11 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 11
Yayın Son ergenlik dönemindeki bireylerde cinsel yönelim ve yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun aracı etkisi(Işık Üniversitesi, 2019-06-19) Yardımcı, Eda; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırmanın temel amacı son ergenlik dönemindeki bireylerde cinsel yönelim ve yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun medyatör (aracı) etkisinin saptanmasıdır. Bunun yanı sıra katılımcıların yaşam tatmini ve depresyon düzeylerinin sosyo-demografik verilerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya 18-24 yaş aralığında olan 606 kişi katılmıştır. Katılımcıların 281’i cinsel yönelimini LGB, 325’i ise heteroseksüel olarak belirtmiştir. Veriler sosyo-demografik özellikler ve veri formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Yaşam Tatmini Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen verilere göre LGB bireylerin heteroseksüel bireylere göre yaşam tatmini düzeylerinin düşük, depresyon şiddetlerinin ise yüksek olduğu bulunmuştur. Sosyo-demografik verilere göre yapılan analizlerde ise katılımcıların yaşam tatmini ve depresyon düzeylerinin yaş, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel yönelimden ailenin haberdar olması ve babanın çalışma durumu değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Cinsel yönelim ile yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun medyatör etkisinin tam etkin olduğu saptanmıştır. Bulgularımız Türkiyede yaşayan LGB bireylerin psikolojik iyi olma hallerinin saptanması ve depresyon düzeylerinin kontrol edilmesi halinde yaşam tatmini düzeylerinin yükseldiğini göstermesi açısından literatüre katkı sağlamaktadır.Yayın Yetişkinlerde bağlanma stillerinin mutluluk, yaşam doyumu ve depresyon ile ilişkisinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2018-01-10) Demirel, Cansu; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıObjective: The aim of this study was to investigate the relationship between adult attachment styles, happiness, life satisfaction and depression. It was hypothesized that the both anxious and avoidant adults would have low levels of happiness and life satisfaction, and high levels of depression. In addition, avoidant and anxious attachment styles would predict happiness, life satisfaction and depression to interact with each other. Methods: The sample consisted of 255 volunteers whose ages ranged from 18 to 64, filled out a package including the measures of anxious and avoidant attachment (The Experiences in Close Relationships - Revised, ECR- R), depression (Beck Depression Scale), life satisfaction (Satisfaction with Life Scale- SWLS) and Sociodemographic and Personal Information Questionnaire. Results: The data obtained in the research are analyzed by using SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 23.0 program. Independent Samples Ttest and One way ANOVA test are used. Games Howell Post Hoc test is used adjunctly to designate the differences after One way ANOVA test. Pearson correlation and stepwise regression analysis are used between continuous variables of the research. Conclusion: The result of this study indicated that the both anxious and avoidant attachment styles are positively correlated with depression and negatively correlated with happiness and life satisfaction. As expected, anxious and avoidant attachments are predictors of happiness and depression. However, Anxious and avoidant attachment models does not have an impact on life satisfaction. The research findings were discussed under the light of existing literature and suggestions were made for future studies.Yayın Yetişkin bağlanma stillerinin savunma mekanizmaları ve yaşam doyumuyla ilişkilerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2018-01-10) West, Annabel Ece; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bireylerin bağlanma stillerinin (güvenli bağlanma, saplantılı bağlanma, korkulu bağlanma, kayıtsız bağlanma) hayatlarının başka alanlarına yansıdığı öne sürülmektedir. Savunma mekanizmaları ise bireyleri iç ve dış stres faktörlerine karşı koruyan bilinçdışı otomatik psikolojik süreçler olarak tanımlanır. Yapılan araştırmalar bağlanma stilleri ve savunma mekanizmaları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu belirtmektedir. Yaşam doyumu bireylerin kendilerine koydukları standartlar çerçevesinde sübjektif değerlendirilen bir normdur. Bu çalışmanın amacı; bağlanma stillerinin, kullanılan