Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 7 / 7
  • Yayın
    Bir grup mastektomili kadında beden ve sosyal destek algısının depresyon düzeyine ilişkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2020-04-07) Küçükkavradım, Ümmühan; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir grup mastektomili kadında beden ve sosyal destek algısının depresyon düzeyine ilişkisinin olup olmadığını incelenmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi, 35-70 yaş arasında değişen meme kanseri tanılı mastektomili 76 kadın, 125 sağlıklı kadın olmak üzere toplam 201 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu metninin ardından katılımcılara sırasıyla; Sosyodemografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beden Algısı Ölçeği (BAÖ) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, mastektomili kadınlarda BAÖ toplam puanı ile ÇBASDÖ ve BDÖ toplam puanları incelendiğinde; BDE ile BAÖ toplam puanı arasında, ÇBASDÖ arkadaş alt boyutu ve toplam puanı arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, BAÖ ile ÇBASDÖ toplam puanın negatif yönde BDE anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Mastektomi sonrası meme onarımı yapılan kadınların BAÖ, BDE, ÇBASDÖ aile, arkadaş, özel bir insan alt boyutları ve toplam puanı onarım ameliyatı yapılmayanlara göre anlamlı derecede farklılaşmamaktadır. Ek olarak, mastektomili kadınlar ile sağlıklı gruplar arası karşılaştırmada; BDE, BAÖ ve ÇBASDÖ aile, arkadaş, özel insan alt boyutu ve toplam puanları farklılık göstermemektedir. Sonuç: Özetle araştırmamızda, kadınlarda çok yaygın görülen bir sağlık problemi olan meme kanserinde mastektomi sonrası meme kaybıyla giden sembolik anlamların beden ve sosyal destek algısına, depresyon düzeyine dikkat çekilmiş, hastalık değişkenleri açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, bir grup mastektomili kadında beden ve sosyal destek algısının depresyon düzeyine ilişkisinin olup olmadığını incelenmeyi amaçlamaktadır.
  • Yayın
    Bir grup üniversite öğrencisinde sosyal kaygı, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmeliyetçilik eğilimleri ve üniversiteye uyum arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
    (Işık Üniversitesi, 2016-05-27) Gökkaya, Merve; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal fobi, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmeliyetçilik eğilimleri ve üniversiteye uyum arasında ilişkileri incelemek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında; sosyal fobi, depresyon ve anne-baba tutumları ile mükemmeliyetçilik eğilimlerinin üniversiteye uyum üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmaya 2015-2016 eğitim öğretim yılında Yeditepe Üniversitesi’nin farklı fakültelerinin 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 196 öğrenci katılmıştır. Araştırma kapsamında; üniversite öğrencilerinin üniversiteye uyumu ölçmek için, “Üniversiteye Uyum Ölçeği”nin; sosyal kaygı düzeylerini belirlemek için Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, depresyon düzeylerini ölçmek için Beck Depresyon Ölçeği, anne-baba tutumlarını değerlendirmek için Ana Baba Tutum Ölçeği ve mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek için Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve diğer demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Kruskal Wallis testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı olarak Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Spearman Korelasyon ve Regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, alan yazın ile paralellik göstermektedir. Üniversiteye uyum ile sosyal kaygı, depresyon, mükemmeliyetçilik ve koruyucu-istekçi anne-baba tutumu arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunurken, otoriter anne-baba tutumu ile üniversiteye uyum arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken; üniversiteye uyum ile demokratik anne-baba tutumu arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Sosyal kaygı, depresyon, mükemmeliyetçilik ve koruyucu-istekçi anne-baba tutumunun üniversiteye uyumu azalttığı, demokratik ve otoriter anne-baba tutumunun ise arttırdığı saptanmıştır. Öğrencilerin mükemmeliyetçilik düzeylerinin cinsiyet ve sınıf düzeyine göre; akademik uyum düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği bulunmuştur.
