8 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 8 / 8
Yayın Türkiye baskı resim sanatında İmoga Müzesinin yeri ve önemi(Işık Üniversitesi, 2022-09-20) Yıldırım, Bülent; Güneş, Yunus; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans ProgramıDünya çapında müzeler farklı yapılar ve içerik ile oluşturulduğu, ziyaretçilerine farklı deneyimler yaşattığı, koleksiyon ve yapısal yönü ile zengin ve renkli alanlara sahip olduğu görülmektedir. Bu farklılıklar arasında grafik sanatlarına ve tasarımını dair koleksiyonu olan müzelerinin sayısının az olmasının yanında etkili ve merak uyandıran niteliktedir. Bu müzeler arasında baskı resim sanatını merkezine alan ve koleksiyonlarını da bu alanda genişleten ve zenginleştiren tasarım müzeleri, yalnızca koleksiyonlara dair değil, eğitim merkezli yaklaşımlar ile sanata destek olma niteliğindedir. Baskı resim konusunda çağdaş ve geleneksel eserlerin olduğu müze koleksiyonları, tarihsel gelişim yönüyle de grafik alanında zengin bir arşiv bulunmaktadır. Dünyanın özgün ve sayılı baskı resim koleksiyonuna sahip olan İMOGA, koleksiyonundaki yabancı ve Türk sanatçılara ait 30’un üstünde sanatçı ve 5000’nin üzerindeki eseri bağış ve satın alma yolu ile müze koleksiyonuna ekleyerek 200’ün üstünde eserden dolayı Türkiye’nin öncü, özgün ve tek baskı müzesidir. Bu çalışma ürk baskı resim sanatında IMOGA müzesinin yerini ve önemini araştırmaktır. Baskı resim 15. Yüzyıldan bu yana uygulanan bir teknik Türkiye’de Avrupa’da gelişerek ve yeni teknikler eklenerek özgün bir özellik kazanmıştır. IMOGA Türkiye’de baskı resminin gelişmesi sürdürülmesi ve yaşatılması için öneli bir kurum olarak görüldüğünden dolayı bu çalışmada kaynak taraması yapılarak dokümanlar analiz edilmiştir. Yapılan araştırmalarda baskı resim sanatının varlığını sürdürmesindeki IMOGA’nın yeri ve önemi tartışılmış ve incelenip yorumlanmıştır.Yayın Sanat-toplumsallaşma ilişkisinde Türkiye’de sanat köyü oluşumlarının resim sanatı üzerinden incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2023-06-22) Erkorol Özölçer, Özlem; Önkal, Güncel; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans ProgramıBu tezde 1950’ler sonrasında Türkiye’deki toplumsal değişime ve dönüşüme paralel olarak resim sanatında yaşanan gelişmeler ve kuramlar doğrultusunda kırsaldaki toplum tarafından algılanmasının azalmasının nedenleri araştırılmış ve resim sanatı özelinde “sanat köyü oluşumları” nın katkılarını incelenmiştir. Tez çalışması bir yanıyla resim özelinde sanatın toplumsal alımlanmasında kent dışı toplumsallaşma biçiminin nasıl farklılaştığını ve ayrıca sanat faaliyeti çerçevesinde organize edilmiş ve kurumsallaşma yolundaki sanat köyü oluşumlarının gerek sanat kuramları gerek toplumsal kuramlar açısından nasıl incelendiğini göstermektedir. Böylelikle sanat köylerinin işlevi, sanat-toplum bağlantısında resmin somut gösteren olarak oynadığı rol ve alımlanmasındaki “sosyal hazır bulunuşluk” ile bu durumu etkileyen etmenler sanat kuramı, resim sanatı ve sanat sosyolojisi açısından değerlendirilmiştir. Günümüzde çağdaş toplumun sanat eğitimi ile kültür seviyesinin yükseltilmesi ve aynı zamanda sanat yolu ile kalkınmasının yolu aranmaya başlanmıştır. Erken Cumhuriyet döneminde Köy Enstitülerinde, sanat eğitimine ve sanatsal etkinliklere önem verilmiştir ve toplumsal hareket özelliği kazanmıştır. Köy Enstitüleri sadece Türkiye'de kırsalın eğitim, kültür ve sanat seviyelerini yükseltmek, köy ve köylü sorunlarını çözümlemek konusunda en güçlü etkiyi bırakan modelleme olmamış aynı zamanda dünyanın birçok ülkesinde de bu konuda incelemeler ve araştırmalar yapılarak çok başarılı bulunmuştur. Ancak siyasi ve toplumsal gelişmelerle bu kurum kapatılmıştır. Sanat eğitimi