9 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 9 / 9
Yayın Çocukluk çağı travmalarının yaşam kalitesi ile ilişkisinde üstbilişlerin aracı rolü(Işık Üniversitesi, 2021-08-27) Sulhan, Nazan; Yaşar, Alişan Burak; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu araştırma, çocukluk çağı travmalarının yaşam kalitesi ile ilişkisinde üstbilişlerin aracı rolü olup olmadığını incelemek amaçlı gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 20-40 yaş aralığındaki 397 (204 kadın, 193 erkek) üniversite öğrencisi (lisans) oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için Sosyodemografik Bilgi Formu, çocukluk çağındaki travmatik yaşantılarını ölçmek için Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOLBREF), üst biliş düzeylerini belirlemek için Üst Bilişler Ölçeği-30 (ÜBÖ 30) kullanılmıştır. Verilerin analiz sürecinde betimleyici analizler, bağımsız t-test, ANOVA, Pearson korelasyon, basit ve hiyerarşik regresyon analizleri SPSS programı aracılığıyla yürütülmüştür. Veriler değerlendirildiğinde çocukluk çağı travmaları ile yaşam kalitesi arasında negatif yönde orta derecede anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları puanları ile üstbiliş değerleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Üstbiliş değerleri ile yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide üstbilişlerin kısmi aracılık rolünde olduğu hipotezimizin lehine bulgular saptanmıştır. Sonuç olarak, çocukluk çağı travmaları puanları ve üstbiliş puanı arttıkça yaşam kalitesi düzeyinin azaldığı görülmüştür. Aynı şekilde çocukluk çağı travma puanları arttıkça patolojik üstbiliş değerlerinin de arttığı görülmüştür. Özetle bu bulgular çocukluk çağı travmaları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide üstbilişlerin kısmi aracı rolde olduğunu ve çocukluk çağı travmalarının işlevsel olmayan üstbilişlere zemin hazırlayan bir faktör olabileceğini göstermektedir.Yayın Çocukluk çağı travmalarının akılcı olmayan inançlar ve psikopatolojik belirtiler ile ilişkisinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2020-05-21) Kaya, Özgenur; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmada yetişkin bireylerin çocukluk çağı travmaları, akılcı olmayan inanç düzeyleri ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Online anket yöntemi ile 276’sı kadın, 130’u erkek olmak üzere toplamda 406 katılımcıya ulaşılmış olup katılımcılarının yaş ortalaması 27,34±7,49 (18-59)’dur. Örneklemin çoğunluğu kadın (%68), eğitim seviyesi (%77) ve aylık gelir seviyesi (%60), yüksek, anne eğitim (%51) ve baba eğitim (%51) seviyesi düşük, çocuklukta ebeveynleri ayrılmayan ya da boşanmayan (%83), çocuklukta esas bakımı annesi ve diğer aile üyeleri tarafından üstlenilen (%51) bireylerden oluşmaktadır. Çalışmada Sosyodemografik ve Aileye Ait Bilgiler Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği (AOİÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanın yanı sıra duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile KSE toplam puanı ve obsesif-kompulsif belirti, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotisizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Diğer yandan katılımcılarımızda AOİÖ toplam puanı ile KSE toplam puanı ve alt boyutlardan obsesif-kompulsif belirtiler, somatizasyon, kişilerarası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, paranoid düşünce ve psikotizm alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Örneklemimizde ÇÇTÖ toplam puanı, alt boyutlardan duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, cinsel istismar ve fiziksel istismar alt boyut puanları ile AOİÖ toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sonuç: Elde edilen bulgular yetişkin bireylerin, çocukluk çağı travma, akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Bu durum çocuklukta yaşanan travmaların erişkin hayattaki akılcı olmayan inanç ve psikopatolojik belirti düzeyi açısından önemli bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir.Yayın Beliren yetişkinlikte depresyon, intihar olasılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki: psikolojik acı ve koruyucu faktörlerin rolü(Işık Üniversitesi, 2024-02-07) Kılıç, Bengü Sare Sevda Pelin; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora ProgramıAmaç: Çalışmanın ilk aşamasında beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerden intihar olasılığı ve diğer değişkenlerine yönelik nicel verinin toplanması ve depresyon, çocukluk çağı travmaları, çok boyutlu algılanan sosyal destek ve psikolojik acının intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Diğer amaç ise depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisine psikolojik acının aracı etkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Ayrıca, intihara karşı koruyucu olan/risk oluşturan klinik ve sosyodemografik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise beliren yetişkinlik dönemindeki depresyon tanısı almış ve ayaktan tedavisi devam eden bireylerin intihar riskine ilişkin özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-25 yaş aralığında 1189 katılımcı (773 kadın ve 416 erkek) dahil edilmiştir. Birinci aşamada İntihar Olasılığı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, Psikolojik Acı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise nitel yöntem kullanılarak 18-25 yaş aralığında depresyon tanısı almış 10 katılımcı (6 kadın ve 4 