Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 6 / 6
  • Yayın
    Evli bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin psikolojik iyi oluşları ve evlilik doyumları ile ilişkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2016-06-25) Rıza, Sirem Özen; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, evli bireylerin, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin evlilik doyumları, psikolojik iyi oluşları ve sosyodemografik değişkenleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan rastagele seçilmiş 200 evli birey ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Kişisel Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği uygulanmıştır. Demografik değişkenler ile kullanılan ölçekler arasındaki ilişkiyi elde etmek için t-testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, demografik değişkenlerden; yaş, eğitim düzeyi, meslek, evlilik süresi, çocuk sayısı, psikolojik iyi oluşu, evlilik doyumunu ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini yordadığı sonucu elde edilmiştir. Değişkenlerin arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Moment Çarpımlar Korelasyonu ve Regresyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, psikolojik iyi oluş ve evlilik doyumunun ilişkili olduğunu göstermiştir.Aynı zamanda, olumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş ile negatif yönde ilişkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Evli bireylerin evliliklerinden elde ettikleri doyumu düzeyini yükseltmek amacıyla olumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kullanımının arttırılmasının önemi vurgulanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, ileride yapılacak olan çalışmalara faydalı olabilecek önerilerde bulunulmuştur.
  • Yayın
    Beş faktör kişilik özellikleri ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin eş uyumu ile olan ilişkileri: Evli çiftlerde kesitsel bir çalışma
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-20) Yurdakul, Yaprak; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmada Beş Faktör kişilik özellikleri (uyumluluk, deneyime açıklık, sorumluluk, nörotizm ve dışadönüklük) ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) ile evli çiftlerde eş uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma örneklemini Adana ve İstanbul’dan seçilmiş 226 çift oluşturmaktadır. Araştırmanın katılımcıları Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Karanlık Üçlü Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT) ve Çift Uyum Ölçeği’ni doldurmuşlardır. Bulgular: Araştırmanın bulguları Makyavelizm, narsisizm, psikopati ve nörotizmin eş uyumunu olumsuz, sorumluluk ve uyumluluğun ise olumlu yönde yordadığını göstermektedir. Bunun yanında cinsiyetlere göre incelendiğinde kadınların Makyavelizm, narsisizm, uyumluluk, sorumluluk ve nörotizm puanlarının erkeklerin eş uyumunu yordadığı, erkeklerin psikopati, narsisizm, nörotizm ve uyumluluk puanların kadınların eş uyumunu yordadığı gözlenmiştir. Çiftlerin puan farkları ile ölçülen eş benzerliği ile çiftlerin eş uyumunun ilişkili olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Beş Faktör kişilik özellikleri ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri eş uyumunu etkilemektedir. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de bireylerin kişilik özellikleri ve eş uyumları farklılıklar göstermiştir. Elde edilen sonuçlar ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır.
  • Yayın
    Evli bireylerde güvensiz bağlanma, ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-25) Güler, Burçak; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerde ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki aracı rolünü araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, yaşları 23-70 arasında değişen ve ortalaması 38,9±9,77 olan 351 evli bireyden oluşmaktadır. Örneklemin çoğunu kadın (%65,2), üniversite mezunu (%77,2), çalışan (%76,4) ve ilk evliliğini sürdüren (%96,3) bireyler oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Form, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Kısa Formu, Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre evli bireylerde romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve ruminatif düşünme biçimi tarafından anlamlı düzeyde pozitif yönde, evlilik uyumu tarafından anlamlı düzeyde negatif yönde yordanmaktadır. Ek olarak, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide tam aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Evli bireylerde, romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeylerinin yordayıcıları olarak kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma, evlilik uyumu ve ruminatif düşünme biçimi bulunmuştur. İncelenen aracı modellerinde, güvensiz bağlanma stillerinin romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri ile doğrudan ilişkisinin olumsuz olduğu, bu ilişkinin artan ruminatif düşünme eğilimi ve azalan evlilik uyumu ile açıklandığı bulunmuştur.
