Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 8 / 8
  • Yayın
    “1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesi”nde Türkiye’den Yunanistan’a göç eden Ortodoks Rum kadınlara ait gelenekli giysiler
    (2017) Saatçioğlu, Kenan; Koç, Fatma
    Göç eylemleri ile topluluklar, yaşadıkları yerlerden yaşayacakları yeni yerlere ulaşırken sadece kendilerini değil, bu serüvende sahip oldukları kültürlerini de beraberlerinde götürerek, yeni bir etkileşim sürecinin hazırlayıcısı olurlar. Bu etkileşim sürecinde göçmenler ile yerel topluluklara ait olan kültürel değerlerin yeniden şekillenmesi durumu gündeme gelmektedir. Söz konusu durum, göç eylemlerinin toplulukların giyim-kuşam anlayışlarına ait etkisini doğrudan göstermekle birlikte, göçmen toplulukların sahip olduğu giysilere ilişkin kültürel değerlerin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırmada; Atina "National Historical Museum"da "1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi" döneminde Yunanistan'a göçen Ortodoks Rum kadın göçmenlerin giysilerine ait özelliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Türk ve Yunan topluluklar için önemli bir göç olayı olarak gösterilebilecek "1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi" öncesi dönemde, "Giresun (Kerasounta)", "Nevşehir (Neapolis)" ve "Kırklareli-Kavaklı (Saranta Eklesies-Kavakli)" bölgelerinde yaşamış olan Rum kadın göçmenlere ait giysiler; alanın gerektirdiği bir sistematikle; biçim, form, süsleme ve kuşanma biçimleri açısından ele alınmıştır. Giysi bütünlüğünü oluşturan giysi parçalarının biçimsel özelliklerinin grafik çizimleri yapılmış, bu özellikler ilgili literatür ve kaynak kişilerden edinilen bilgiler doğrultusunda tanımlanmıştır. Araştırma, Yunanistan'ın en önemli giysi arşivlerinden birine sahip olan "National Historical Museum" giysi koleksiyonu envanterindeki "1923 Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi" ile Türkiye'den Yunanistan'a göç eden Ortodoks Rum kadın göçmenlerin geldikleri yerlerde kullandıkları giyim-kuşam özelliklerini içermesi, mevcut kültürel kimlikleri yansıtması ve belgelendirmesi açısından önem taşımaktadır. Ayrıca çalışma, maddi kültür miraslarının belgelenerek gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlamak ve bu konuda çalışma yapacak kişi ve kuruluşlara kaynak oluşturmak açısından da önemlidir.
  • Yayın
    Suriyeli sığınmacılarda Türklerle temas ve psikolojik iyi oluş ilişkisinde aracı değişkenler
    (Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü, 2019-10-10) Bağcı Hemşinlioğlu, Sabahat Çiğdem; Canpolat, Esra
    Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada artan göç sayısı ile birlikte, farklı gruplar arasındaki ilişkileri düzenlemek ve uyum sürecinde çeşitli zorluklar yaşayan göçmen, sığınmacı ve mülteci grupların psikolojik iyi oluşlarını arttırabilmek adına gruplararası temasın etki mekanizmasının anlaşılması bir gereklilik haline gelmiştir. Bu araştırmanın amacı, Suriyeli sığınmacıların Türklerle temasının psikolojik iyi oluşlarıyla ilişkisinde gruplararası kaygı, içgrupla özdeşleşme ve toplumsal kabullenilmenin aracı rolünü incelemektir. Toplamda 163 Suriyeli katılımcı (88 kadın, 75 erkek) gruplararası temas, gruplararası kaygı, çoklu-grup kimlikle özdeşleşme, toplumsal kabullenilme ve psikolojik büyüme ölçeklerini cevaplandırmıştır. Araştırmanın sonucunda, olumlu temasın gruplararası kaygı ile olumsuz, içgrup kimlikle özdeşleşme ve toplumsal kabullenme ile olumlu yönde ilişkili olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Aynı zamanda, gruplararası kaygı, kimlikle özdeşleşme ve toplumsal kabullenilme psikolojik iyi oluşu anlamlı şekilde yordamaktadır. Gruplararası temas ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin doğrudan anlamlı olmadığı; ancak bu ilişkinin üç aracı değişken aracılığıyla dolaylı olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Bulgular Suriyeli sığınmacıların Türklerle olumlu temasının psikolojik iyi oluşlarına olumlu katkısının altını çizmektedir.
