12 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 12
Yayın Ergenlerde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı etkisi(Işık Üniversitesi, 2020-05-20) Kodak, Duygu; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu çalışmanın amacı ergenlerde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmadaki katılımcılar lise öğrencisi olan ergenlerden oluşmaktadır. Buna göre, araştırmanın evrenini 9. sınıf ile 12. Sınıflar arasındaki ergen öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada, uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Küçükçekmece ilinde özel lise, devlet anadolu lisesi ve meslek lisesi olmak üzere 3 okuldan toplam 312 öğrenci ile elde edilmiştir. Araştırma kapsamında veriler Demografik Bilgi Formu, Ergenler İçin Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme ölçekleri aracılığıyla toplanmış ve SPSS 22 programına girilerek kodlanmıştır. Araştırmadan elde edilen temel bulgu sonucunda ergenlerde akılcı olmayan inançların sosyal kaygı düzeyi üzerindeki etkisinde duygu düzenleme becerilerinin kısmi aracı etkisinin anlamlı olduğu ortaya konmuştur. Akılcı olmayan inançların sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir. Akılcı olmayan inançların duygu düzenleme becerileri üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir. Duygu düzenleme becerilerinin sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkisi olduğu görülmektedir.Yayın Attachment to god, stressful life events, and changes in psychological distress(Springer Heidelberg, 2012-01) Ellison, Christopher G.; Bradshaw, Matt; Küyel, Nilay Behice; Marcum, Jack P.Considerable research shows that social relationships, attachments, and support systems promote emotional well-being. The present study adds to this literature by examining the connection between attachments to God and psychological distress. Analyzing longitudinal data (two waves) from a study of Presbyterian (PCUSA) elders and rank-and-file laypersons, results show that: (1) a secure attachment to God at baseline is associated with a decrease in distress over time; (2) a secure attachment to God buffers against the deleterious effects of stressful life events on distress; and (3) an anxious attachment to God exacerbates the harmful effects of stress. In these analyses, a secure attachment to God is a more robust predictor of changes in distress than many, more commonly studied variables including race, gender, SES, and church attendance. Future research should therefore replicate and extend this line of promising scholarship by examining additional outcomes such as psychiatric illness, physical health, and even mortality risk.Yayın One size does not fit all in psychotherapy: Understanding depression among patients of Turkish origin in Europe(Turkish Neuropsychiatric Society, 2016-03) Balkır Neftçi, Nazlı; Barnow, SvenOver the last decades, Europe has become an immigration country hosting an estimated 56 million international immigrants. Yet, a large amount of literature suggests that migration is associated with a higher risk of common mental disorders, such as depression and anxiety. As representatives of one of the largest immigrant groups in Europe, various studies have shown that Turkish immigrants exhibit a higher prevalence of depression and anxiety disorders than do the background population. Nevertheless, it is also well demonstrated that this particular patient group is more likely to terminate treatment prematurely and displays lower rates of treatment compliance than their native counterparts. This reluctance for service utilization might be partially because of the fact that people from non-Western ethnocultural backgrounds (e.g., Turkey) often have a different notion and comprehension of mental health and illness as compared with those of the people from Western societies. Such mismatch often results in discrepancies between the needs and expectations of immigrant patients and clinicians, which attenuate the communication and effectiveness of treatment and lead to unexplained high dropout rates. To provide continued provision of culture-sensitive, high quality, evidence-based mental health care, the advancement of researches exploring such sociocultural differences between the patients’ and the