5 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Yayın İnsan ve makinede sanat içgüdüsü(Işık Üniversitesi, 2023-09-26) Yücel, Ece; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora ProgramıYapay zeka alanındaki özellikle son on yıla ait atılımlar sayesinde makine zekası ve yetisi insan becerilerine ortak ve hatta rakip haline gelmiştir. Bir çok endüstriyel alanda otonom sistemler insan iş gücünün yerini almaya başlamıştır. Günlük hayatında neredeyse her alanına müdahil olan yapay zeka her geçen gün daha da insanileşmekte ve insanın ötesine geçme olasılığı bilim insanları ve disiplinin uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak insanlar için makinelerin yerlerini alması ihtimali ciddi bir endişe haline gelmiştir. Makineler sadece insan iş gücüne ve emeğine talip olmanın dışında son dönemde artan bir ivmeyle de sanat dünyasında etkin ancak tartışmalı bir aktör konumuna oturmuştur. Böylece uzun süre makinenin müdahalesinden muaf görülen sanat da zanaatkar ve yaratıcı yapay sistemlerle karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde makineler şiir, resim, heykel, müzik, senaryo yazarlığı alanlarında hatta küratörlükte başarılı bir varlık göstermekte üstüne iddialı söylemlerde bulunmaktadır. Güncel dönemde üretilen literatürleri ve tartışmaların içeriğini oluşturan yapay zekâ ve sanat üzerine belirtilen olumlu ya da olumsuz yorumları ve argümanları genel olarak incelediğimizde makinenin sanata müdahil oluşu ve sanat yapabilirliği sorgulanmaktadır. Oysa makinenin sanatla buluşması günümüze ait yeni bir oluşum değildir. Endüstri devrimi ile başlayan süreçte farklı sanat akımları ve sanatçılar tarafından gelişen teknoloji sanata dahil edilmiştir. Bu çalışmada makine zekasının sanat yapma imkanı tartışılırken bu sorunsalın yeni bir sorgulamaya evrilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Makine ve insan arasında evrimsel, zihinsel ve bedensel paralelliklere analojik bir yaklaşım geliştirilmiştir. Böylece metindeki yeni sual makinenin sanat üretme niyeti ve ihtiyacı dolayısıyla sanat güdüsü olup olmayacağı tartışması olarak yeniden betimlenecektir. Makinenin insana benzeme yahut insansılaşma sürecinde hümanistik psikolojinin pozitif bakış açısı baz alınarak yeni Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi modellemesi sunulacaktır.Yayın An industrial application using blackboard architecture(Işık Üniversitesi, 2006) Tünay, Kerem Burak; Kuru, Selahattin; Işık Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Bilgisayar Mühendisliği Yüksek Lisans ProgramıThis thesis implements control architecture for goal-driven blackboard systems. The architecture is based on searching a general goal tree by diminishing into sub-goal trees. The aim is to develop a problem solving architecture in the AI space via blackboard system. The basic elements of the architecture are goals, policies, strategies, facts, methods, and knowledge sources. The basic control loop employs a bidding mechanism to determine the knowledge source to be executed at the current cycle. A policy is a local scheduling criterion which guides to bidding process and it indicates which of the attributes of the knowledge sources are relevant in this process. A strategy is a global scheduling criteria such as depth-first, breadth-first etc. A method is a partially complete general goal tree structure representing high level knowledge on how to solve a problem. The architecture employs a control blackboard, and separate knowledge sources for the control problem and for representing the domain knowledge. A production planning application is developed using this architecture. Both C++ and ABAP languages were used to implement this application.Yayın Software defect prediction using Bayesian networks and kernel methods(Işık Üniversitesi, 2012-07-01) Okutan, Ahmet; Yıldız, Olcay Taner; Işık Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Bilgisayar Mühendisliği Doktora ProgramıThere are lots of different software metrics discovered and used for defect prediction in the literature. Instead of dealing with so many metrics, it would be practical and easy if we could determine the set of metrics that are most important and focus on them more to predict defectiveness. We use Bayesian modelling to determine the influential relationships among software metrics and defect proneness. In addition to the metrics used in Promise data repository, We define two more metrics, i.e. NOD for the number of developers and LOCQ for the source code quality. We wxtract these metrics by inspecting the source code repositories of the selected Promise data repository data sets. At the end of our modeling, We learn both the marginal defect proneness probability of the whole software system and the set of most effective metrics. Our experiments on nine open source Promise data repository data sets show that respense for class (RFC), lines of code (LOC), and lack of coding quality (LOCQ) are the most efective metrics whereas coupling between objets (CBO), weighted method per class (WMC), and lack of cohesion of methods (LCOM) are less efective metris on defect proneness. Furthermore, number of children (NOC) and depth of inheritance tree (DIT) have very limited effect and are unstustworthy. On tthe other hand, based on the experiments on Poi, Tomcat, and Xalan data sets, We observe that there is a positive correlation between the number of developers (NOD) and the level of defectiveness.However, futher investigation involving a greater number of projects, is need to confirm our findings. Furthermore, we propose a novel technique for defect prediction that uses plagiarism detection tools. Although the defect prediction problem haz been researched for a long time, the results achieved are not so bright. We use kernel programming to model the relationship