erkek) ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Depresyon puanları intihar olasılığı puanlarındaki varyansın yaklaşık %54’ünü açıklarken, bu oran çocukluk çağı travmaları puanları için yaklaşık %6, psikolojik acı puanları için %3.4 ve çok boyutlu algılanan sosyal destek için %1.8 olmuştur. Depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisinde psikolojik acının kısmi aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir. İntihara dair belirlenen koruyucu faktörler içerisinde ortalama üzeri eğitim, algılanan sosyal desteğin yüksek olması, romantik bir ilişkiye ve orta veya yüksek sosyoekonomik duruma sahip olmak tespit edilmiştir. İntihar olasılığına dair belirlenen risk faktörleri ise yüksek depresyon, çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acı puanlarına sahip olmak, parçalanmış bir ailede büyümek, bireyde kronik ağrı, fiziksel bir hastalık tanısı, bireyde veya ailesinde psikiyatrik bir hastalık tanısı, daha önce intihar düşüncesine ve girişime sahip olmak ve sosyal çevrelerinde intihar girişiminde bulunan birinin olması şeklindedir. Araştırmanın ikinci aşamasında katılımcıların intihar düşüncelerini belirginleştiren temalar: bireyde veya ailesinde psikiyatrik tanı olması, yalnızlık, kişilerarası ilişki sorunları, yaşamsal zorluk ve sorunlar şeklindedir. İntihar düşüncelerine karşı koruyucu olduğu belirlenen durumlar ise geride kalan insanların duyguları, sosyal desteğe sahip olma ve rahatlatıcı etkinliklere başvurmadır. Sonuç: İntihar olasılığı kişilerarası ilişkiler, çocukluk/yetişkinlik çağı travmaları ve birçok sosyodemografik-klinik faktörlerden etkilenmektedir. Depresyon, çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı ve çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının intihar olasılığı üzerinde yordayıcı rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte, depresyonun intihar olasılığını üzerindeki yordayıcı rolünde psikolojik acının kısmi aracı etkisi tespit edilmiştir.Yayın Çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü(Işık Üniversitesi, 2019-05-20) Baylan, Nesibe; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırma çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolünün olup olmadığını incelemek için gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul ve Bursa illerinde yaşayan 20-49 yaş grubundaki 361 birey katılmıştır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için “Kişisel Bilgi Formu’’, çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için “Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)’’, aleksitimiyi ölçmek için “Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)’’, somatik belirti düzeylerini ölçmek için “Belirti Tarama Ölçeği (SCL-90-R)’’ uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiş ve veriler bağımsız t-test, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve mediatör analizleriyle elde edilmiştir. Bulgular: Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Aynı şekilde çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Somatizasyon ile aleksitimi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracılık rolü olduğu saptanmış ve hipotezimiz desteklenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; katılımcıların gelir seviyesinin, anne/baba evlilik durumunun ve babanın eğitim durumunun çocukluk çağı travmaları ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anne babası boşanmış veya ayrı olanlarda, düşük gelir seviyesine sahip olanlarda ayrıca babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcılarda çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşılık cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, anne/baba kaybı, annenin eğitim durumu, çocuklukta büyünülen yer ve yetişkinlik yaşamının büyük çoğunluğunun geçtiği yer ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır. Somatizasyon ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında ise somatizasyon ile cinsiyet ve babanın eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Kadınların ve babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcıların diğerlerine göre somatizasyon değerlerinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bakılmış olan diğer sosyodemografik değişkenler ile somatizasyon arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Aleksitimi ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında aleksitiminin sadece yaş ile anlamlı bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Artan yaş ile birlikte aleksitimi seviyesinin düşüş gösterdiği görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları arttıkça somatizasyon düzeyinin arttığı görülmüştür. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları arttıkça aleksitimi düzeyleri de artmaktadır. Özetle, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir.Yayın Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmalarının siber zorbalık ve mağduriyetle ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü(Işık Üniversitesi, 2022-01-31) Yılmaz, Elif; Eyrenci, Aslı; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmada, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık/mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin aracı (mediatör) rolünü incelemek, bu değişkenlerin demografik değişkenlere göre dağılımını araştırmak ve çalışmanın diğer hipotezlerinin test edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-62 yaş aralığında 402 lisans öğrencisi katılmıştır. Katılımcıların %54.7’si (N=220) cinsiyetini kadın, %45.3’ü (N=182) cinsiyetini erkek olarak belirtmiştir. Araştırmada gerekli verileri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAS-20), Siber Mağduriyet ve Zorbalık Ölçeği (SMZÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen analiz bulgularına göre, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık ilişkisinde aleksitimi anlamlı aracı bir rol üstlenmemekle birlikte çocukluk çağı travmaları ve siber mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin anlamlı aracı rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının aleksitimi, siber zorbalık ve siber mağduriyet; aleksitiminin siber zorbalık ve siber mağduriyet, siber zorbalığın ise siber mağduriyet üzerinde anlamlı yordayıcılık etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyodemografik değişkenler üzerine yapılan analiz sonuçlarına göre, cinsiyete göre farklılıklar incelendiğinde, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık için erkeklerin kadınlardan anlamlı derecede daha yüksek puanlar aldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yaşa ve günlük internet kullanım süresine göre katılımcıların siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Demografik değişkenlerden siber mağduriyet puanının daha önce psikolojik yardım almış olan grupta daha önce psikolojik yardım almamış gruba göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları ve aleksitiminin siber zorbalık ve siber mağduriyet üzerinde yordayıcı etkilerinin olduğu, siber zorbalığın ayrıca siber mağduriyeti yordadığı görülmüştür. Aracılık testi sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ve siber zorbalık ilişkisinde aleksitiminin anlamlı aracı bir rol üstlenmediği fakat çocukluk çağı travmaları ve siber mağduriyet ilişkisinde aleksitiminin anlamlı bir aracı rol üstlendiği saptanmıştır. Siber zorbalık ve siber mağduriyeti yordayan etkenlere yönelik yapılan çalışmalarla online ortamlardaki zorbalık sorununun önlenebileceği veya azaltılabileceği düşünülmektedir. Böylece, görece yeni olan, siber zorbalık ve siber mağduriyet sorunlarının yordayıcılarının anlaşılması yönünde bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Yayın Çocukluk çağı travma yaşantıları ve algılanan sosyal desteğin kronik ağrı ile ilişkisinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Ertekin, Büşra; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırma çocukluk çağı travmaları ve algılanan sosyal destek ile kronik ağrı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Aile sağlık merkezine başvuran 52 kronik ağrılı birey (klinik ağrı grubu), klinik dışından en az 6 aydır ağrısı olduğunu bildiren 52 birey (klinik dışı ağrı grubu) ve 52 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu araştırmaya dahil edilmiştir. Hipotezleri test etmek için Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBSDÖ) ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ) tüm gruplara uygulanmıştır. Ek olarak, ağrı deneyimini ölçmek için ağrılı gruplara Vizüel Analog Skalası (VAS) ve McGill-Kisa Form’un Afekt alt boyutu (McGillAffect) uygulanmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler IBM SPSS 20. programı kullanılarak analiz edilmiştir. Grupları karşılaştırmak için Ki Kare ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi ölçmek için ise Pearson/Spearman korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Algılanan sosyal desteğin düzenleyici rolü PROCESS macro, model-1 (Andrew F. Hayes) regresyon analizi ile test edilmiştir. Bulgular: Sonuçlara göre klinik dışı ağrı grubunda çocukluk çağında duygusal istismar ve en az bir tipte travma bildirme oranının sağlıklı kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun dışındaki travma alt boyutlarının (fiziksel istismar, duygusal istismar, cinsel istismar, fiziksel ihmal) yaygınlığı bakımından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ek olarak, her iki ağrı grubunda da aileden algılanan sosyal destek düzeyi sağlıklı kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Bununla birlikte çocukluk çağı travmaları şiddetinin bedensel duyumları abartma düzeyi, ağrının afektif ve duyusal şiddetiyle pozitif yönde, ağrının başlangıç yaşı ile negatif yönde ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Son olarak, aileden algılanan sosyal destek düzeyinin çocukluk çağı travmaları toplam puanı ile bedensel duyumları abartma ilişkisinde düzenleyici (moderatör) rolü olduğu görülmüştür. Sonuç: Sonuçların ağrı ve travma literatürüne büyük ölçüde uyumlu olduğu söylenebilir. Bulgular ağrı tipi fark etmeksizin ilişkisel düzlemdeki travmalar ve algılanan sosyal desteğin kronik ağrı ile ilişkisinin altını çizmekte ve ağrı yaşantısındaki psikososyal unsurların önemine vurgu yapmaktadır. Gelecek araştırmaların travmatik yaşantılar ile ağrı ilişkisinin doğasını incelemeye yönelmeleri önerilmektedir.Yayın Çocukluk çağı travması ile psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü(Işık Üniversitesi, 2021-01-15) Sarıçamlık, Esra; Akçınar Yayla, Berna; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmada, çocukluk çağı travmaları ile psikolojik semptomlar arasındaki ilişkide adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü İncelenmiştir. Yöntem: Araştırma, 18-50 yaş aralığındaki 422 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma çevrimiçi ortamda yapılmıştır. Önce onam formu doldurtulduktan sonra sırasıyla; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-33), Bilişsel Duygu Düzenleme Stratejileri, Kısa Semptom Envanteri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada, sosyodemografik değişkenlerin çocukluk çağı travmaları, bilişsel duygu düzenleme stratejileri, depresyon ve somatizasyon üzerindeki etkisi incelemek için bağımsız örneklem t- testi ve tek yönlü ANOVA analizleri, hipotezleri test etmek için Pearson Korelasyon Analizi, Regresyon analizi ve aracı değişken analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile depresyon ve somatizasyon arasında olumlu; çocukluk çağı travmaları ile adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında olumlu; adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile depresyon ve somatizasyon arasında olumlu yönde ilişki bulunmuştur. Yapılan aracı değişken analizi sonucunda ise; ruminasyonun, çocukluk çağı travmaları ile depresyon arasında kısmi aracı etkisi olduğu; felaketleştirmenin, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Sonuç: Çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylar, bireyin yaşamının ileriki dönemlerinde de etkisini gösterebilmektedir. Çocukluk çağı travma puanları yüksek olan bireylerin depresyon, somatizasyon puanlarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ile çocukluk çağı travmaları ile depresyon ve somatizasyon arasındaki ilişki, adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerin bunlarla ilişkisi ortaya konularak literatüre katkı sağlanmıştır.Yayın Çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme becerileri ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkilerin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2020-01-13) Çelik, Seda Nur; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı bireylerin bilinçli farkındalık, duygu düzenleme ve çocukluk çağı travmaları düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu ilişkinin yorumlanması ile kavramların daha iyi anlaşılabileceği ve psikoterapi uygulamalarında alternatif müdahaleleri destekleyici olabileceği düşünülmektedir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi 18 yaş ve üzeri, 315’i kadın 146’sı erkek olmak üzere toplamda 461 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 25,55±6,06 ve yaş aralığı 18-63’tür. Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu metninin ardından katılımcılara sırasıyla, Sosyodemografik Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21.0 paket program kullanılmıştır. Shapiro-Wilk Testi, Mann-Whitney U Testi ve Spearman’s Rho Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, ÇÇTÖ toplam puanı ile BFÖ toplam puanı arasında; BFÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. ÇÇTÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. BFÖ toplam puanı ve DDGÖ toplam puanı yaş değişkeni açısından gruplar arası farklılık göstermiştir. BFÖ yaşın artması ile artarken DDGÖ azalmıştır. ÇÇTÖ toplam puanı cinsiyet açısından farklılık göstermiştir. Fiziksel ihmal ve fiziksel istismar alt boyutlarında erkek katılımcılar kadın katılımcılardan daha yüksek puan almıştır. Sonuç: Bireylerin çocukluk çağına ilişkin aktardıkları olumsuz travmatik deneyimler arttıkça, duygu düzenleme güçlükleri de artmış, bilinçli farkındalık düzeyleri ise azalmıştır. Bu doğrultuda, çocukluk çağı travmalarına ilişkin psikoterapi müdahalelerinde bilinçli farkındalık tekniklerinin kullanılabilmesi ve duygu düzenleme çalışmalarının önemli olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.Yayın Çocukluk çağı travmaları ile evlilik doyumu ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin aracı rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024-07-09) Yılmaz, Simay; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical PsychologyBu çalışmanın amacı evli bireylerin çocukluk çağı travma düzeyleri ile evlilik doyumları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etme düzeyinin aracı ilişkisini ele almaktır. Bunun yanı sıra söz konusu kavramlar arasındaki ilişkileri incelemek ve farklı sosyodemografik değişkenler açısından ele almak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi yaşları 18-65 yaş aralığında değişen 37.49±10.50 ortalamaya sahip 296’sı kadın 98’i erkek olmak üzere toplam 394 evli bireyden oluşmaktadır. Çalışmada Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Stresle Çift Olarak Baş Etme Envanteri kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar ttesti, tek yönlü Anova analizi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarına göre çocukluk çağı travma düzeyleri duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde; stresle çift olarak baş etme düzeyini negatif yönde yordamaktır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü evlilik doyumunu negatif yönde; stresle çift olarak baş etme düzeyi evlilik doyumunu pozitif yönde yordamaktadır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin kısmi aracı rolü bulunmaktadır. Sonuç: Evli bireylerde çocukluk çağı travma düzeyleri, duygu düzenleme güçlüğü ve stresle çift olarak baş etme düzeyi, evlilik doyumunun yordayıcıları olarak bulunmuştur. Ele alınan aracı modellerde çocukluk çağı travma düzeyi ile evlilik doyumu ilişkisinin açıklanmasında duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin aracılık ettiği ortaya konmuştur.