clinicians’ notions of mental health must occur. In response to these problems, the current review aims to explore the interplay between culture and mental processes that associate with the etiology, maintenance, and management of depression among Turkish immigrant patients. This is to inform clinicians regarding culturespecific correlates of depression among Turkish patients to enable them to present interventions that fit the needs and expectations of this particular patient group.Yayın Ebeveyn kaybı yaşamış ergenlerin yaşamamış ergenlere göre öz saygı ve ruh sağlığı değişkenlerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2018-06-04) Dalahmetoğlu, Bade; Yorbik, Özgür; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıÖzet: Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebeveyn kaybı yaşamış ve yaşamamış ergenlerde öz saygı ve ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu iki grup arasındaki farklılığı ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmaya, araştırma grubu olarak, ebeven kaybı yaşamış 90 (63 kız, 27 erkek) ergen alınmıştır. Araştırma grubunun yaş aralığı 15-18 (ortalama: 16.6±1.2) yıldır. Kontrol grubu olarak, benzer sosyodemografik özellikleri olan ancak ebeveyn kaybı yaşamamış 90 ergen (62 kız, 28 erkek) araştırmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunun yaş aralığı 15-18 (ortalama: 16.5±1.1) yıldır. Katılımcıların ruh sağlığı değişkenini değerlendirmek için Kısa Semptom Envanteri (BSI), öz saygıyı değerlendirmek için Coopersmith Öz Saygı Envanteri (CSEI) kullanılmıştır. Ebeveyn kaybı yaşamış ve yaşamamış grup arasındaki ilişki X2 analizi ile test edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Ebeveyn kaybı yaşayan ergenlerin genel öz saygı (t=-7.714; p<.05), sosyal öz saygı (t =-4.748; p<.05), ev-aile öz saygısı (t=-3.162; p<.05), akademik öz saygı (t=-5.604; p<.05), toplam öz saygı (t =-8.208; p<.05) puanları ebeveyn kaybı yaşamayan ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir şeklilde daha düşük olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kaybı yaşayan ergenlerin, somatizasyon (t=2.932; p<.05), obsesif kompulsif bozukluk (t=4.921; p<.05), kişilerarası duyarlılık (t=4.428; p< .05), depresyon (t=4.810; p<.05), anksiyete bozukluğu (t=4.326; p<.05), hostilite (t =2.759; p<.05), fobik anksiyete (t=4.273; p<.05) paranoid düşünceler (t=3.747; p<.05) psikotisizm (t=3.517; p<.05), yeme-içme bozukluğu, uyku bozukluğu ve ölüm üzerine düşünceler (t=2.003; p<.05) puanları ebeveyn kaybı yaşamayan ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İki grup arasında, yaşları ve cinsiyetleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı gözlenmiştir (p>.05). Ailenin sosyo-ekonomik gelir düzeyi 2000 TL’nin altında olan ergen grubunda, genel, sosyal ve toplam özsaygı puanlarının daha düşük olduğu ve kişiler arası duyarlılık ve fobik anksiyete puanlarının, gelir düzeyi 2000 TL’nin üstünde olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla t=-2,216; t =-4,019; t =-2,589; t =2,073; t=2,314 hepsi için p<.05). Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları, ebeveyn kaybının ergenlerin öz saygısına olumsuz etkilerinin olduğunu ve bu grubun psikiyatrik bir takım belirtileri gösterme olasılığının daha yüksek olduğunu düşündürmektedir. Kayıp yaşayan ergenlerdeki bu farklılıklar, bu ergenleri psikiyatrik bozukluklar görülmesi bakımından daha kırılgan hale getirebilir. Bu alanlardaki belirtilerin oluşumunu kolaylaştırıcı ve koruyucu etkenlerin bilinmesi, koruyucu ruh sağlığının geliştirilmesi açısıdan önemlidir. Özellikle, kayıp sonrasında, öz saygı ve psikiyatrik belirti ve bozuklukların oluşumu bakımından boylamsal araştırmalara ihtiyaç vardır.Yayın Boşanmış ailelerin çocuklarının boşanmamış ailelerin çocuklarına göre öz saygı ve ruh sağlığı değişkenlerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-05-06) Kasuto, Mirey; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin tanımı: Bu çalışmanın amacı boşanmış ailelerin çocuklarının boşanmamış ailelerin çocuklarına göre öz saygı ve anksiyete/ depresyon, sosyal içe dönüklük, somatik yakınmalar, kurallara karşı gelme saldırgan davranışlar, sosyal sorunlar, düşünce sorunları ve dikkat sorunları gibi çeşitli ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkilere odaklanarak olası etkilerin analiz edilmesidir. Aynı zamanda sosyal etkinlik, sosyal işlevsellik ve okul işlevselliği değişkenleri de incelenerek boşanmış ailelerin çocukları ile boşanmamış ailelerin çocukları arasındaki söz konusu farkların derinlemesine incelenerek etkilerin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Toplamda 134 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-16 yaş arası ebeveynleri boşanmış ve boşanmamış çocuklar oluşturmaktadır. Katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına 11-18 Yaş Gençler İçin Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR), öz saygı değişkenini değerlendirmek adına ise Coopersmith Özsaygı Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Boşanmış ve Boşanmamış ebeveyne sahip bireylerin ölçeklerden aldıkları puanların karşılaştırılması için Bağımsız örneklemler için t-testinden (Independent Samples t-test) yararlanılmıştır. Test sonucunda elde edilen p değerleri incelendiğinde Anksiyete/ Depresyon (p<0.001), Sosyal İçe Dönüklük (p<0.01), Somatik Yakınmalar (p<.05), Saldırgan Davranışlar (p<0.001), Sosyal Sorunlar (p<0.001) ve Dikkat Sorunları (p<0.01) alt ölçeklerinden elde edilen puanların ebeveynlerin boşanma durumlarına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<.05). Elde edilen bulgunun yanı sıra Kurallara Karşı Gelme (p>0.5) ve Düşünce Sorunları (p>.05) alt ölçeklerinden elde edilen puanların anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p<.05). Sosyal etkinlik (p<.05), sosyal işlevsellik (p<0.001) ve okul işlevselliği (p<.01) puanları ile öz saygı (p<0.001) envanterinden elde edilen puanlar, ebeveynleri boşanmış çocuklarda daha düşük çıkarak anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p< 0.05). Sonuç: Sonuç olarak bu araştırmada çeşitli ruh sağlığı değişkenlerinin ve öz saygının boşanmış ailelerin çocukları üzerinde etkili olabileceği yönünde veriler elde edilmiş ve boşanmanın çocuklar üzerindeki olası etkileri biraz daha aydınlatılmıştır. Tüm bulgular değerlendirildiğinde ise ruh sağlığı değişkenlerinin çeşitliliğine literatürde az yer verildiğinden, gelecek çalışmaların çeşitli ruh sağlığı değişkenlerine odaklanması önerilmiştir.Yayın Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği'nin Ermenice formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması(Işık Üniversitesi, 2020-05-20) Ökke, Enna; Ergüney Okumuş, Fatima Elif; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırmada çeşitli ülkelerde kullanılan, uluslararası kabul görmüş Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği'nin Ermenice formunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlanmıştır. Yöntem: İlk olarak HDDÖ’nün pilot çalışması gerçekleştirilmiştir. Pilot çalışma örneklemini, hastanenin psikiyatri kliniğine depresif yakınmalarla başvuran ve psikiyatrist tarafından değerlendirilip depresyon tanısı alan 20 hasta oluşturmuştur. Sosyodemografik bilgi formu ve bağımsız olarak 2 uzman tarafından değerlendirilen HDDÖ tüm katılımcılara uygulanmıştır. Pliot çalışmada ölçeğin güvenirlik analizi; Cronbach alpha (.80), iki yarıya bölme (.88) ve madde toplam korelasyon analizleri (uzman1 için .34 ile .89 arasında; uzman2 için .36 ile .88 arasında) 17 maddelik HDDÖ için hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu gösterir. Puanlayıcılar arasındaki korelasyon katsayısı (%99) ve kappa katsayısı (.82) yüksek düzeyde ilişkili ve anlamlı bulunmuştur. Pilot çalışmanın ardından ana çalışmaya geçilmiştir. Ana Çalışmanın örneklemini; hastanenin psikiyatri kliniğine depresif yakınmalarla başvuran ve psikiyatrist tarafından değerlendirilip depresyon tanısı alan 82 hasta ile sağlıklı kontrol grubu olarak hastane çalışanlarından 52 kişi oluşturmuştur. Sosyodemografik bilgi formu, bireyin kendini değerlendirdiği CES-D ölçeği ve bağımsız olarak 2 uzman tarafından değerlendirilen HDDÖ tüm katılımcılara uygulanmıştır. Bulgular: Depresif grubun demografik değişkenleri (cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, intihar girişimi, ailede psikiyatrik rahatsızlık vs.) ile HDRS skorları arasındaki korelasyonlar incelenmiştir. Kadınların HDRS skorları anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ölçeğin geçerliği ilk olarak benzer ölçek geçerlik yöntemiyle HDDÖ toplam