between source code similarity and defectiveness. Each value in the kernel matrix shows how much parallelism exit between the corresponding files ib the kernel matrix shows how much parallelism exist between the corresponding files in the software system chosen. Our experiments on 10 real world datasets indicate that support vector machines (SVM) with a precalculated kernel matrix performs better than the SVM with the usual linear and RBF kernels and generates comparable results with the famous defect prediction methods like linear logistic regression and J48 in terms of the area under the curve (AUC).Furthermore, we observed that when the amount of similarity among the files of a software system is high, then the AUC found by the SVM with precomputed kernel can be used to predict the number of defects in the files or classes of a software system, because we observe a relationship between source code similarity and the number of defects. Based on the results of our analysis, the developers can focus on more defective modules rather than on less or non defective ones during testing activities. The experiments on 10 Promise datasets indicate that while predicting the number of defects, SVM with a precomputed kernel performs as good as the SVM with the usual linear and RBF kernels, in terms of the root mean square error (RMSE). The method proposed is also comparable with other regression methods like linear regression and IBK. The results of these experiments suggest that source code similarity is a good means of predicting both defectiveness and the number of defects in software modules.Yayın Yapay zeka destekli etkileşimli hikaye anlatımı: bitmeyecek öykü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-25) Alkuzu, Merve; Avcı Tuğal, Sibel; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Görsel İletişim Tasarımı Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Visual Communication DesignBu tez çalışması, klasik anlatı biçimlerinin dijital çağın sunduğu teknolojik imkânlarla nasıl yeniden yapılandırılabileceğini araştırmaktadır. Michael Ende’nin Bitmeyecek Öykü adlı eserinde yer alan “Fantazya Tehlikede” bölümü temel alınarak kurgulanan bu projede, kullanıcıya anlatının gidişatını seçimlerle yönlendirme hakkı verip; anlatıyı stabil bir anlatımdan çıkarılarak çoklu yollarla ilerleyen bir yapı kazandırılmıştır. Kullanıcı, yalnızca izleyici değil; seçimleriyle hikâyeyi biçimlendiren aktif bir katılımcı rolündedir. Yapay zekâ bu çalışmada yalnızca teknik bir üretim aracı olarak değil, aynı zamanda anlatının yaratıcı bir bileşeni olarak değerlendirilmiştir. Görsel üretimde hem MidJourney hem de ChatGPT araçları kullanılmıştır. MidJourney’de üretilen görseller daha sinematik kompozisyonlardan oluşurken, CHATGPT tarafından üretilen görseller Studio Ghibli tarzına yakın illüstrasyonlardan oluşmaktadır. Metin üretiminde ise ChatGPT, kullanıcı seçimlerine göre şekillenen alternatif senaryo akışlarının geliştirilmesinde kullanılmıştır. Böylece yapay zekâ, anlatının hem estetik hem de yapısal yönlerine doğrudan katkı sağlamıştır. Proje, senaryo kurgusu, yapay zekâ destekli görsel ve metinsel üretim süreçleri ile etkileşimli bir web tabanlı platformun bütüncül biçimde bir araya getirildiği, çok katmanlı bir deneyim tasarımı modeli olarak yapılandırılmıştır. Anlatı, seçimlerle yönlenen akışı sayesinde kullanıcıya özgü yollar sunarken; görsel ve metinsel içerikler bu deneyimi derinleştiren tamamlayıcı bileşenler olarak işlev görmektedir. Bu bağlamda proje, dijital hikâye anlatımında yapay zekâ temelli içerik üretimi ve kullanıcı etkileşimi ekseninde geliştirilen, uygulamaya dönük bir model olarak literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir.Yayın Organizasyon seviyesinde yapay zeka, siber güvenlik ve dijitalleşme olgunluğu: anket bazlı değerlendirme(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-01) Kubilay, Burak; Çeliktaş, Barış; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in CybersecurityDijital teknolojilerin sektörler genelinde ivmelenen gelişimi, örgütlerin rekabet gücünü sürdürebilmeleri ve çevik biçimde dönüşüme ayak uydurabilmeleri için Yapay Zekâ (YZ), Siber Güvenlik (SG) ve Dijital Dönüşüm (DD) alanlarında daha derinlemesine yetkinliklere sahip olmalarını zorunlu kılmıştır. Bu üç alan, dijital çağda sadece teknik kapasite olarak değil; aynı zamanda yönetsel strateji, risk yönetimi, veri bütünlüğü ve sürdürülebilir inovasyon açısından da hayati rol oynamaktadır. Literatürde her bir alan için ayrı ayrı önemli çalışmalar bulunmakla birlikte, bu alanların birbirleriyle olan etkileşimleri ve bütünleşik bir çerçevede organizasyonel olgunluk üzerindeki bileşik etkileri yeterince derinlemesine analiz edilmemiştir. Bu bağlamda sunulan çalışma, YZ, SG ve DD olgunluk düzeylerini çok boyutlu bir yapıda ele alarak aralarındaki nedensel ilişkileri Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM) ile ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, karma yöntemli bir metodoloji benimsenmiş; nicel anket bulguları sentetik modelleme teknikleriyle desteklenerek kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, YZ, SG ve DD arasında istatistiksel olarak anlamlı ve çift yönlü korelasyonlar bulunduğunu göstermekte; özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde bu olgunluk düzeylerinin kamu ve eğitim sektörlerine kıyasla daha ileri düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, bu alanlar arasında stratejik entegrasyonun sağlanmasının dijital dayanıklılık açısından kritik olduğunu savunmakta ve entegre bir YZ-SG stratejisinin uygulanmasına yönelik yol gösterici ampirik veriler sunmaktadır. Böylece, sunulan model hem kuramsal katkı sağlamakta hem de ileride yapılacak ampirik saha araştırmaları için stratejik ve metodolojik bir temel oluşturmaktadır.