  • Yayın
    Bulgaristan göçmeni yetişkinlerde travmanın kuşaklar arası aktarımı ile benlik saygısı arasındaki ilişkide sosyal desteğin rolü
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-20) Özgür, Nalan; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmada, 1989 zorunlu Bulgaristan göçü yaşamış yetişkinlerin olaydan etkilenme ve travma düzeyleri ölçülerek ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygıları incelenmiş ve bu ilişkide algılanan sosyal desteğin rolü araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya Bulgaristan göçüne maruz kalmış 200 yetişkin (birinci kuşak) ve onların çocuklarından oluşan 200 birey (ikinci kuşak) katılmıştır. Veri toplama evresinde göçü yaşamış katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Travmaya Maruziyet Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Kültürel Uzaklık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızın ikinci kuşağını oluşturan bireylere ise Sosyodemografik Veri Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemimiz göçe maruz kalmış yetişkinler ve ikinci kuşaktaki bireyler olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Göçe maruz kalmış yetişkinlerin yaş ortalaması 56.89±8.03 ve ikinci kuşaktaki bireylerin yaş ortalaması 27.09±4.87’dir. Çalışmamızda, göçe maruz kalmış bireylerin olaydan etkilenme ve travma maruziyet puanları ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Araştırmamızda göçe maruz kalmış yetişkinlerin, travma maruziyetleri ve olaydan etkilenme düzeyleri ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısı arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin etkisi incelenmiş ve anlamlı bir ilişki bulunmaması nedeni ile aracı değişken ölçütlerini karşılamamıştır. Göçe maruz kalmış yetişkinlerin olaydan etkilenme düzeyleri ve yetişkinlerin kültürel uzaklık düzeyleri arttıkça olaylardan etkilenme düzeyleri de artmaktadır. Ayrıca göçe maruz kalmış yetişkinlerin kültürel uzaklık düzeyleri azaldıkça ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısının da artmakta olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Özetle çalışmamızda, göçe maruz kalmış yetişkinlerin olaydan etkilenme ve travmaya maruz kalma düzeyleri ile ikinci kuşaktaki bireylerin benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
  • Yayın
    One size does not fit all in psychotherapy: Understanding depression among patients of Turkish origin in Europe
    (Turkish Neuropsychiatric Society, 2016-03) Balkır Neftçi, Nazlı; Barnow, Sven
    Over the last decades, Europe has become an immigration country hosting an estimated 56 million international immigrants. Yet, a large amount of literature suggests that migration is associated with a higher risk of common mental disorders, such as depression and anxiety. As representatives of one of the largest immigrant groups in Europe, various studies have shown that Turkish immigrants exhibit a higher prevalence of depression and anxiety disorders than do the background population. Nevertheless, it is also well demonstrated that this particular patient group is more likely to terminate treatment prematurely and displays lower rates of treatment compliance than their native counterparts. This reluctance for service utilization might be partially because of the fact that people from non-Western ethnocultural backgrounds (e.g., Turkey) often have a different notion and comprehension of mental health and illness as compared with those of the people from Western societies. Such mismatch often results in discrepancies between the needs and expectations of immigrant patients and clinicians, which attenuate the communication and effectiveness of treatment and lead to unexplained high dropout rates. To provide continued provision of culture-sensitive, high quality, evidence-based mental health care, the advancement of researches exploring such sociocultural differences between the patients’ and the clinicians’ notions of mental health must occur. In response to these problems, the current review aims to explore the interplay between culture and mental processes that associate with the etiology, maintenance, and management of depression among Turkish immigrant patients. This is to inform clinicians regarding culturespecific correlates of depression among Turkish patients to enable them to present interventions that fit the needs and expectations of this particular patient group.
  • Yayın
    Bir sıkıntı mekânı olarak “eve” ilişkin fenomenolojik bir yaklaşım
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-14) Sungurlar, Işık; Şahiner, Rıfat; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Yapılan bu tezde, ev kavramına farklı bir boyuttan bakarak deneyimsel olarak evin ne anlama geldiği üzerinde durulmuştur. Bunu yaparken de evi sıkıntı ile ilişkilendirip nasıl sıkıntı mekânına dönüştüğü anlaşılmaya çalışılmıştır. Yöntem olarak seçilen fenomenoloji ile birlikte evin bu deneyimsel boyutu incelenmiştir. Modernitenin getirdiği evsizlik, eve sıkışmışlık hissi ile postmodernizmin yapısı içinde oluşan göç, nostalji, ev özlemi gibi yersizyurtsuzlaşmaya dair kavramlar tartışmaya açılarak bireyler üzerinde nasıl bir etki yaptığı irdelenmiştir. Alman filozof Martin Heidegger düşüncesindeki ikamet etme, yerleşme durumlarına bağlı olarak oluşan evsizlik hissi sıkıntı ile bağdaştırılarak sunulmuştur. Toplumsal cinisyet rolleri ile oluşan kamusal alan ile özel alan ayrımı incelenmiş kadının ev içine kapatılması ve ev içi emeğin görülmezliği üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte tüm bu kavramların sanat alanında nasıl kendine yer bulduğuna bakılmış, konu örnekler ile somutlaştırılarak anlatılmıştır.
