Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 4 / 4
  • Yayın
    Bireylerin medya tercihleri ile kişilik özellikleri ve üstbilişleri arasındaki ilişki
    (Işık Üniversitesi, 2018-01-10) Gacal, Ayşegül; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Araştırmamızın amacı, kişilik özellikleri, üstbiliş ve medya (film/müzik) tercihleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: 247’si kadın, 169’u erkek olmak üzere toplam 416 katılımcıya (yaş ortalaması 41,72±12,62) Sosyodemografik ve Medya Tercihleri Bilgi Formu, Eysenck Kişilik Anketi- Gözden Geçirilmiş Kısa Formu (EKA-GGK) ve Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBO-30) uygulanmıştır. Bulgular: Farklı cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyindeki katılımcılar EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları bakımından farklılık göstermektedir. EKA-GGK nörotisizm ve dışa dönüklük puanları kadınlarda, nörotisizm ve psikotisizm puanları daha genç ve daha yüksek eğitimli gruplarda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Erkeklerin ÜBO-30’dan bilişsel güven ve düşünceleri kontrol ihtiyacı hariç tüm alt ölçek puanları kadınlara oranla, lise ve altı eğitim düzeyindekilerin olumlu inançlar ve bilişsel güven hariç diğer alt boyutlardaki puanları yüksek eğitim grubundakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda farklı medya tercihlerine sahip katılımcılar arasında EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları bakımından anlamlı farklar gözlenmiştir. Farklı sıklıkta film izleyenler arasında tüm EKAGGK ve ÜBO-30’dan olumlu inançlar puanları, farklı türlerde film izleyenler arasında tüm EKA-GGK ve ÜBO-30 puanları, farklı amaçlarla film izleyenler arasında EKA-GGK’dan dışa dönüklük, ÜBO-30’dan kontrol edilemezlik ve tehlike hariç tüm alt ölçek puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Farklı sıklıkta müzik dinleyenler arasında EKAGGK’dan dışa dönüklük ve psikotisizm, ÜBO-30’dan düşünceleri kontrol ihtiyacı, farklı türlerde müzik dinleyenler arasında EKA-GGK’dan pskitotisizm, ÜBO-30’dan düşünceleri kontrol ihtiyacı, farklı amaçlarla müzik dinleyenler arasında EKA-GGK’dan nörotisizm ve dışadönüklük, ÜBO-30’dan bilişsel farkındalık puanları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız literatür eşliğinde incelenmiş, kişilik özellikleri ve üstbiliş düzeylerinin medya tercihleriyle olan ilişkisi tartışılmıştır.
  • Yayın
    Türkiye’de kasten adam öldürme suçunu işlemiş faillerin kişilik yapılarının analizi ve adam öldürme suçunun yordayıcılarının irdelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2016-05-27) Arduç, Nazmiye; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Giriş: Kasten adam öldürme, şiddetin en travmatik şeklidir. Geçmişte yapılan araştırmalar kişilik özellikleri ile şiddet derecesi arasında bir ilişki bulunduğunu destekler yöndedir. Bu araştırmada, Türkiye’de kasten adam öldürmek suçundan hükümlü erkek faillerin; kişilik özellikleri, psikopatolojik özellikleri, sosyodemografik özellikleri ve klinik özgeçmişleri incelenerek, suçlu profillerinin çıkarılması amaçlanmıştır. Suçluluğun hangi kişilik özellikleri ve psikopatolojik belirtilerle ilintili olduğu irdelenmiştir. Bu çalışma ile Türkiye’de suç oranlarının azaltılmasına ve suçlu profillerinin çıkarılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nden alınan resmi izin ile Ankara 1 No’lu L Tipi, İzmir 4 No’lu T Tipi ve Ümraniye E Tipi Cezaevleri’nde yapılmıştır. Kasten adam öldürme suçundan hükümlü, yaşları 18-65 arasında değişiklik gösteren 77 gönüllü erkek katılımcı çalışma grubunu, daha önce hiç suç işlememiş ve ceza almamış 77 gönüllü erkek ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Araştırma öncesinde tüm katılımcılardan bilgilendirilmiş gönüllü katılımcı onam formu alınmıştır. Sosyo-demografik bilgi formu ile birlikte, grupların kişilik boyutlarının ve psikopatolojilerinin ölçümünde Mizaç ve Karakter Envanteri- MKE (Temperament and Character Inventory-TCI) ve Belirti Tarama Listesi (Symptom Check List-SCL-90-R) kullanılmıştır. Şiddetin derecesi ise Taylor Şiddet Derecelendirme Ölçeği uygulanarak ölçülmüştür. Bulgular: Bu çalışmada grupların; yaş, medeni durum ve eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Mizaç ve Karakter Envanteri’ne ilişkin elde edilen puanlara bakıldığında, Sebat Etme dışında diğer tüm alt ölçekler için gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür (p<0.05). SCL-90-R skorlarının da gruplar arasında farklılık gösterdiği %95 güven düzeyinde tespit edilmiştir (p<0.05). Şiddetin ii derecelendirilmesine ilişkin soruya verilen yanıtlar değerlendirildiğinde görülmüştür ki kasten adam öldürme fiili; hükümlülerin %18,2 tarafından minimal şiddet, %13,0’ı tarafından orta derecede şiddet ve %2,6’sı tarafından şiddet dışı olarak derecelendirilmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, çocukluk döneminde; bakım veren kişi, uygulanan disiplin, gösterilen ilgi, fiziksel şiddete maruz kalıp kalmama, anne-babanın eğitim durumu ve gelir seviyesi gibi kişilere göre değişkenlik gösteren faktörlerin suç işleme motivasyonu üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu nedenle suçun azaltılması ve/veya önlenebilmesine dair yapılacak rehabilitasyon çalışmalarında bu konuların üzerinde ehemmiyetle durulması, yapılacak çalışmaların olumlu sonuçlar doğurabilmesi açısından önemli olacaktır.