savunma mekanizmaları ve yaşam doyumu ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya yaşları 18-65 arasında değişen 336 (%28 erkek - %72 kadın) gönüllü kişi katılmıştır. Kullanılan veri toplama araçları; Sosyodemografik Veri Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Savunma Biçimleri Testi ve Yaşam Doyumu Ölçeği’dir. Verilerin analizi için; SPSS (Statistical Package Program for Social Science) for Windows 22.0 programından faydalanılmıştır. Sosyodemografik Veri Formu’ndaki değişkenlerin dağılımları Frekans Analizi ile belirlenmiş, uygulanan ölçekler ile ilişkisini saptamak için Bağımsız T-Testi Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çok değişkenli varyans analizi MANOVA ile yapılmıştır. Ölçekler arası ilişkiyi saptayabilmek için Pearson Korelasyonu, yordayıcı etkiyi belirleyebilmek için Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kişilerin bağlanma stilleri dağılımı değerlendirildiğinde; %42’sinin güvenli, %20’sinin korkulu, %8’inin saplantılı ve %30’unun ise kayıtsız bağlanma biçimleri ile bağlı oldukları görülmektedir. Çalışmaya katılan kişilerin büyük çoğunluğunun (336’da 333) ağırlıklı olarak ilkel savunma mekanizmaları kullandıkları saptanmıştır. 336 katılımcısı bulunan çalışmada olgun savunmaları ağırlıklı kullanan 3 kişi olduğu görülmektedir. Nevrotik savunma mekanizmalarını ise anlamlı bir şekilde yüksek oranda kullanan kimse belirlenememiştir. Yaşam doyumu puanları incelendiği zaman ise katılımcıların ortalamasının 23,30 olduğu görülmektedir. Cinsiyet değişkeni üzerinden değerlendirildiğinde; kadınların ortalama kayıtsız bağlanma stili puanlarının erkeklerin ortalama puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaş değişkeni üzerinden yapılan değerlendirme; saplantılı bağlanma ile bağlı kişilerin yaş ortalamalarının, korkulu bağlanması olan kişilerin yaş ortalamalarından daha yüksek olduğunu bulgulamıştır. Olgun savunma mekanizmalarını kullanan bireylerin ilkel savunma mekanizmalarını kullananlara göre yaşam doyumunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmaya katılan kişilerin güvenli bağlanma stili ile yaşam doyumu arasında pozitif doğrusal bir ilişki saptanmıştır. İlkel savunma mekanizmaları ile güvenli bağlanma arasında negatif doğrusal ve anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır. Kişilerin yaşam doyumu ile savunma biçimleri alt faktörlerinden olgun ve nevrotik savunma biçimleri arasında pozitif doğrusal ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Güvenli bağlanmanın yordanmasında, savunma biçimleri alt faktörlerinden ilkel savunma biçiminin negatif katkısı vardır. Kayıtsız bağlanmanın yordanmasında, savunma biçimleri alt faktörlerinden ilkel savunma biçiminin pozitif katkısı vardır.Yayın Bir grup öğretmenin algıladıkları sosyal destek ve yaşam doyumu ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2019-05-21) İzgiş, Hülya; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırma, bir grup öğretmenin algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş, özel insan) ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkide, depresyon düzeyinin aracı rolünün olup olmadığı incelenmek amacıyla gerçekleşmiştir. Yöntem: Araştırmaya, İstanbul ili Çekmeköy semtinde bulunan özel ve devlet okullarında ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde çalışan toplamda 300 öğretmen katılmıştır. Araştırmada, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Veriler, bağımsız t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon, meditör analiziyle saptanmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularında; cinsiyete göre öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek, yaşam doyumu ve depresyon düzeylerinde anlamlı olarak farklılık bulunmuştur. Boşanan öğretmenlerin depresyon düzeyinin, evlilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaş, okul türü, eğitim kademesi ve ek gelire sahip olup olmama durumuna göre öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek, yaşam doyumu ve depresyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Algılanan sosyal destek ve yaşam doyumu arasında pozitif bir ilişki, algılanan sosyal destek ve depresyon arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Depresyon ve yaşam doyumu düzeyleri arasında da negatif bir ilişki bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide depresyonun kısmi aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada, öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek arttıkça yaşam