  • Yayın
    İçgöç, nüfus yapısı ve fiyat farklılaşması: İstanbul örneği
    (Yıldız Teknik Üniversitesi, 2016-11-30) İnanç Tunçer, Özlem
    Göç olgusu her ne kadar demografik bir olgu olarak değerlendirilse de gerek ortaya çıkma nedenleri gerekse sonuçlar açısından ekonomi ile çok yakından ilgilidir. Bu nedenle göçün yerleşik nüfusun toplam refah üzerine olan etkileri araştırılırken, mal ve hizmet fiyatları üzerindeki etkilerinin de analize eklenmesi gerekmektedir. Ancak göç olgusu fiyat seviyelerini hem arz hem de talep yönünden farklı şekillerde etkileyeceğinden söz konusu etki ancak ampirik analizler sonucunda tespit edilebilir. Literatürde göç ile nihai malların fiyatlar arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar az sayıdadır. Bu çalışmada, İstanbul ilçeleri arasındaki fiyat farklılaşması ve İstanbul'a olan iç göçün bölgeler arasında ürün fiyatları farklılaşmasna olan etkisi analiz edilmektedir. Kullanlan veri setlerinin analizleri İstanbul'da ilçeler arasında mal ve hizmet fiyatlarının ciddi oranda farklılaştığını ortaya koymaktadır. Söz konusu farklılaşmanın özellikle hizmet sektöründe önemli olduğu görülmektedir. Çalışmanın göç-fiyatlar ilişkisini inceleyen bölümünün sonuçlar ise, uluslararası göçün fiyatlar üzerine olan etkisini araştıran literatür ile paralel şekilde, göç ile gelen nüfusun yerleşik nüfusa oran-fiyatlar ilişkisinin negatif olduğunu göstermektedir. Bu durum ise göç ile gelen nüfusun araştırma maliyetlerinin daha düşük olması nedeniyle fiyatların düşeceği varsayımına dayandırılmaktadır.
  • Yayın
    Uyum çalışmalarında göç ve sığınmacı anlatıları
    (Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023-12-22) Pandır, Müzeyyen
    Kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal uyum faaliyetleri kapsamında düzenlenen farkındalık yaratma ve bilgilendirme kampanyaları, topluma yeni katılan yabancılar hakkında olumlu algı yaratmayı ve yerel halkın yabancılara yönelik kabulünü desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, bu amaçla düzenlenen bilgilendirme faaliyetlerindeki göç ve sığınmacı anlatılarını incelemektedir. Özellikle Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından hazırlanan bilgilendirme amaçlı videolarda, sığınmacıların yeni katıldıkları toplumla ilişkilerine dair anlatılan hikayelerin içerikleri incelenmektedir. Akademik çalışmalar sıklıkla, sığınmacıların medya temsillerinde mağdur ve tehdit ikililiğinde temsil edildiğini, bu tarz temsillerin sığınmacıları pasif özneler olarak inşa ettiğinden onlara yönelik toplumsal algıyı da olumsuz yönde beslediklerini belirtmektedir. O halde, sığınmacılara yönelik farkındalığı ve kabulü arttırmayı amaçlayan bilgilendirme kampanyalarındaki anlatı ve mesajlar bu tasvirlerden ne kadar ayrışmakta, sığınmacılar ve göç, yerel halka hangi bilgilerle ve mesajlarla anlatılmaktadır? Çalışmanın bulgularına göre, Türkiye’de yaşayan sığınmacılar hakkında bilgi ve farkındalığı arttırmayı amaçlayan videolarda, sığınmacılara dair az miktarda bilgi paylaşılmaktadır. Sığınmacıların eğitim düzeyleri, uzmanlık alanları gibi bilgilerden çok, halkın, “farklı” olarak görülen insanları tanımasının önemine dair bazen didaktik bazen duygusal mesajlar paylaşılmaktadır. Dolayısıyla bu videoların temel görevi halkı bilgilendirmekten çok, topluma yeni katılanların iş ve çalışma ortamlarında kabul edilmeleri yönünde mesaj paylaşmak olarak gözlenmiştir. İkinci olarak, bu mesajlarda topluma yeni katılanların “farklılığı” çeşitli şekillerde tekrarlanmakta ve halka, farklılıklarla beraber yaşama olgusunun önemi ve değeri anlatılmaktadır. Birlikte yaşam teması toplumsal kabul ve huzurun sağlanması için yerinde bir mesaj olsa da, araştırmalara göre yabancıların yerel halk tarafından kabulünü destekleyecek doğru temsil biçimi farklılıklar yerine benzerliklerin öne çıkarılması ve ortaklıklar üzerinden mesaj verilmesidir. Bu açıdan, gruplar arasında kültürel farklılıkları vurgulayan uyum faaliyetleri, halk arasında sığınmacılara yönelik kültürel uzaklık algısını arttırabilir ve sosyal kabulün yaygınlaşmasına olumsuz katkı sunabilirler.