  • Yayın
    Tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile yeme tutumlarının anksiyete ve depresyon seviyeleri üzerindeki etkisi
    (Işık Üniversitesi, 2020-08-06) Erinç, Mine; Tarı Cömert, Itır; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmada tip-2 diyabet hastalarının yeme tutumları ve duygu düzenleme güçlükleri ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişkiyi ölçmek amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaşın üzerinde olan ve İstanbul’da yaşayan herhangi bir kronik rahatsızlığı olmayan 234 kişiye ve İstanbul ilinde bulunan İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran tip-2 diyabet tanılı 274 hasta olmak üzere toplamda 508 katılımcıya anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularına göre tip-2 diyabet hastalarının tip-2 diyabet olmayan grubuna göre anksiyete, depresyon seviyeleri, kısıtlayıcı yeme tutumu puanları anlamlı derecede daha yüksektir. Tip-2 diyabet olmayan bireylerin dışsal yeme tutumu puanı ise tip-2 diyabet olan gruba göre daha yüksektir. Değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; tip-2 diyabet hastalarının duygu düzenleme güçlükleri ile anksiyete ve depresyon seviyeleri arasındaki ilişki pozitif yönde, depresyon seviyesi ile kısıtlayıcı yeme tutumu arasındaki ilişki negatif yönde, anksiyete seviyesi ile duygusal yeme tutumu arasındaki ilişki pozitif yöndedir. Regresyon analizine göre tip-2 diyabet hastalığının anksiyete ve depresyon seviyesi üzerinde pozitif yönde bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Tip-2 diyabet hastalarının anksiyete seviyesi üzerinde tip-2 diyabet hastalığı ve duygu düzenleme güçlüğünün; depresyon seviyesi üzerinde ise tip-2 diyabet hastalığı, duygu düzenleme güçlüğü ve yeme tutumunun etkisi olduğu saptanmıştır. Alt boyutlar ele alındığında ise tip- 2 diyabet hastalarının kısıtlayıcı yeme tutumunun, duygusal yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının depresyon seviyesi üzerinde; kısıtlayıcı yeme tutumunun, açıklık, amaçlar ve strateji alt boyutlarının ise anksiyete seviyesi üzerinde bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Sonuç: Tip-2 diyabet hastaları ile tip-2 diyabet olmayan bireyler arasında anksiyete ve depresyon seviyeleri, kısıtlayıcı yeme tutumu ve dışsal yeme tutumları arasında bir farklılık vardır. Tip-2 diyabet hastalarının tip-2 diyabet hastalığının anksiyete ve depresyon seviyeleri üzerinde pozitif yönde bir etkisi vardır.
  • Yayın
    Geç ergenlikteki bireylerde ebeveynleşme ve depresyon arasındaki ilişkide utancın aracı rolünün incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-07-11) Mumcu, Hacer Sena; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Ebeveynleşme, çocukların kendi yaşlarına uygun olmayan, ebeveynlere ait olan rolleri üstlendiği, ebeveyn ve çocuk arasındaki rol değişimi olarak tanımlanmaktadır. Bu rol değişimi sonucunda, ebeveynleşme kavramının depresyon ve utanç kavramlarıyla arasında anlamlı ilişkiler olabileceği düşünülmüştür. Bu çalışma, geç ergenlik dönemindeki bireylerin ebeveynleşme ve depresyon arasındaki ilişkide utancın aracı rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Çalışmanın yan amacı ise ebeveynleşme, depresyon ve utanç değişkenlerinin sosyodemografik değişkenler aracılığıyla farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Çalışmanın örneklemini 18-21 yaş aralığında 212 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Ebeveynleşme Envanteri, Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği’nin (SUSÖ) utanç alt boyutu ve Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği’nin (DASS-21) depresyon alt boyutu ile toplanmıştır. Veriler, yüz yüze ve çevrimiçi olarak toplanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile yapılmıştır. Araştırmanın hipotezleri t-test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon, hiyerarşik regresyon ve PROCESS Model ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, ilk çocukların ebeveynleşme düzeylerinin, ortanca ve son çocuklara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Düşük sosyoekonomik düzeye sahip katılımcıların utanç düzeylerinin, orta ve yüksek sosyoekonomik düzeye sahip katılımcıların utanç düzeylerinden fazla olduğu sonucu bulunmuştur. Utanç değişkeninin depresyonu pozitif ve anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, ebeveynleşmenin utanç aracılığıyla depresyonu etkilediği bulunmuştur. Ebeveynleşme, utanç düzeyinin artmasında etkili olmakta ve artan utanç düzeyi ile depresyon arasında ilişki oluşmaktadır. Elde edilen bulgulara göre, klinik bağlamda ebeveynleşme kavramı çalışılırken depresyon ve utanç kavramlarının da ele alınması gerektiği sonucu ortaya çıkmıştır. Ebeveynleşmenin depresyon ve utanç ile ilişkisinde kullanılması gereken birbirinden farklı terapi tekniklerine değinilmiştir. Aynı zamanda, ebeveynleşme kavramının ülkemizde daha çok çalışılması ve daha görünür olması önerilmiştir.