alanında oluşan bu boşluk örgün ve yaygın eğitim sistemleri kapatılmak istense de özellikle kırsal alanda başarı sağlanmamış olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda toplumsal dönüşüme de pozitif yönde katkı sağlayacağı düşünülen ve eğitim dışı kurumlar olarak rol üstlenen “Sanat Köy” leri düşüncesi oluşmaya başlamıştır. Köy yaşantısı ve köylüler; Türk Resim Sanatında ve Sanatçılarda kalıcı bir etki yaratmıştır. Sanatın yaygınlaşmasına model oluşturacak olan Sanat köylerinde sanatçılar tarafından yapılacak resim çalışmalarının, yerleşik topluma ifade edilmesi, düşündüren, sorgulayan, eleştiren ve içsel zenginliği ortaya koyan bakış açısının anlatılması, sergilenmesi ile yerel halkın güncel sanatı daha iyi anlamasına olanak sağlayacaktır. Ayrıca başlangıç seviyesinde resim eğitimi verilerek ortak çalışmaların düzenlenmesi ile Halk; sohbetlerle, seminerlerle ve düzenlenen festivaller ile bilinçlendirileceklerdir. Böylelikle toplumun sanattan uzaklaşmasında tespitini yapmış olduğumuz unsurlar; beldelerin Kültür ve sanat ile dönüştürülerek eğitilmesi ve kalkındırılması ile azalacaktır. Yurt dışında da örnekleri farklı olan sanat köyleri ülkemiz de yayılmaya başlamış ancak daha çok sanatçıların belli bir dönem için kent yaşamından kaçışına imkân veren ve sanat faaliyetlerinin ticari amaçla yürütüldüğü, izleyicilerinde dönemsel olarak ziyaretçi oldukları alanlar olarak yer almaktadırlar. Bu tez de çalışılan Sanat Köyleri düşüncesinde, beldelerin özelliklerine göre edinmiş oldukları kültürel unsurların, sanat yolu ile üretilerek beldenin sanat köyüne dönüşümü ile kalkınmasının da mümkün olabileceği dolayısıyla da toplumun sanat bilgisinin çoğalarak özellikle resim sanatı alanında kırsal kesim özelinde çağdaş sanatı anlamada geri kalmışlığın önüne geçilebileceği ve böylelikle de yeni piyasaların oluşabileceği iddiasına cevap aranmıştır.Yayın Monster Chetwynd’in eklektik sanat anlayışında hayatın olumlanması olarak neşe(Işık Üniversitesi, 2023-04-25) Çuhacı Yalçın, Zehra; Koyunoğlu, Eren; Direk, Zeynep; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans ProgramıBu çalışmada, çağdaş bir İngiliz sanatçı olan, Monster Chetwynd’in sanatı ve sanatçı kimliği hayatın olumlanması olarak neşe sorunsalı kapsamında değerlendirildi. Sanatçının sanat pratikleri, farklı mahlaslar kullanarak ürettiği eserleri ve yirmi yıllık kariyerinde gösterdiği değişim ve gelişim incelendi. Günümüz politikalarını “açıkça politik olmadan” eleştiren sanatçının ekopolitika ve sosyal politikalara yaklaşımı değerlendirildi. Kaos ortamından neşe olgusunu kullanarak sanatın iyileştirici ve dönüştürücü gücüyle çıkılacağını düşündüğü felsefi söylemini dayandırdığı filozoflar araştırıldı. Spinoza, Nietzsche ve Bergson’da neşe olgusunun kullanımı incelendi. Spartacus, Marvin Gaye ve en son Monster olarak anılan sanatçının eserlerini üretim teknikleri saptandı. “Sabırsızca” gündelik malzemeden brikolaj tekniği ve sürdürülebilir malzemeler kullanarak eserler ürettiği gözlemlendi. Filozof bir sanatçı olarak çalışıp, hayatı neşe ile olumlayarak dönüştürme çabası canavar metaforu ve sosyal heykel kavramı üzerinden değerlendirildi. Çağdaş sanatın üretim metodlarını ustaca kullanarak, eserlerinde antikiteden günümüze kültürü oluşturan tüm öğelerden faydalanarak tarihin ikonik eserlerini bir terzi maharetiyle yamalayarak tekrar üretime koyması gözlemlendi. “Madem, durdurun inecek var diyemiyoruz o zaman hep birlikte dünyayı yaşanabilecek bir yer yapalım” tezi üzerinde duruldu. 