The impact of supply chain integration on performance in humanitarian organizations
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Humanitarian supply chains operate under conditions of extreme uncertainty, compressed timeframes, and complex multi-stakeholder coordination, where failure to deliver rapidly and adaptively can have life-or-death consequences. Despite this, most supply chain integration (SCI) theories remain rooted in commercial, market-driven contexts and offer limited explanatory power for humanitarian operations. This study addresses this gap by developing and empirically validating a humanitarian-specific SCI framework that captures the distinctive structural, ethical, and temporal realities of crisis response. Drawing on stakeholder theory, dynamic capabilities, and contingency theory, the research proposes a novel five-construct integration model encompassing beneficiary, internal, supplier, government, and partner integration. What distinguishes this study is its explicit reconceptualization of affected populations as central supply chain stakeholders rather than passive aid recipients, and its empirical demonstration that beneficiary integration is not merely a normative principle but a primary driver of operational performance. Using a mixed-methods design, the study combines a survey data from United Nations Relief and Works Agency (UNRWA) staff across five crisis-affected contexts (Gaza, West Bank, Lebanon, Syria, and Jordan) with expert interviews to validate and enrich the quantitative findings. The results reveal a differentiated and context-sensitive integration–performance relationship. While all five integration dimensions positively influence lead time, beneficiary integration emerges as the strongest determinant of both lead time reduction and flexibility enhancement. Internal integration exerts a particularly powerful effect on flexibility, underscoring the role of cross-functional coordination and organizational agility in volatile environments. In contrast, supplier integration improves efficiency but contributes minimally to adaptability, exposing a structural paradox in humanitarian procurement systems. Government and partner integration function primarily as enabling conditions, providing legitimacy and access rather than direct performance gains. The study makes four original contributions. First, it extends SCI theory beyond commercial settings into high-uncertainty humanitarian environments. Second, it establishes beneficiary integration as a distinct, validated, and performance-critical construct. Third, it introduces a parsimonious yet powerful lead time–flexibility performance framework tailored to humanitarian operations. Fourth, it advances an Integration Performance Contingency Framework that explains how integration value varies across disaster phases and operational contexts. Together, these contributions offer both a new theoretical lens and actionable guidance from a practical perspective for humanitarian practitioners, policy makers, and donors seeking to enhance speed, adaptability, and effectiveness in increasingly complex crisis response operations.
İnsani yardım tedarik zincirleri, aşırı belirsizlik koşulları, daraltılmış zaman dilimleri ve çok paydaşlı karmaşık koordinasyon gereksinimleri altında faaliyet göstermekte olup, hızlı ve uyarlanabilir teslimatın sağlanamaması yaşamla ölüm arasındaki farkı belirleyebilmektedir. Buna karşın, tedarik zinciri entegrasyonu (TZE) kuramlarının büyük bölümü ticari ve piyasa odaklı bağlamlara dayalıdır ve insani yardım operasyonlarını açıklamada sınırlı kalmaktadır. Bu çalışma, kriz müdahalesinin kendine özgü yapısal, etik ve zamansal gerçekliklerini yansıtan, insani yardıma özgü bir TZE çerçevesi geliştirerek ve bunu ampirik olarak doğrulayarak bu konuyu ele almaktadır. Bu çalışmada, paydaş kuramı, dinamik yetkinlikler ve durumsallık kuramından hareketle, yararlanıcı entegrasyonu, içsel entegrasyon, tedarikçi entegrasyonu, kamu (hükümet) paydaşlarının entegrasyonu ve STK ortaklarının entegrasyonunu kapsayan, yeni bir entegrasyon modeli önerilmektedir. Çalışmayı ayırt edici kılan unsur, etkilenen nüfusun pasif yardım alıcıları yerine tedarik zincirinin merkezi paydaşları olarak açık biçimde yeniden kavramsallaştırılması ve yararlanıcı entegrasyonunun yalnızca normatif bir ilke değil, operasyonel performansın birincil belirleyicisi olduğunu ampirik olarak göstermesidir. Karma yöntemli bir araştırma tasarımı benimsenmiş; Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecileri için Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA) personelinden, krizden etkilenen beş ülkede (Gazze, Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve Ürdün) toplanan anket verileri, nicel bulguları doğrulamak ve zenginleştirmek amacıyla uzman görüşmeleriyle birleştirilmiştir. Bulgular, entegrasyon–performans ilişkisinin farklılaşmış ve analiz edilen bağlamda duyarlı olduğunu göstermektedir. Önerilen beş entegrasyon boyutunun tamamı teslim süresi (lead time) üzerinde olumlu etki yaratmakla birlikte, yararlanıcı entegrasyonu hem teslim süresinin azaltılmasında hem de esnekliğin artırılmasında en güçlü belirleyici olarak öne çıkmaktadır. İçsel entegrasyon, özellikle esneklik üzerinde güçlü bir etki sergileyerek, değişken ortamlarda fonksiyonlar arası koordinasyonun ve örgütsel çevikliğin önemini vurgulamaktadır. Buna karşılık, tedarikçi entegrasyonu verimliliği artırmakla birlikte uyum sağlama konusunda sınırlı katkı sağlamaktadır; bu durum, insani yardım tedarik sistemlerinde yapısal bir paradoksu açığa çıkarmaktadır. Kamu ve STK ortaklarının entegrasyonu ise doğrudan performans artışı yerine meşruiyet ve erişim sağlayan kolaylaştırıcı koşullar olarak işlev görmektedir. Bu çalışma dört özgün katkı sunmaktadır. Birincisi, TZE kuramını ticari bağlamların ötesine taşıyarak yüksek belirsizlik içeren insani yardım ortamlarına genişletmektedir. İkincisi, yararlanıcı entegrasyonunu ayrı, doğrulanmış ve performans açısından kritik bir yapı olarak tesis etmektedir. Üçüncüsü, insani yardım operasyonlarına uyarlanmış, yalın ancak güçlü bir teslim süresi–esneklik performans çerçevesi sunmaktadır. Dördüncüsü ise, entegrasyon değerinin afet evreleri ve operasyonel bağlamlara göre nasıl değiştiğini açıklayan Entegrasyon–Performans Durumsallık Çerçevesi’ni geliştirmektedir. Bu katkılar, insani yardım kuruluşları, politika yapıcılar ve bağışçılar için giderek karmaşıklaşan kriz müdahale operasyonlarında hız, uyarlanabilirlik ve etkililiği artırmaya yönelik hem yeni bir kuramsal bakış açısı hem de uygulanabilir tavsiyeler sağlamaktadır.
Açıklama
Includes bibliographical references (leaves 215-242)
xiii, 249 leaves