  • Yayın
    Üniversite öğrencilerinde sigara kullanımının otomatik düşünceler üzerine etkisi ve bunun depresyon ve anksiyete ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2016-05-27) Şansal, Naz; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Araştırmada, sigara içen ve içmeyen kişilerde negatif otomatik düşünceler kavramı ele alınmış ve sigara kullanımı olan ve olmayan üniversite öğrencilerinde negatif otomatik düşünce düzeyleri ve bunun depresyon ve kaygı ile ilişkisi incelenmiştir. Katılımcılar, İstanbul’da okuyan bir grup üniversite öğrencisinden oluşmaktadır ve 100 kişiyi içermektedir. Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (Heatherton ve ark., 1991), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (Hamilton, 1960), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (Spielberger ve ark., 1970) ve Otomatik Düşünceler Ölçeği (Hollon & Kendall, 1980) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, yüksek nikotin bağımlılarında; negatif otomatik düşünceler, depresyon ve sürekli kaygı seviyelerinin sigara içmeyen kişilere göre daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Otomatik düşüncelerin etkisi kontrol edildiğinde, sigara kullanımının depresyon üzerindeki etkisi devam ederken, sürekli kaygı ve durumluk kaygı üzerindeki etkisi ortadan kalkmıştır. Sigara kullanımı ve otomatik düşüncelerin depresyon ve kaygı üzerindeki ortak etkisine bakıldığında, düşük ve yüksek otomatik düşüncelere sahip kişilerin nikotin kullanımının depresyon üzerinde fark yarattığı bulunmuştur. Ancak, yüksek otomatik düşüncelere sahip kişilerin, sigara kullanımı sürekli ve durumluk kaygı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmamıştır. Bu sonuçlar, depresyon ve anksiyetesi yüksek olan ve aynı zamanda nikotin kullanımı olan kişilerin BDT’den daha etkili yararlanması için kullanılabilir.
  • Yayın
    Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği'nin Ermenice formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
    (Işık Üniversitesi, 2020-05-20) Ökke, Enna; Ergüney Okumuş, Fatima Elif; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmada çeşitli ülkelerde kullanılan, uluslararası kabul görmüş Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği'nin Ermenice formunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Yöntem: İlk olarak HDDÖ’nün pilot çalışması gerçekleştirilmiştir. Pilot çalışma örneklemini, hastanenin psikiyatri kliniğine depresif yakınmalarla başvuran ve psikiyatrist tarafından değerlendirilip depresyon tanısı alan 20 hasta oluşturmuştur. Sosyodemografik bilgi formu ve bağımsız olarak 2 uzman tarafından değerlendirilen HDDÖ tüm katılımcılara uygulanmıştır. Pliot çalışmada ölçeğin güvenirlik analizi; Cronbach alpha (.80), iki yarıya bölme (.88) ve madde toplam korelasyon analizleri (uzman1 için .34 ile .89 arasında; uzman2 için .36 ile .88 arasında) 17 maddelik HDDÖ için hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu gösterir. Puanlayıcılar arasındaki korelasyon katsayısı (%99) ve kappa katsayısı (.82) yüksek düzeyde ilişkili ve anlamlı bulunmuştur. Pilot çalışmanın ardından ana çalışmaya geçilmiştir. Ana Çalışmanın örneklemini; hastanenin psikiyatri kliniğine depresif yakınmalarla başvuran ve psikiyatrist tarafından değerlendirilip depresyon tanısı alan 82 hasta ile sağlıklı kontrol grubu olarak hastane çalışanlarından 52 kişi oluşturmuştur. Sosyodemografik bilgi formu, bireyin kendini değerlendirdiği CES-D ölçeği ve bağımsız olarak 2 uzman tarafından değerlendirilen HDDÖ tüm katılımcılara uygulanmıştır. Bulgular: Depresif grubun demografik değişkenleri (cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, intihar girişimi, ailede