puanı ile CES-D toplam puanları arasındaki ilişkiye bakılarak değerlendirilmiştir. HDDÖ ve CES-D puanları (.81) arasında arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur. Daha sonra ölçeğin ayırt edici geçerliği t-test ile incelenmiş ve depresif grubun HDDÖ puanları sağlıklı kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). HDDÖ’nün depresif olan ve olmayan grupları birbirinden ayırt edebildiği görülmüştür. Ölçeğin güvenirlik analizi; Cronbach alpha (.97), iki yarıya bölme (.96) ve madde toplam korelasyon analizleri (uzman1 için .48 ile .92; uzman2 için .46 ile .92) 17 maddelik HDDÖ için hesaplanmıştır. Bu sonuçlar, ölçeğin yüksek güvenirliğe sahip olduğunu gösterir. Puanlayıcılar arasındaki korelasyon katsayısı (%99) ve kappa katsayısı (.95) yüksek düzeyde ilişkili ve anlamlı bulunmuştur. ROC analizi ile kesme puanı >6 olarak belirlendi. Sonuç: Çalışma sonuçları, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği’nin Ermenice Formunun geçerli ve güvenilir olduğuna dair destek sunmaktadır.Yayın Pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2020-06-18) Ayhan, Ayşe Sena; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu çalışmanın amacı pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın olası aracı etkisini analiz etmektir. Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 9-12 yaşları arasındaki astımlı çocuklar oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan stres, bilinçli farkındalık ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmek için Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği, Çocuk ve Ergen Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Pediatrik Astımda Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Astım kontrolü hakkında bilgi edinmek için 4-11 yaşlarındaki çocuklar için Çocukluk Çağı Astım Kontrol Testi ile ?12 yaş çocuklar için Astım Kontrol Testi kullanılırken hekimler tarafından da aynı zamanda GINA kriterleri ile çocukların astım kontrol düzeyleri belirlenmiştir. Araştırmanın ana hipotezlerinin analiz edilmesi sürecinde doğrusal hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Temel hipotezlerin incelenmesi neticesinde algılanan stres ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide (p=-,474), algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan belirtiler arasındaki ilişkide (p=-,399) ve algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan duygusal işlev arasındaki ilişkide (p=-,514) bilinçli farkındalığın kısmi aracı rolünün olduğu belirlenmiştir. Yaşam kalitesinin alt boyutlarından biri olan faaliyet kısıtlanması ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı bir korelatif ilişkinin çıkmaması (p=,136) nedeniyle algılanan stres ile faaliyet kısıtlanması arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolü incelenememiştir.Yayın The buffering role of in-group identification and intergroup contact on the association between perceived discrimination and mental health(John Wiley and Sons Ltd, 2018-09/10) Bağcı Hemşinlioğlu, Sabahat Çiğdem; Türnüklü, Abbas; Bekmezci, EyüpPrevious research has shown that disadvantaged group members cope with the negative effects of perceived discrimination (PD) on mental health using various mechanisms. We examined the potential protective role of two processesin-group identification and intergroup contacton the association between PD and mental health (anxiety and depression) among physically disabled adults (N=269, M-age=39.13, SD=13.80). Intergroup contact, but not in-group identification, had a buffering role on the association between PD and both depression and anxiety. However, this effect was further moderated by in-group identification such that high levels of intergroup contact had a protective role against PD, only when in-group identification was low. Findings highlight the importance of evaluating various social-psychological processes interactively in creating a resilient outlook among disadvantaged groups.Yayın Ceza infaz kurumlarındaki mahkumlarda algılanan sosyal desteğin kurumdaki uyum ve ruhsal durum ile ilişkisinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2018-06-05) Ravanoğlu, Asburçe; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin doğrultusunda Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve hüküm özlü bulunan, 18-65 yaş arası gönüllü 200 mahkum birey ile yapılmıştır. Araştırmada öncelikle katılımcılara bilgilendirilmiş gönüllü onam formu verilmiştir. Sonrasında sırası ile Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Ziyaret Değerlendirme Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) verilerek uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmış ve ölçeklerin iç tutarlılık değerleri madde geçerlilik analizi ile verilmiştir. Araştırmada Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, kategorik değişkenler arasındaki farklılığın tespiti için ?2 bağımsızlık testi, iki kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Kruskal-Wallis H testi ve yordayıcı değişkenlerin bulunması için regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 179’u (%89,5) hükümlü, 21’i (%10,5) hüküm özlü bireyden ve bu örneklemin %70,5’i şiddet suçu işlemiş, %29,5’i mala karşı suç işlemiş bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin algıladıkları sosyal destek seviyeleri, ruhsal durumu, kurum içi uyumu değerlendirildiğinde; Algılanan sosyal destek ile Kısa Semptom Envanteri, anksiyete altboyutu , depresyon altboyutu , olumsuz benlik altboyutu ve somatizasyon altboyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Ek olarak yüksek algılanan sosyal desteği olanların psikolojik rahatsızlık puan medyanları genel olarak düşük olduğu görülmüştür. Analiz daha önce cezaevi geçmişi olan ve olmayanlar biçiminde şekillendirildiğinde; daha önce cezaevine girmemiş olanların kurum içi uyum ve algılanan sosyal destek puan medyanlarının en yüksek olduğu ve algılanan sosyal desteğin; aile/yakınlardan para yatırılması, mektup alma sıklığı, aile/yakınlarla telefon görüşmesi sıklığı ve depresyon tarafından yordandığı bulgular arasındadır. Ayrıca; kişinin suçunun kayda geçtiği yaşın (18 yaş altı-19 yaş üstü) ve işlediği suç türünün (şiddet suçu-mala karşı suç) mükerrer suçu yordadığı, yine aynı değişkenin kurum içi uyum toplam puanının %22’lik kısmını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın bulgularının sonuçlarına göre; kişinin algıladığı sosyal destekteki artışın, kişinin ruh sağlığındaki iyileşmeyle ilişkili olduğu, kişiyi topluma kazandırma ve ruhsal iyilik halliliği için aile ve yakınları ile iletişiminin devam etmesinin yani algıladığı sosyal desteğin önemi keşfedilmiştir.Yayın Mindfulness in the relationship between perceived stress and quality of life in pediatric asthma(İstanbul Üniversitesi, 2023-03-27) Ayhan, Ayşe Sena; Aktan, Zekeriya Deniz; Ülker Tamay, ZeynepObjective: The purpose of this study is to analyze the possible mediatör effect of mindfulness in the relationship between perceived stress and quality of life in pediatric asthma. Material and Method: The sample of this study consisted of 100 asthmatic children aged between 9-12 years who applied to the outpatient clinic of Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Division of Pediatric Allergy. Sociodemographic information forms, Perceived Stress Scale in Children (8-11 years), Child and Adolescent Mindfulness Measure (CAMM), and Pediatric Asthma Quality of Life Questionnaire (PAQLQ) were used as data collection tools. Linear hierarchical regression analysis was used during the process of analyzing data. Results: It has been identified that mindfulness has a partial mediatör effect on the relationship between perceived stress and quality of life (p = 0.000). The presence of a partial mediator effect of mindfulness has been determined in the relationship between perceived stress and symptoms which is the subscale of quality of life (p = 0.000). Finally, it has been demonstrated that mindfulness has a partial mediator effect on the relationship between perceived stress and emotional function which is another subscale of quality of life (p = 0.000). The mediating role of mindfulness in the relationship between perceived stress and activity limitations could not be analyzed due to the lack of a significant correlation between activity limitations which is the subscale of quality of life and mindfulness (p=0.178). Conclusion: It can be helpful to add psychotherapy interventions involving mindfulness practices to asthma treatment for better control of the disease in children.