1980’lerin punk kültüründen ve pop kültüründen ve D.I.Y. kültüründen yola çıkan sanatçının, eserlerini çağdaş sanat ve felsefe ile dokuyarak yol gösterici ve dönüştürücü bir sanat formu yaratma yönündeki gayreti değerlendirildi. Sanatçının eserlerinde ilişkisel sanattan beslendiği gözlemlendi. Katılımcı ve izleyicilerini teatral gösterilerine davet ederek aynı anda önceden kısaca kurgusunu verdiği canlı aktivitelere yöneltme ve akışı değiştirmeyi önceleme metodu incelendi. Potlaç (Generosity) geleneğinden esinlendiği gözlemlendi. Sanatçının absürt ve grotesk öğeler taşıyan teatral matineli gösteriler düzenleyerek neşe olgusunu bir yerden bir yere sürekli bir devinim içinde çok üretken bir şekilde taşıyabiliyor olma niteliği irdelendi.Yayın Michel Foucault’nun “Öznel” ve “Yeni” kavramları ışığında “Las Meninas” ve “Narcissus”a bakış(Işık Üniversitesi Yayınları, 2025-07-25) Karakaya, DenizBu araştırmada, Michel Foucault’nun felsefesinde, özne ve iktidar ilişkileri ekseninde, öznel deneyimin hâkim söylem aracılığıyla kurularak bireyi tanımlaması ve özgürlüğü sınırlandırması olgusu ele alınmıştır. Foucault’nun, insanın, siyasi boyutları ile tarihsel olarak dayatılan kimliklerden sıyrılarak özgürlüğünü geri kazanabilmesi için önerdiği; karşı özneleşme ile yeni söylemler inşa etme ve yeni öznellikler kurma düşüncesi incelenmiştir. Bu bağlamda, resmedildiği çağda bir söylem değişikliğine neden olan, Foucault’nun da hakkında yazdığı Diego Velázquez’in Las Meninas eserinin, Pablo Picasso ve Salvador Dalí tarafından yeniden üretilmeleri, betimsel ve yoruma dayalı bir yaklaşımla çözümlenmiştir. Araştırmada, klasikleşmiş bir sanat eseri olan Las Meninas’ın, yorumlandığı çağın sanat anlayışının söylemi doğrultusunda yeniden kurularak; karşı özneleşmesini ve yeni bir öznellik sürecini nasıl gerçekleştirdiğinin, Foucault’nun felsefesine dayanan teorik çerçevede ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır.Yayın Soyut resimde imgenin arketipsel kökeni ve semboller(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-23) Karakaya, Deniz; Hatipoğlu, Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's ProgramAraştırma, soyut resimde tekrar eden imgelerin; okültizm, diyalektik felsefe, evrensel simgecilikler ve analitik psikolojideki kavramlarla olan ilişkisini ele almaktadır. Araştırmada; Spiritüalizm, Teozofi ve Antropozofinin; erken dönem soyut resmin öncüleri Hilma af Klint, Piet Mondrian, Wassily Kandinsky, František Kupka ve Kazimir Maleviç’in sanat anlayışlarını ne yönde etkilediği analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, soyut resimdeki imgelerin salt estetik nitelik taşımadığı; metafizik, felsefi ve psikolojik bir arka plana sahip olarak bilinçli bir tercih doğrultusunda kurulduğu savunulmaktadır. Bu bağlamda; imgelerin hangi ontolojik ya da metafizik kaynaklara dayanmakta olduğu incelenmiştir. Soyut resmi etkileyen okült hareketlerin kökenindeki Hermetizm, Gnostisizm, Platonizm, Neoplatonizm, Doğu Mistisizmi, Kabala ve Simya gibi kadim öğretilerin, aynı zamanda modern felsefe ve modern psikoloji üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Sanat, felsefe ve psikolojiyi ortak bir tema ve temsiliyet üzerinden birleştiren düşünce sistematiği ve sembolizm yapısı araştırılmış; kolektif bir bilinç alanından kaynaklandığı düşünülen evrensel simgeciliklerle benzerlik taşıyan imge, sembol ve arketiplerin, analitik psikoloji kuramı ile nasıl açıklanabileceği sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırmanın amacı; modern sanat kadar, modern felsefe ve modern psikolojiyi de etkileyen ve yüzyıllar içerisinde ezoterik gelenekler aracılığıyla aktarılan evrensel sembolizm bilgisinin; kolektif bilinçdışında mevcut olarak, özellikle sanatın her döneminde tezahür ettiğini, insanın psişesinde bulunan arketiplerle bağlantılı olduğunu ve soyut resimde imgenin üretimine kaynaklık ettiğini ortaya koymaktır.Yayın