10 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 10
Yayın Effects of childhood trauma and clinical features on determining quality of life in patients with bipolar I disorder(Elsevier Science BV, 2014-06-20) Erten, Evrim; Funda Uney, Aslı; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Özdemir, Armağan; Fıstıkçı, Nurhan; Çakmak, DuranBackground: We explored how childhood trauma (CHT) affects the clinical expression of disorder and quality of life in patients with bipolar I (BP I) disorder.Methods: Euthymic patients (n=116) who subsequently received a diagnosis of BP-I disorder were consecutively included and were interviewed using the following sociodemographic and clinical data forms; Young Mania Rating Scale (YMRS), Hamilton Depression Rating Scale (HDRS), Childhood Abuse and Neglect Questionnaire (CANQ) and the 36 item Medical Outcome Study Short Form Health Survey (SF 36) The quality of life of BP-I patients with and without a history of CHT were examined.Results: The percentage of trauma was 61.2%. Patients who had CHT had higher frequencies of depressive episodes (t = -2.38, p=0.019), total episodes (t = -2.25, p=0.026), attempted suicide more often (chi(2)=18.12, p=0.003) and had lower scores on the pain subscale of Lhe SF 36 (z=-2.817, p=0.005). In patients with mixed or rapid-cycling episodes, SF-36 subscale scores except general health and pain were Found to be lower.Limitations: Our sample may fail to reflect the general BD population; the patients were included consecutively and consisted of a majority of female patients.Conclusions: CHT plays an important role in the clinical expression of BP-I disorder and having mixed/rapid-cycling episodes negatively affects both physical and mental components, as measured by the SF-36. While both males and females reported experiencing sexual abuse, female BP-I patients complained about pain more often. It is suggested that treatment of BP-1 patients with a history of CHT should differ from that provided for patients with no CHT history.Yayın Industrial revolutions and its effects on quality of life(PressAcademia, 2019-07-30) Koç, Tayfun Çağlar; Teker, SuatPurpose- This paper intends to put forward the historical perspectives of industrial revolutions and analyze the effcets of revolutions on the quality of life. Methodology- This research uses a review and analysis approach for the historical evolment of industrial revolutions in general. Findings- All industrial revolutions strongly affected the quality of life of people. However, the industry 4.0 has completely changed the way of living for every single paty, e.g. businesses, governmets, people. Conclusion- The new definition of internet-of-things looks to rule the new order of competetiveness in the World. The jobs have been recently created we never imagined ten years ago. Most jobs have started to disappear we never thought about. Technological innovation and advancement activities have a significant impact on international competitiveness.Yayın Ergenlerde adet öncesi gerginlik sendromu ile ruh hali sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkinin analizi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) kadınlarda zorluk yaşanan bir durumken, ergenlerde karşılaşıldığında, çocukluktan erişkinliğe geçişin getirmiş olduğu zorlukla birlikte baş etmesi daha güç bir hale gelebilmektedir. Literatür verileri incelendiğinde ise var olan çalışmalar ergenlerde adet öncesi gerginlik sendromunun varlığını sorgularken, bu durumun depresyon, yaşam kalitesi ve öfkeyle ilişkisini birlikte inceleyen sınırlı sayıda araştırma olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu araştırmanın amacı, 15-18 yaş arası ergenlerde sıklıkla rastlanan ruh sağlığı problemlerinden olan depresyon, yaşam kalitesi ve öfke düzeyinin, adet öncesi gerginlik sendromu ile olan ilişkisini analiz etmektir. Yöntem: 156 katılımcı ile yapılan araştırmada, Sosyodemografik Form, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Ergen Formu) ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler Pearson Korelasyon Analizi ve Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analiz adımları ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcılardan elde edilen verilere göre, adet öncesi gerginlik sendromu düzeyi arttıkça, depresyon (p<.01) ve öfke düzeyi (p<.01) anlamlı olarak artmakta ancak yaşam kalitesi düşmektedir (p<.01). Diğer yandan, bu çalışma geçmiş araştırmalarda sadece depresyon, öfke ve benzeri ruh sağlığı değişkenlerinin direkt PMS üzerindeki ilişkilerine odaklandıklarını