psikiyatrik rahatsızlık vs.) ile HDRS skorları arasındaki korelasyonlar incelenmiştir. Kadınların HDRS skorları anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ölçeğin geçerliği ilk olarak benzer ölçek geçerlik yöntemiyle HDDÖ toplam puanı ile CES-D toplam puanları arasındaki ilişkiye bakılarak değerlendirilmiştir. HDDÖ ve CES-D puanları (.81) arasında arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur. Daha sonra ölçeğin ayırt edici geçerliği t-test ile incelenmiş ve depresif grubun HDDÖ puanları sağlıklı kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). HDDÖ’nün depresif olan ve olmayan grupları birbirinden ayırt edebildiği görülmüştür. Ölçeğin güvenirlik analizi; Cronbach alpha (.97), iki yarıya bölme (.96) ve madde toplam korelasyon analizleri (uzman1 için .48 ile .92; uzman2 için .46 ile .92) 17 maddelik HDDÖ için hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu gösterir. Puanlayıcılar arasındaki korelasyon katsayısı (%99) ve kappa katsayısı (.95) yüksek düzeyde ilişkili ve anlamlı bulunmuştur. ROC analizi ile kesme puanı >6 olarak belirlendi. Sonuç: Çalışma sonuçları, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği’nin Ermenice Formunun geçerli ve güvenilir olduğuna dair destek sunmaktadır.
  • Yayın
    Bellek yanlılığı ve depresif belirtiler arasındaki ilişkide duygu düzenlemenin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2024-01-25) Güngör, Hazal; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical Psychology
    Amaç: Bu araştırmanın amacı kişilerin belleğinde yanlı olarak işlemlenen negatif verilerin depresif belirtiler üzerindeki yordayıcı etkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı etkisini Yönlendirilmiş Unutma (YU) paradigmasını kullanarak incelemektir. Yöntem: Bu araştırmanın örneklemi 100’ü (%61.7) kadın, 62'si (%38.3) erkek olmak üzere toplam 162 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların yaş aralığı 18-56 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 23.69±5.23 yıldır. Katılımcıların toplam eğitim süre ortalaması 16.10±2.34 yıldır. Madde-metodu Yönlendirilmiş Unutma, katılımcıların kasıtlı unutmalarını pozitif, negatif, nötr kelimeler kullanarak ölçmek için kullanılmıştır. Deney pavlovia.org aracılığıyla çevrimiçi olarak gerçekleştirilmiştir. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri, Duygu Düzenleme Anketi ve Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği formlar.gle aracılığıyla iletilmiştir. Bulgular: Hatırla yönergesi alan kelimeler, unut yönergesi alan kelimelere göre daha fazla hatırlanmıştır. Duygusal değerli kelimeler nötr kelimelere göre daha fazla hatırlanmıştır. Unut yönergesinde negatif kelimeler pozitif ve nötr kelimelere göre daha fazla hatırlanmıştır. Unutulması gereken negatif kelimeler ile depresif belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları, duygu düzenlemede bilişsel yeniden değerlendirme stratejisinin kullanımı arttıkça depresif belirtilerinin düzeyi azaldığını saptanmıştır. Bununla beraber, duygu düzenlemede gözlemlenen ruminatif düşüncelerdeki artış, depresif belirti düzeyindeki artışı öngörmektedir. Depresif belirtilerin varyansındaki değişimi en güçlü olarak açıklayan faktörlerin ruminasyon ve bilişsel yeniden değerlendirme olduğu gözlenmiştir. YU puanları ile depresif belirtiler arasında duygu düzenlemenin aracılık etkisi elde edilememiştir. Sonuç: Çalışmamız depresyon bozuklukları geçirmemiş depresif eğilimler gösteren bireylerde bellek yanlılığını ölçerek, depresyonun risk faktörlerini incelemiş ve çalışmamızda duygu düzenlemenin depresif eğilimler üzerinde etkisinin, bellek yanlılıklarından daha güçlü ve tutarlı olduğunu saptamıştır.