  • Yayın
    Kişilerarası döngüsel modelin ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide aracı etkisinin değerlendirilmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-04-04) Yola Çetin, İrem; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Ebeveynleşme ebeveynin çocuğu kendi ebeveyni yerine koyduğu; buna uygun ihtiyaçlarını ve/veya kişisel beklentilerini çocuktan karşılamasını beklediği, kendisine ait rolü ve sorumluluğu çocuğa yüklediği ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkide özel bir bozulma olarak tanımlanmaktadır. Baskın, kinci, soğuk, sosyal olarak çekinik, kendine güvenmeyen, sömürülebilir, aşırı bakım verici ve intrusifmüdahaleci şeklinde sekiz kişilerarası problem alanı tanımlanmış ve kişilerarası döngüsel bir model geliştirilmiştir. Evlilik uyumu, evlilik ilişkisinde sıkıntılı farklılıkların, eşler arasındaki gerilim ve kişisel kaygının, evlilik doyumunun, çift uyumunun ve evlilik işlevselliği için önemli konularda fikir birliğinin derecesi olarak tanımlanmıştır. Ebeveynleşmenin kişilerarası problemler ve evlilik uyumu ile ilişkisi gösterilmiştir. Araştırmanın amacı ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide kişilerarası döngüsel modelin aracı etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmada nicel ve nitel yöntem kullanılmıştır. Nicel çalışmaya 368 evli katılımcı ve nitel çalışmaya 7 evli katılımcı katılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında kullanılan ölçekler Filial Sorumluluk Envanteri-Yetişkin Formu, Çift Uyum Ölçeği ve Kişilerarası Problemler Envanteri’dir. Nicel çalışmanın sonuçlarına göre ebeveynleşme ve evlilik uyumu ile çift fikir birliği arasındaki ilişkide baskın-kontrolcü ve aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisinin olduğu gösterilmiştir. Ebeveynleşme ve duyguların ifadesi arasındaki ilişkide ise aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte çocukluk çağında ebeveynleri boşanan kişilerin ebeveynleri boşanmayan kişilere göre ebeveynleşme düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Çocukluk çağında ailesinin gelir düzeyini düşük algılayan katılımcıların yüksek algılayan katılımcılara göre ebeveynleşme düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Nitel çalışmadan elde edilen bulguların nicel çalışma sonuçlarını desteklediği, ebeveynleşme kavramının anlaşılmasına katkı sağladığı, literatürle uyumlu ve farklılaşan önemli yanları ortaya çıkardığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgulara göre ebeveynleşme yaşantısına özgü terapi tekniklerinin geliştirilmesi, ebeveynleşme açısından risk altında olan çocuk ve ergenlere yönelik koruyucu çalışmaların yapılması, ebeveynlere yönelik bilgilendirme ve seminer çalışmalarının düzenlenmesi ile ebeveynleşme kavramının kültürlerarası çalışmalarla değerlendirilmesi önerilmiştir.
  • Yayın
    Evli bireylerde, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-20) Kafkaslı, Revan; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırma, evli bireylerde problem çözme becerileri ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide, somatizasyonun aracı rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 282 kadın, 155 erkek olmak üzere toplamda 437 evli birey ile tamamlanmıştır. Araştırmada, "Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu", problem çözme becerisini ölçmek amacıyla "Evlilikte Problem Çözme O?lçeg?i", evlilik doyumlarını ölçmek amacıyla "Evlilik Yaşamı O?lçeg?i" ve somatizasyon düzeylerini ölçmek amacıyla ise "Somatizasyon O?lçeg?i" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veri SPSS 23 (Statistical Package for Social Sciences 23) programı kullanılarak incelenmiştir. Verilerin deg?erlendirilmesinde cinsiyet farkına bakmak için t testi, deg?işkenlerin arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon ve problem çözme becerisi ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü incelemek için hiyerarşik regresyon analizi ile PROCESS Model (Hayes,2013)kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularında, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasında pozitif yönde ilişkili oldug?u görülmüştür. Somatizasyon düzeyleri ise hem problem çözme becerisi hem de evlilik doyumu ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca problem çözme becerileri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracılık rolü anlamlı bulunmuştur. Sosyodemografik bilgilere göre incelendig?inde ise kadınlar ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir somatizasyon farkı bulunmuştur. Kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon farkı göstermiştir. Çocuk sahibi olmayan bireylerin ise hem problem çözme becerisinin hem de evlilik doyumlarının daha yüksek oldug?u bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara bakıldıg?ında bulgular, alan yazın ile paralellik göstermiş ve desteklenmiştir. Sonuç: Araştırmada, evli bireylerde problem çözme becerisi arttıkça evlilik doyumunun da arttıg?ı görülmüştür. Ayrıca, somatizasyon düzeyleri arttıkça evlilik doyumu ve problem çözme becerisi azalmaktadır. Evli bireylerin problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü anlamlı olarak desteklemiştir.
  • Yayın
    Flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutumun anksiyete ve depresyon düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2018-06-04) Cinal, Bahar; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmada, flört şiddeti, flört şiddetine yönelik tutumun, depresyon ve anksiyete ile ilişkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır Yöntem: Araştırma, medeni durumu evli olmayan ve yaşamı boyunca en az bir flört ilişkisi yaşamış olan 289’u kadın ve 32’si erkek toplam 321 erişkin katılımıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği (RİDÖ), Flörtte Şiddete Yönelik Tutum Ölçekleri (FŞYTÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularımıza göre; flört şiddetine maruz kalan kadınların depresyon ve anksiyete puanları, flört şiddetine maruz kalmayan kadınların depresyon ve anksiyete puanlarına göre daha yüksektir (p<,05). Ancak erkeklerde flört şiddetine maruz kalıp kalmama bakımından depresyon ve anksiyete puanları farklılık göstermemektedir (p>,05). Ayrıca flört şiddetine yönelik tutum ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<,05). Flört şiddetine yönelik olumlu tutum arttıkça, depresyon ve anksiyete düzeyleri de artmaktadır. Diğer bir bulgumuza göre kişilerin flört şiddeti ile flört şiddetine yönelik tutum puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<,05). Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda erişkin bireylerin, flört şiddeti ve flört şiddetine yönelik tutum puanları arttıkça depresyon ve anksiyete düzeylerinin arttığı gözlenmiştir. Ayrıca bireylerin flört şiddeti mağduriyeti arttıkça, depresyon ve anksiyete düzeyleri de artmaktadır.