  • Yayın
    Karanlık üçlü kişilik özellikleri ve benlik saygısının romantik kıskançlığın nedenleri ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-17) Yazar, Dilara; Yıldırım, Elif; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu tez çalışmasında benlik saygısının karanlık üçlü (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) ve kaybetme ve yetersizlik kaynaklı romantik kıskançlık nedenleri arasındaki ilişkide düzenleyici rolünü incelemek amaçlanmaktadır. Çalışmanın diğer bir amacı yaş ve ilişki süresi gibi sosyo-demografik değişkenlerin karanlık üçlü, romantik kıskançlık nedenleri ve benlik saygısı ile ilişkilerini ve bu ilişkilerin cinsiyete göre nasıl farklılaştığını incelemektir. Yöntem: Araştırma örneklemi 208’i kadın, 126’sı erkek, toplamda 121 kişiden oluşan, yaş aralığı 18-27 olan ve mevcut bir ilişkisi olan öğrencilerden oluşturmaktadır. Katılımcılar uygun örneklem yöntemiyle seçilmiş ve katılımcılara online platformda Gönüllü Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Kısa Karanlık Üçlü Ölçeği (SD3), Romantik Kıskançlık Ölçeği (Romantik Kıskançlık Nedenleri) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (Kısa Form) (RSES) verilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS for Windows 25. versiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulguları karanlık üçlünün romantik kıskançlık nedenlerinden yetersizlik ve kaybetme ile arasında pozitif yönde bir ilişki olduğunu göstermektedir. Karanlık üçlü alt boyutlarından yalnızca Makyavelizm ve romantik kıskançlık arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu; psikopati ve narsisizmin romantik kıskançlık ile arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre incelenen analizlerin sonuçları, kadınlarda Makyavelizm’in romantik kıskançlık nedenlerinden yalnızca kaybetme ile pozitif ilişkili olduğunu; erkeklerde Makyavelizm’in romantik kıskançlık nedenlerinden hem yetersizlik hem de kaybetme ile pozitif ilişkili olduğunu göstermektedir. Karanlık üçlü ve romantik kıskançlık nedenleri ilişkisinde benlik saygısının düzenleyici rolü bulunmamıştır. Çalışmadaki değişkenlerden cinsiyet, yaş ve ilişki süresinin ölçeklerle arasındaki ilişkilerin incelendiği analiz sonuçlarına göre; erkeklerde yetersizlik nedeniyle kıskanma kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha yüksektir. Makyavelizm ve psikopati yaşla beraber azalmakta, benlik saygısı ise yaşla beraber artmaktadır. Psikopati ve ilişki süresi negatif ilişkiliyken, benlik saygısı ve ilişki süresi arasında pozitif ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Makyavelizm kişilik özellikleri romantik kıskançlığın yetersizlik ve kaybetmeden kaynaklanan nedenleriyle ilişkilidir. Bunun yanı sıra yaş, ilişki süresi ve cinsiyete göre ilişkiler ölçeklerde farklılıklar göstermektedir. Son olarak benlik saygısının karanlık üçlü ve romantik kıskançlık nedenleri ilişkisinde düzenleyici rolü bulunmamaktadır. Elde edilen bulgular ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır.
  • Yayın
    Sosyal medya kullanım özelliklerinin kişilik yapılanmaları, yaşam doyumu ve depresyon açısından incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Çayırlı, Ezgi; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sosyal medya kullanım özelliklerinin kişilik yapılanmaları, narsisizm, yaşam doyumu ve depresyon ile ilişkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, gönüllülük usülüne göre, Surveey anket sistemi üzerinden katılım sağlamış, 281’i kadın, 147’si erkek olmak üzere toplam 428 sosyal medya kullanıcısından oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Form (5FKE), Narsisistik Kişilik Envanteri, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizinde, frekans dağılımları oluşturulmuş, normallik dağılımlarında Shapiro-Wilk, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve Spearman’s rho analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Bulgularımıza göre sosyal medya kullanımı kadınlarda, erkeklerden ve 30 yaş ve altı katılımcıların 30 yaş üzerindekilerden daha yüksek oranda gözlenmiştir. En çok kullanılan sosyal medya aracının Facebook olduğu (%98,6), tüm katılımcıların çoğunluğunun en fazla günde 1-3 saatlerini (%45,1) sosyal medya araçları kullanarak geçirdikleri gözlenmiştir. Sosyal medyada en fazla günde 0-10 arası paylaşım (%93) yapılmaktadır. Arkadaş veya takipçi sayısı olarak 100-500 aralığı (%48,4), en çok katılımcının bulunduğu aralık olarak belirlenmiştir. Sosyal medya kullanımı ile yaş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Depresyon ile sosyal medya kullanımı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. 5FKE’nin Sorumluluk alt boyutu ile sosyal medya arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Narsisizm ve yaşam doyumu ile sosyal medya kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda bireylerin, depresyon düzeyleri arttıkça sosyal medya kullanımlarının arttığı gözlenmiştir. Bununla beraber, bireylerde sorumluluk, dışadönüklük ve nevrotizm/duygusal denge arttıkça sosyal medya kullanımının azalmakta olduğu belirlenmiştir.