göz önünde bulundurarak, ruh sağlığı değişkenlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini de incelemiş ve araştırma sürecinde medyatör (aracı) etki analizlerine de yer vermiştir. Araştırma bulgularına göre, yaşam kalitesi ve PMS arasındaki ilişkide, depresyonun (p<.01) ve öfkenin (p<.01) kısmi aracı etkisi ayrı ayrı değerlendirildiğinde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, depresyon ile PMS bağıntısında, öfkenin aracı etkisine bakıldığında öfkenin bağıntı üzerinde anlamlı bir kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür (p<.01). Sonuç: Araştırmanın bizlere en önemli katkısı, adet öncesi gerginlik sendromu olan bireylerin tedavisinde, öncelikle depresyon, öfke ve yaşam kalitesi boyutlarının kontrol edilmesi ve söz konusu değişkenler arası ilişkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiği olacaktır.Yayın Ergenlerde premenstrüel sendrom ile ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişki(Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2019-05-21) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Aktan, Zekeriya DenizPremenstrüel sendrom, 15-18 yaşlar arasındaki genç kızların sıklıkla karşılaştığı psikolojik ve fizyolojik bir rahatsızlıktır. Bu çalışmanın amacı premenstrüel sendromun yaşam kalitesi, öfke ve depresyon düzeyi ile ilişkisinin araştırılmasıdır. 156 kız lise öğrencisinin katılımı ile mevcut okul ortamında yapılan araştırmada, Sosyodemografik Form, Premenstrüel Sendromu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre premenstrüel sendromu düzeyi arttıkça, depresyon ve öfke düzeyi anlamlı olarak artmakta ancak yaşam kalitesi düşmektedir. Ayrıca yaşam kalitesi ve premenstrüel sendromu arasındaki ilişki depresyonun ve öfkenin kısmi aracı etkisi ayrı ayrı değerlendirildiğinde anlamlı bulunmuştur. Depresyon ile premenstrüel sendromu bağıntısında öfkenin bağıntı üzerinde anlamlı bir kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak premenstrüel sendromu olan bireylerin tedavisinde, öncelikle depresyon, öfke ve yaşam kalitesi boyutlarının kontrol edilmesi ve söz konusu değişkenler arası ilişkiler gözardı edilmemelidir.Yayın Pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2020-06-18) Ayhan, Ayşe Sena; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu çalışmanın amacı pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın olası aracı etkisini analiz etmektir. Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 9-12 yaşları arasındaki astımlı çocuklar oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan stres, bilinçli farkındalık ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmek için Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği, Çocuk ve Ergen Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Pediatrik Astımda Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Astım kontrolü hakkında bilgi edinmek için 4-11 yaşlarındaki çocuklar için Çocukluk Çağı Astım Kontrol Testi ile ?12 yaş çocuklar için Astım Kontrol Testi kullanılırken hekimler tarafından da aynı zamanda GINA kriterleri ile çocukların astım kontrol düzeyleri belirlenmiştir. Araştırmanın ana hipotezlerinin analiz edilmesi sürecinde doğrusal hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Temel hipotezlerin incelenmesi neticesinde algılanan stres ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide (p=-,474), algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan belirtiler arasındaki ilişkide (p=-,399) ve algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan duygusal işlev arasındaki ilişkide (p=-,514) bilinçli farkındalığın kısmi aracı rolünün olduğu belirlenmiştir. Yaşam kalitesinin alt boyutlarından biri olan faaliyet kısıtlanması ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı bir korelatif ilişkinin çıkmaması (p=,136) nedeniyle algılanan stres ile faaliyet kısıtlanması arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolü incelenememiştir.Yayın A health status and quality of life assessments among morbid and super morbid obese patients seeking bariatric surgery(Springer, 2014-08-26) Deveci, Ezgi; Yücel, Başak; Sertel Berk, Hanife Özlem; Barbaros, Umut; Türker, Fulya[No abstract available]Yayın Mindfulness in the relationship between perceived stress and quality of life in pediatric asthma(İstanbul Üniversitesi, 2023-03-27) Ayhan, Ayşe Sena; Aktan, Zekeriya Deniz; Ülker Tamay, ZeynepObjective: The purpose of this study is to analyze the possible mediatör effect of mindfulness in the relationship between perceived stress and quality of life in pediatric asthma. Material