasıyla gençlerde psikolojik belirtilerin de artış gösterebildiği ve bu durumun psikolojik iyi oluşu olumsuz yönde etkileyebileceği yönündedir. Diğer bir taraftan, bilgi ve iletişim teknolojisi yoluyla sosyal etkileşimin yaşlı bireylerde psikolojik iyi oluşu arttırdığı öne sürülmekle birlikte, yaşlı yetişkinlerde SM kullanımının psikolojik iyi oluş üzerindeki etkileri konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu çalışmada SM kullanım özelliklerinin genç ve yaşlı yetişkinlerin psikolojik iyi oluşları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel bir araştırma olan bu çalışmanın örneklemini 18-25 yaşları arasındaki 112 genç ve 65-85 yaş arasındaki 76 yaşlı yetişkin oluşturmaktadır. Katılımcılara SM Kullanım Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği Kısa Formu ve Beck Depresyon Ölçeği verilmiştir. Yapılan analizler sonucunda kullanım özelliklerinin yaş grupları arasında farklılık gösterdiği ve SM kullanımının psikolojik iyi oluş ile ilişkili olduğu; fakat yaşlı yetişkinlerde ilişkili olmadığı saptanmıştır. Bulgular, SM ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide yaşın etkili bir faktör olabileceğine işaret etmektedir. Buna ek olarak, SM kullanımının yaşlı bireylerin psikolojik iyi oluşlarını üzerinde etkisi olmayacağı fakat artmış SM kullanımının gençlerdeki psikolojik iyi oluşu olumsuz yönde etkileyebileceği öne sürülebilir.
  • Yayın
    Okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin şefkat korkusu düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşu arasındaki ilişkide ebeveynlik stresinin aracılık rolü
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-08-22) Kamhi, Eda; Akçınar Yayla, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical Psychology
    Bu araştırma 60-72 ay aralığında çocuğu olan ebeveynlerin şefkate ilişkin korku düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkide ebeveynlikle ilişkili stres düzeylerinin aracı rolünü değerlendirmeyi amaçlamıştır. Buna ek olarak, ebeveynlerin şefkat korkusu ve stres düzeylerinin, çocuklarınınsa psikolojik iyi oluşlarının sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemeyi hedeflemiştir. Araştırmanın örneklemi, 60-72 ay aralığında en az bir çocuğu olan 332 anneden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında veriler çevrimiçi ve yüz yüze olarak Şefkat Korkusu Ölçeği (ŞKÖ), Ebeveynlik Stresi Ölçeği (ESÖ), 5-6 Yaş Çocukları için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (5-6 Yaş ÇOPİOÖ) ve Demografik Bilgi Formu’nu ebeveynlerin doldurması aracılığıyla toplanmıştır. SPSS v26 kullanılarak gerçekleştirilen araştırma değişkenleri arasındaki regresyon analizi bulguları başkalarına şefkat gösterme, kendine şefkat gösterme ve başkalarından gelen şefkati kabul etmeye yönelik korkular olmak üzere şefkat korkusunun alt boyutlarının ebeveynlik stresini pozitif yönde ve çocukların psikolojik iyi oluşunu negatif yönde; ebeveynlik stresinin ise çocukların psikolojik iyi oluşunu negatif yönde anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir. PROCESS 4. modeli ile gerçekleştirilen aracı etki analizi ise ebeveynlerin şefkat korkularının (tüm alt boyutları için) çocuklarının psikolojik iyi oluşunu ebeveynlik stresi aracılığıyla etkilediğini göstermiştir. Ebeveynlerin aylık toplam gelirlerinin şefkat korkusu düzeyleri ile negatif yönde ilişkili olduğu; ebeveynlerin (babaların) eğitim düzeylerinin katılımcı annelerin şefkat korkusu ve stres düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşu üzerinde anlamlı farklılaştırıcı etkileri olduğu; çocukların cinsiyetlerinin ise ebeveynlerin stres düzeyleri üzerinde anlamlı farklılaştırıcı etkileri olduğu bulunmuştur. Ebeveynlerin stres düzeylerinin kapsamlı bir şekilde şefkatle ilgili korkuları ve çocuklarının bütüncül bir açıdan sağlıklı psikolojik gelişimleri arasındaki ilişkide tam aracı rolünü gösteren bu çalışmanın araştırma ve uygulama alanında önemli bir katkı sunabileceği düşünülmüştür.