Büyülü gerçekçiliğin kavramsal sorunsalı ve resim sanatındaki yorumu(Işık Üniversitesi, 2023-05-25) Ergene, Özlem; Koyunoğlu, Eren; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's ProgramBüyülü Gerçekçilik, edebi bir akım olarak Latin Amerika kökenlidir ve resim sanatında da bir terim olarak da sıklıkla kullanılmaktadır. Resim alanında Büyülü Gerçekçilik ilk olarak Almanya’da 1919-1933 yılları arasında Weimar döneminde kendini göstermiştir. Weimar dönemi resim sanatı, sanatçıların toplumsal, politik ve kültürel değişimlere yanıt olarak çeşitli tarzlar ve estetik arayışlarla geliştirdikleri bir dönemdir. Bu dönemde Yeni Nesnelcilik (Neue Sachlichkeit) hareketi içinde ele alınan bu kavram, sanat tarihinde net bir tanımlama kazanamamıştır. Bu tez içerisinde, Büyülü Gerçekçi teriminin ortaya çıkışını sağlayan Alman sanat eleştirmeni Franz Roh'un kuramı detaylı bir şekilde ele alınmış, Büyülü Gerçekçi olarak adlandırılan sanatçıların eserlerine yer verilmiştir. Büyülü Gerçekçilik'in edebi alandaki uygulamaları da incelenerek, resim bağlamındaki ortak özellikler ve farklılıklar irdelenmiştir. İtalya’da Metafizik hareketi ile ilişkilendirilen bu eğilim, Nazi dönemi sonrası sanatçıların Amerika kıtasına göç etmesi ile farklı coğrafyalarda gelişimini sürdürmüştür. Latin Amerika'nın zengin kültürel dokusu ve siyasi etkileri, Büyülü Gerçekçilik akımının hem edebiyat hem de resim sanatında gelişimi için uygun bir zemin oluşturmuştur. Büyülü Gerçekçilik, Amerikan sanatının eyleme ve formalizme dayalı yapısı içinde figüratif bir tarzı benimsemesi nedeniyle kendini konumlandırma sürecinde zorluklarla karşılaşmıştır. Kültürlerarası etkileşim ile, Büyülü Gerçekçi yaklaşımlar farklı isimler altında adlandırılmış ve anlamlar kazanmıştır. Büyülü Gerçekçilik kavramı bağlamında değerlendirilebilecek öğelerin belirlenmesi konusunda bir epistemolojik belirsizlik mevcuttur. Geçmişte ve günümüzde, Büyülü Gerçekçilik başlığı altında önemli sanat kurumları sergiler düzenlemiştir. Ancak, burada yer alan sanatçıların sınıflandırılmasında belirleyici bir faktör bulunmamaktadır; zira her biri kendi içerisinde farklı yaklaşımları sergilemektedir. Tezde, Büyülü Gerçekçilik yöneliminin resim sanatındaki belirsiz durumuna sebep olan değişimler ve terminolojik karmaşa ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, tüm bu kavramsal sorunların cevaplarını bulmak ve Büyülü Gerçekçilik'in sanat tarihi içindeki yerini belirleyebilmektir.Yayın Endüstri toplumundan enformasyon toplumuna geçişte kitle iletişim araçlarıyla dönüşen sanatın sanallaşması(Işık Üniversitesi, 2023-07-22) Akıncı, Pınar; Hatipoğlu, Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's ProgramSanat, insanlık tarihi boyunca toplumun gelişimine paralel olarak sürekli evrim geçiren bir alan olmuştur. Her dönemde, kendine özgü kitle iletişim araçları ve teknolojileri kullanarak yeni dengeler oluşturmuş ve sanatın dönüşümüne katkı sağlamıştır. Bu tez çalışmasında, Endüstri toplumu döneminden günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçte, kitle iletişim araçlarında yaşanan dönüşümün sanata, sanatçıya, izleyiciye ve toplumun yapısına olan etkileri ve oluşturduğu kültürel farklılıklar incelenmektedir. Giriş bölümünde, tezin amacı ve kapsamı belirtilerek konunun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, endüstri toplumundan günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçteki teknolojik ve toplumsal değişimlerin sanat üzerindeki etkisi açıklanmıştır. İkinci bölüm, popüler kültür, kültür endüstrisi ve kitle kültürü kavramlarının açıklanmasıyla başlamıştır. Bu kavramlar, çalışmanın temelini oluşturmakta ve kültüre dair çözümlemeyi sunmaktadır. Üçüncü bölümde, endüstri toplumunda