and Method: The sample of this study consisted of 100 asthmatic children aged between 9-12 years who applied to the outpatient clinic of Istanbul University, Istanbul Faculty of Medicine, Division of Pediatric Allergy. Sociodemographic information forms, Perceived Stress Scale in Children (8-11 years), Child and Adolescent Mindfulness Measure (CAMM), and Pediatric Asthma Quality of Life Questionnaire (PAQLQ) were used as data collection tools. Linear hierarchical regression analysis was used during the process of analyzing data. Results: It has been identified that mindfulness has a partial mediatör effect on the relationship between perceived stress and quality of life (p = 0.000). The presence of a partial mediator effect of mindfulness has been determined in the relationship between perceived stress and symptoms which is the subscale of quality of life (p = 0.000). Finally, it has been demonstrated that mindfulness has a partial mediator effect on the relationship between perceived stress and emotional function which is another subscale of quality of life (p = 0.000). The mediating role of mindfulness in the relationship between perceived stress and activity limitations could not be analyzed due to the lack of a significant correlation between activity limitations which is the subscale of quality of life and mindfulness (p=0.178). Conclusion: It can be helpful to add psychotherapy interventions involving mindfulness practices to asthma treatment for better control of the disease in children.Yayın Kekemeliği olan ve olmayan 18-24 yaş arası bireylerin erken dönem uyumsuz şemaları ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkide şema başa çıkma stratejilerinin aracı rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-25) Özkan, Nilüfer; Ünver, Buket; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, PhD (Doctorate) Program in Clinical PsychologyBu araştırmada, kekemelik tanısı olan ve olmayan 18–24 yaş arası geç ergenlik dönemindeki bireylerde, erken dönem uyumsuz şemalar ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide şema başa çıkma stratejilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmaya 103’ü kekemelik tanısı olan, 110’u olmayan toplam 213 kişi katılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖKF3), Şema Başa Çıkma Ölçeği, Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Ki-kare testi, Bağımsız Gruplar T-Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve SPSS Process Macro v4.2 (Model 5) kullanılmıştır. Bulgular, “zedelenmiş otonomi”, “zedelenmiş sınırlar”, “aşırı uyarılmışlık” ve “kopukluk” şema alanlarının yaşam kalitesi üzerinde anlamlı ve negatif etkileri olduğunu; teslimiyet ve kaçınma stratejilerinin bu ilişkide aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Aşırı telafi stratejisinin ise aracılık etkisi bulunmamıştır. Ayrıca kekemelik tanısının, yalnızca "zedelenmiş sınırlar" şema alanı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide düzenleyici (moderatör) bir rol üstlendiği belirlenmiştir. Yaşam kalitesi düzeyi, demografik ve klinik değişkenler açısından da değerlendirilmiştir. Kekemelik tanısı, cinsiyet ve kronik hastalık öyküsüne göre yaşam kalitesi düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak psikiyatrik veya psikolojik rahatsızlık tanısı olan bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin, bu tanıya sahip olmayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Psikolojik destek alma durumu ise yaşam kalitesi açısından anlamlı bir fark yaratmamıştır. Ek olarak, cinsiyet ile kekemelik tanısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş; erkek bireylerde kekemeliğin görülme oranının kadınlara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi açısından, kekemelik tanısı olan bireylerin eğitim seviyelerinin görece daha düşük olduğu belirlenmiş ve bu durum kekemeliğin akademik yaşama olası olumsuz etkilerine işaret etmektedir. Çalışma durumu ile kekemelik arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış olsa da literatür bu ilişkinin bireysel ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Bu bulgular, kekemeliğin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda sosyal ve mesleki işlevsellik üzerinde de çok boyutlu etkiler doğurabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, kekemeliğin yüzeyde gözlemlenebilen bir konuşma bozukluğuna indirgenemeyeceğini; bireyin derin psikolojik yapısı, şemaları, bu şemalarla baş etme biçimleri ve psikiyatrik geçmişi gibi çok katmanlı içsel dinamiklerle şekillendiğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle teslimiyet ve kaçınma gibi başa çıkma stratejilerinin yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olması, psikolojik müdahalelerde yalnızca semptomlara değil; bu semptomların kökeninde yatan bilişsel ve duygusal yapıya odaklanılması gerektiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, şema terapisi gibi yapısal yaklaşımlar, kekemelikle başa çıkan bireylerin yaşam kalitesini artırmada önemli ve dönüştürücü bir potansiyel taşımaktadır.Yayın Healing through art: a systematic review and meta-analysis of art therapy in children and adolescents with chronic illnesses(Taylor and Francis Ltd., 2025-11) Yıldız, Ecemnur; Akçinar, Berna; İnci Namlı, NurChildren and adolescents with chronic illnesses face elevated risks of psychological difficulties, including anxiety and reduced quality of life (QoL). Art therapy (AT) has emerged as a promising intervention. This study systematically reviews and analyzes the effectiveness of AT in improving QoL, anxiety, and pain in this population. A comprehensive search identified a total of 12 randomized controlled trials from 2000 to 2024, including 408 participants aged 0–18. Data were analyzed using Hedges’ g and a random-effects model. Quality assessments followed the Cochrane Risk of Bias 2 (RoB2) tool. Subgroup analyses explored potential moderators. QoL was analyzed separately by child and parent reports. AT showed a moderate, significant effect on child-reported QoL (Hedges’ g =.40, 95% CI [0.27; 0.53], p =.001) but a non-significant effect in parent reports (Hedges’ g =.43, 95% CI [−.03; 1.20], p =.21). A significant large effect was found for pain reduction (Hedges’ g = –.63, 95% CI [−1.19; −0.07], p =.03). For anxiety, AT had a large but non-significant effect (Hedges’ g = –.71, 95% CI [−2.24; 0.82], p =.23). Heterogeneity was substantial, but no significant publication bias was detected. AT appears promising for enhancing QoL, reducing pain in children with chronic illnesses. Further studies are needed to strengthen evidence and clarify clinical applications.Yayın Witnessing the end, supporting the living: A qualitative study of palliative caregiving in end-of-life patients in Türkiye(Cambridge University Press, 2026-02-11) Sert Yurdakul, Selin; Erbay Erşen, Merve; Özel, DilaraObjectives. Palliative care seeks to enhance the quality of life for individuals with serious illnesses and their families by addressing physical, emotional, and psychological needs. This phenomenological study examines the lived experiences of 8 caregivers in palliative care settings in Türkiye, focusing on the challenges they face, the coping mechanisms they employ, and their reflections on the caregiving role. Special emphasis is given to both psychological and somatic signs of stress, along with the possible advantages of body-oriented resilience techniques. Methods. Using a phenomenological qualitative design, semi-structured interviews were conducted with 8 caregivers providing care to relatives in a hospital-based palliative care unit. Data were collected between February and April 2023 and analyzed through conventional content analysis. Results. Four central themes emerged from inductive coding: harmony in healing, navigating difficulties, resilience in palliative care, and reflections on the finite. The findings reveal a dual reality: palliative caregivers derive meaning and satisfaction from compassionate connections, high-quality clinical care, and peer support, yet they also endure significant burdens, including emotional strain, physical exhaustion, disrupted daily routines, and shifting relational dynamics. Anticipatory grief and chronic stress responses were prevalent, frequently manifesting in both psychological and somatic forms (e.g., sleep disturbances, muscle tension, and autonomic arousal). Despite these challenges, palliative caregivers employed spiritual beliefs, peer interactions, and self-care routines as resilience strategies. Significance of results. The mind–body challenges identified in the study emphasize the need for interventions that focus on self-regulation and resilience, including body-oriented approaches that strengthen internal resources, regulate stress responses, and encourage adaptability. Incorporating such approaches into group-based settings may improve mutual support and enhance both individual and relational well-being. The study highlights the importance of comprehensive, caregiver-centered support systems to reduce burden and improve the overall quality of palliative care.