doyumunun arttığı görülmüştür. Aynı zamanda algıladıkları sosyal destek arttıkça depresyon düzeyleri düşmektedir. Öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide depresyon kısmi aracılık rolü vardır.Yayın Yoga yapan bireylerin cinsel doyumlarının, beden farkındalıklarının ve yaşam memnuniyetlerinin değerlendirilmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Akdeniz, Begüm; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Yoga yapan ve yapmayan bireylerin cinsel işlevlerinin, beden algısının ve yaşam niteliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, yoga grubu ve yoga yapmayanlar grubu (Kontrol grubu) olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, kolayda örneklem yoluyla belirlenen 42?si yoga grubu, 52?si yoga yapmayanlar grubu katılımcısı olmak üzere 94 kişiden oluşmaktadır. Yoga yapmayanlar grubunu, yoga veya herhangi bir spor yapmayan, sosyo-demografik özellikleri yoga grubu ile eşleşen, gönüllü katılımcılar oluşturmaktadır. Yoga grubunu, en az 3 aydır, haftada 2 gün veya üzeri ve günde 1 saat yoga yapan gönüllü kişiler oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Beden İmgesinin Yaşam Niteliğine Etkisi Ölçeği (B?YNEÖ) ve Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, anova analizi ve lineer regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda, yoga grubu ile kontrol grubu arasında cinsel işlevler, yaşam niteliği ve vücut algısı bakımından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, yoga yapan kişilerin yoga yapmayanlara göre cinsel işlevleri, yaşam nitelikleri ve vücut algıları daha iyi bulunmuştur. Yoga yapma süresi ile cinsel işlev ve yaşam niteliği arasında bir ilişki bulunmazken, vücut algısı ile yoga yapma süresi arasında bir ilişki bulunmuştur. 12 ay ve üzeri süredir yoga yapan kişilerin vücut algıları, 12 aydan az süredir yoga yapanlara göre daha olumludur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, yoga yapan grupta vücut algısı ve yaşam niteliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, cinsel işlev ve yaşam niteliği, cinsel işlev ve vücut algısı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, yoga yapan kişilerin yoga veya herhangi bir spor yapmayan kişilere kıyasla cinsel işlev, yaşam niteliği ve vücut algısı açısından daha iyi olduğu belirlenmiştir. Yoga yapan kişiler kendi aralarında değerlendirildiğinde ise uzun süre yoga yapanların vücut algılarının daha iyi olduğu gözlenmiştir. Bunun yanında, yoga yapan kişilerin vücut algılarındaki iyilik hali ile yaşam niteliklerinin iyilik hali arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak olan çalışmalar için uzun süreli, boylamsal araştırma yöntemi kullanılarak yapılacak olan çalışmalar önerilmektedir.Yayın Bir grup üniversite öğrencisinde belirlenen sosyal anksiyete düzeylerine göre bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeylerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-01-17) Tuncer, Nur; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin Tanımı: Bu araştırmanın amacı bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise İstanbul Teknik Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nde 2015-2016 yılı yaz okulu döneminde eğitim gören bir grup lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem toplamda 227 kişiden oluşmakla birlikte bunların 123'ü İstanbul Teknik Üniversitesi, 76'sı Işık Üniversitesi, 28'i Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisidir. Katılımcıların 149'u erkek 78'i kadındır. Örneklem, Sosyal Bilimler ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerini içermektedir. Katılımcıların yaşları 19 ile 25 arasında değişmektedir. Veri toplama aşaması 2016 Temmuz ayının başında başlayıp bir ay içerisinde tamamlanmıştır. Ölçekler öğrencilere dersliklerde dağıtılmıştır. Ölçek uygulamaları yaklaşık 25 dakika sürmüştür. Araştırmaya katılan bireylere, Araştırma Bilgi Formu (Bkz., Ek A), Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAÖ) (Bkz., Ek B), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) (Bkz., Ek C), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) (Bkz., Ek D) uygulanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Gerçekleştirilen korelasyon analizleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin bilinçli farkındalık düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin yaşam doyumu düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Literatürde yer alan çalışmalar doğrultusunda, bilinçli farkındalık temelli programların anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam doyumunu arttırdığı bilinmektedir. Bu araştırma bulguları sonucunda, sosyal fobinin sıklıkla görüldüğü üniversite öğrencilerinde farkındalığı arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmasının ve öğrencilerin bilinçlenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bununla beraber öğrencilerin yaşama yönelik doyumlarının artacağı düşünülmektedir.Araştırmadan edinilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır.Yayın Çoksesli koro katılımcılarının yaşam doyumu, depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2021-06-16) Şenman, Öykü; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı korist olan ve olmayan bireylerin yaşam doyumu, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından farklılıklarını incelemek, depresyon ve anksiyetenin yaşam doyumu üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmak ve korist katılımcılarda tüm değişkenlerin koro bağlantılı özelliklerle ilişkisini ortaya koymaktır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 377’si korist ve 373’ü korist olmayan toplam 750 erişkin bireyden oluşmaktadır. Tüm katılımcılara www.docs.google.com üzerinden Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca korist katılımcılara koro çalışmaları ile bağlantılı sorular sorulmuştur. Bulgular: Araştırmamızda korist katılımcıların yaşam doyumu düzeyleri korist olmayanlara oranla anlamlı düzeyde yüksek, depresyon düzeyleri anlamlı düzeyde düşük bulunurken anksiyete düzeyleri açısından her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Örneklemin korist katılımcılarında yaş ve yaşam doyumları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki gözlenirken depresyon ve anksiyete düzeyleri ile negatif yönde anlamlı ilişkiler saptandı. Koristlerde müzik eğitim süresi arttıkça yaşam doyumunun arttığı ve koro bağlantılı özellikleri incelendiğinde, çalışmalardaki olumlu hisleri arttıkça yaşam doyumlarının arttığı, depresyon ve anksiyete düzeylerinin anlamlı düzeyde azaldığı gözlenmiştir. Sonuçlar: Beklendiği üzere, koro deneyiminin kişilerin yaşam doyumu üzerinde olumlu etkileri olduğu, depresyon ve anksiyete düzeylerinin ise yaşam doyumunun yordayıcıları olduğu gözlenmiştir. Korist olan ve olmayan bireylerin karşılaştırılmasına yönelik sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan daha büyük örneklemlerde yürütülecek araştırmalara gereksinim vardır.Yayın İnternet bağımlılığının yordayıcıları olarak sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlüğü(Işık Üniversitesi, 2017-01-05) Budak, Ceren Feyza; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin tanımı: Bu çalışmanın amacı internet bağımlılığının sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri, duygu düzenleme güçlüğü ve yaşam doyumu ile ilişkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle belirlenen 185’i kadın, 337’si erkek olmak üzere 522 erişkin internet kullanıcısından oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyo-Demografik Veri Formu, Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans dağılımları oluşturulmuş, Bağımsız Örneklem T- Test, One Way ANOVA, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve Spearman’s rho analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Bulgularımıza göre internet bağımlılığı düzeyinin kadınlara oranla erkeklerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu ve tüm katılımcılar arasında yaşın artması ile anlamlı düzeyde azaldığı görülmektedir. Sosyotropi kişilik özelliklerinin erkeklerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmektedir. Otonomi kişilik özelliklerinin ise evli olmayan ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip bireylerde anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü ile yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre internet bağımlılığı ile sosyotropi-otonomi kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu gözlenmiştir. Yaşam doyumu ile internet bağımlılığı arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Duygu düzenleme güçlüğünün sosyotropi kişilik özellikleri ile arasında pozitif, yaşam doyumu ile arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulgularına ulaşılmıştır. Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda bireylerin duygu düzenleme alanında yaşadığı güçlüklerin artmasının ve yaşam doyumlarının azalmasının internet bağımlılık düzeylerinin yordayıcısı olduğu söylenebilmektedir. Bunun yanında sosyotropik kişilik özelliklerine sahip bireylerin duygu düzenleme alanında güçlükler yaşadıkları ve yüksek sosyotropi-otonomi kişilik özelliklerine sahip bireylerin internet bağımlılıklarının daha fazla olduğu ileri sürülebilir. Bu araştırma bulgularına göre ortaya çıkan sonuçlar ile internet bağımlılığında sosyotropiotonomi kişilik özelliklerinin ve duygu düzenleme güçlüğünün klinik yaklaşımdaki önemi vurgulanabilmektedir.Yayın Duygusal emek davranışları ve depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı rolü: uçuş kabin ekibi örneklemi(Işık Üniversitesi, 2021-01-14) Başpınar, Tilbe; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıDuygusal emek, çalışanların hizmet sırasında örgüt tarafından istenen duyguları ifade etmesi olarak bilinen ve olumsuz ruh sağlığı değişkenleri ile ilişkilendirilen bir kavramdır. Duygusal emek davranışının sıklıkla satış üzerine çalışan kişilerde araştırılarak depresyon ile ilişkilendirildiği, ancak havacılık sektöründe çalışan ve hava yolu şirketleri tarafından olumlu duygu ifadeleri göstermeleri beklenen kabin ekibi üzerinde araştırmalara odaklanılmadığı görülmüştür. Yaşam doyumu, duygusal emek ile ilgili ve depresyon ile güçlü ilişkide olan bir faktördür. Bu çalışmanın amacı uçuş kabin ekibinin duygusal emek davranışları ve depresyon düzeylerine yaşam doyumunun aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 23-45 yaş aralığındaki (Ort=28.75, SS=4.63), 222 (183 kadın, 39 erkek) kabin memuru oluşturmaktadır. Araştırmada Bilgilendirilmiş Onam Formuna ek olarak, Sosyo-Demografik Bilgi ve Veri Formu, Duygusal Emek Ölçeği (DEÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. Duygusal emek davranışları alt boyutları yüzeysel rol yapma davranışı, derinden rol yapma davranışı ve doğal (samimi) duygular ile depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı rolü üç farklı model oluşturularak PROCESS (Model 4) ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonunda duygusal emek davranışının tüm alt boyutları ile depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı etki rolü olduğu bulunmuştur. Bulgular, çalışan bireylerde depresyona ilişkin faktörler değerlendirilirken, duygusal emek kavramının göz önüne alınmasına işaret etmesi dışında, özellikle duygusal emek davranışının hâkim olduğu havacılık ve benzer hizmet sektöründe yaşam doyumunun artırılmasına yönelik çalışmaların önemini göstermektedir.Yayın Sosyal medya kullanım özelliklerinin kişilik yapılanmaları, yaşam doyumu ve depresyon açısından incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Çayırlı, Ezgi; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı sosyal medya kullanım özelliklerinin kişilik yapılanmaları, narsisizm, yaşam doyumu ve depresyon ile ilişkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, gönüllülük usülüne göre, Surveey anket sistemi üzerinden katılım sağlamış, 281’i kadın, 147’si erkek olmak üzere toplam 428 sosyal medya kullanıcısından oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Beş Faktör Kişilik Envanteri Kısa Form (5FKE), Narsisistik Kişilik Envanteri, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Verilerin analizinde, frekans dağılımları oluşturulmuş, normallik dağılımlarında Shapiro-Wilk, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve Spearman’s rho analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Bulgularımıza göre sosyal medya kullanımı kadınlarda, erkeklerden ve 30 yaş ve altı katılımcıların 30 yaş üzerindekilerden daha yüksek oranda gözlenmiştir. En çok kullanılan sosyal medya aracının Facebook olduğu (%98,6), tüm katılımcıların çoğunluğunun en fazla günde 1-3 saatlerini (%45,1) sosyal medya araçları kullanarak geçirdikleri gözlenmiştir. Sosyal medyada en fazla günde 0-10 arası paylaşım (%93) yapılmaktadır. Arkadaş veya takipçi sayısı olarak 100-500 aralığı (%48,4), en çok katılımcının bulunduğu aralık olarak belirlenmiştir. Sosyal medya kullanımı ile yaş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Depresyon ile sosyal medya kullanımı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. 5FKE’nin Sorumluluk alt boyutu ile sosyal medya arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Narsisizm ve yaşam doyumu ile sosyal medya kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda bireylerin, depresyon düzeyleri arttıkça sosyal medya kullanımlarının arttığı gözlenmiştir. Bununla beraber, bireylerde sorumluluk, dışadönüklük ve nevrotizm/duygusal denge arttıkça sosyal medya kullanımının azalmakta olduğu belirlenmiştir.