icat edilen geleneksel kitle iletişim araçlarının sanatı eski bağlamından koparıp, teknolojinin olanaklarıyla nasıl yeniden üretilebilir hale getirdiği incelenmiştir. Sanata ve kültüre olan toplumsal bakış açısındaki değişimler düşünürler ve iletişim kuramcılarıyla birlikte sosyolojik bağlamda ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, enformasyon toplumu döneminde kitle iletişim aracı olarak internetin, yeni medya teknolojileriyle sanatı nasıl sanallaştırdığı ele alınmıştır. Aynı zamanda, önceki bölümlerde bahsedilen kuramcıların teorileri ışığında belirli sanatçıların eserleri yorumlanarak, sanatın endüstriyel üretimden dijital üretime geçişinde karşılaşılan sorunlar, sanat eserlerinin gerçekliği ve özgünlüğü gibi konular da tartışılmıştır. Sonuç bölümünde, elde edilen bulgular özetlenmiş ve kitle iletişim araçlarının sanata ve topluma olan etkileri üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca, çalışmanın katkıları ve sınırlılıkları vurgulanarak, ileri araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Bu tez çalışması, sanatın tarih boyunca süregelen evrimini ve kitle iletişim araçlarının sanat üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek, okuyuculara sanat ve iletişim alanındaki önemli dönüşümleri anlamalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir.Yayın Kinetik sanatta hareket, zaman ve mekanın süreçsel etkileşimli inşası(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026-01-13) Çakır, Mehtap; Hatipoğlu Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's ProgramSanat, insanoğlunun var oluşundan bu yana dünya üzerinde çeşitli şekillerde evrim geçirmiştir. 19. yüzyılın getirdiği yenilikler ve hızla gelişim gösteren teknolojinin etkisiyle kendisini yeniden güncellemiştir. Bu çerçevede çağımızın getirdiği teknolojik olanaklar göz önünde bulundurulduğunda; sanatın ve sanat eserinin değişen anlamı, sanatın evrimi açısından önemli bir konumdadır. Bu tez çalışmasında, söz konusu değişim; kinetik sanatta hareket, zaman ve mekan algısı ile izleyici etkisi üzerinden bir bağ kurarak gözlemlenmiştir. Sanatta yaşanan bu evrime, çeşitli sanatçıların eserleri incelenerek dönemin önemli felsefecileri ve sanat eleştirmenlerinin düşünceleri rehberliğinde bir anlatı sunulmuştur. Bu çalışmada, kinetik sanat özelinde; geleneksel sanat anlayışının evrimine ve bu evrimin dönüşen etkileşimli sürecine yakından bakarak katkı sunmak hedeflenmiştir. Aynı zamanda sanatta oluşan bu değişime; yerli ve yabancı sanatçıların eserleri üzerinden bir karşılaştırma yapılması sonucunda ulaşılan etki yansıtılmıştır. Kinetik sanat, hareketin sanat eseri üzerinde yarattığı etkiyi, izleyici algısı ile birleştirmiştir. Bu birleşim doğrultusunda çeşitli değişimler gösteren sanatın anlamına dikkat çekmiştir. Böylelikle kinetik sanat, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak onu sanat nesnesinin ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir. Sanatta yaşanan bu yeni biçim anlayışı, hareket ve izleyicinin konumu ile sanatın anlamını yeniden dönüştürmüştür. Böylece sanat nesnesi, sabit olan tek bir anlamdan çıkarak izleyicinin mekansal ve zamansal katılımıyla sürekli değişim gösteren çok katmanlı bir deneyime olanak sağlamıştır. Bu sayede kinetik sanat özelinde bir araya gelen sanat nesnesi ve izleyici arasındaki bağın dönüştüğü ve sanat nesnesinin ortamın kendisiyle bütünleştiği gözlemlenmiştir. Buradan hareketle teknolojinin etkisi altında üretilen sanat eserlerinin, içinde bulunulan dijital çağa büyük bir hızla uyumlanarak dönüşüm göstereceği ve gelecekteki sanatçıların bakış açılarını genişleteceği gibi sanatın bu yöndeki anlamının sınırlarını da bir hayli zorlayacağı öngörülmüştür.












